Zeki Alpan - Yeşilçam'ın sihirli elleri

Yayın Tarihi : 10 Nisan 2017
4256
Türk sinemasının gizli kahramanlarından olan Zeki Alpan, aktördür, senaristtir, rejisördür. Ancak daha da önemlisi birçok karaktere son şeklini veren, Yeşilçam'ın en usta makyörüdür.

 

Yeşilçam'ın en önemli makyörü olan Zeki Alpan, aynı zamanda Muhterem Nur, Serpil Gül ve Suzan Avcı gibi yıldızları ilk kez kamera karşısına çıkarmış isimdir.Beyoğlu'nun arka sokaklarında birbirleriyle iyice içice girmiş evlerden birindeyiz. Her basamağı sallanan karanlık bir evin merdivenini tırmanıyoruz. Bir kapı açılıyor. Karşımızda yıllardan beri film setlerinden aşina olduğumuz bir yüz, Zeki Alpan var.

Zeki Alpan, tabir yerindeyse Türk sinemasının da, Türk tiyatrosunun da en eskilerinden.

- «1908'de İstanbul'da, Gümüşsuyu'nda doğdum» diyor Zeki Alpan; «Bizim zamanımızda öyle ortaokul, lise gibi tabirler yoktu. Gülşen-i Maarif İdadisi'nin sonuna kadar okudum. Sonra şimdikilerin 'sanat' dedikleri hayat başladı. Amatörlüğü bir yana koyacak olursanız profesyonel olarak tiyatro hayatım 1926'da Millet Tiyatrosu'nda başladı. O zamanlar rahmetli Naşit'in yanında çıraktık. Hey gidi günler hey! Neyse, efendim uzatmayalım, sonra seneler geçti. Bu işte iyice piştik, kendi başımıza gruplar kurduk, Anadolu'da turnelere çıktık. Hafızamda doğru kalmışsa 1942-43 sıralarında Muammer Karaca ve Safiye Ayla ile Tepebaşı'nda Alabanda revüsünde oynadım. Sonra Ses Opereti, tekrar Muammer Karaca ve son olarak Turgut Demirağ'ın And Tiyatrosu'nda sahneye konulan İstanbul Efendisi'nde 'Hacı Mimi" rolü...»

Zeki Alpan'ın çok zengin bir fotoğraf arşivi var. Bütün geçmiş günler bu fotoğraflarla canlanıyor...- «Sinema ile tanışıklığınız ne zaman başladı?» diye soracak oldum.

- «O da çok eski» diye cevap verdi Zeki Alpan; «İlk defa Muhsin Ertuğrul'un rejisini yaptığı 'Karım Beni Aldatırsa' filminde sinema ile dost olduk. Yıl 1933... Bu arada tiyatro ile ilişkilerimi de devam ettiriyordum. 1950-51 yıllarında birçok filmin senaryosunu yazdım, rejisini yapıp oyuncu olarak rol aldım. Yıllar boyu bu gözler neler görmedi, bu kulaklar neler işitmedi?»

Zeki Alpan anlattıklarının etkisi altında sanki o yılları tekrar yaşıyor gibiydi. Yersiz ve zamansız sorularla bu havayı dağıtmamak en iyisiydi. Zeki Alpan aynı heyecanla devam etti:

- «Yeşilçam'la fazla içli dışlı olmayanlar bu söyleyeceklerimi pek bilmezler. Nereden bilecekler ki, Zeki Alpan'ın Muhterem Nur, Suzan Avcı, Serpil Gül, Özcan Tekgül gibi şöhretleri ilk defa kamera ile tanıştırdığını, sahneye çıkardığını? Ne bilecekler, elleri ile yeni yeni insanlar yarattığını?»

Konu böylece kendiliğinden makyaja gelmişti.

Tarihi birçok karaktere şeklini veren Zeki Alpan, Kayhan Yıldızoğlu'na makyaj yaparken....- «Sinema ve tiyatro oyunculuğunun yanısıra makyör olmak nereden aklınıza geldi?» diye sorduk...

- «Biraz bu odaya gelir misiniz?» dedi Zeki Alpan. Yan odaya geçtik... Bir konsol, üzerinde bir ayna, hemen yanında bir yazı masası ve bir sürü de paket var. Her yer makyaj malzemeleri ile dolu. Çeşit çeşit, boy boy makyaj malzemeleri, kalemler, patlar, pudralar, peruklar, maskeler...

Zeki Alpan, «İşte benim dünyam» diyor ve devam ediyor:

- «Bu meslek bende önce bir merak, bir hobi olarak haşladı. Boyalarla, maskelerle, peruklarla çok ilgilendim. Tiyatroda yaşadığım en zevkli anlar, aynanın karşısında makyaj yaptığım saatlerdi. Daha sonra bu işi profesyonelliğe döktüm ve iyi hatırlıyorum, film makyörlüğüne 1948 yılında başladım.»

- «Bu konuda bir ihtisasınız var mıydı?»

- «Hayır, yoktu. Sadece İtalyanlarla yapılan bir ortak prodüksiyon için, dünyanın en büyük makyaj uzmanlarından Mösyö Marini'nin yanında 6 ay asistan olarak çalıştım.»

İşte Zeki Alpan'ın senaryosunu yazıp, rejisini yaptığı ve başrolünü oynadığı filmlerden biri olan «Arşak Sulukule'de»... Bu filmin başka bir özelliği de Muhterem Nur'un ikinci filmi olması.Zeki Alpan'ın makyajını yapmadığı şöhret yok gibi. Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Kartal Tibet, Cüneyt Arkın, Ayhan Işık, Ekrem Bora ve daha birçok Yeşllçamlı oyuncu Zeki Alpan'ın usta ellerinden geçmiş... Bu konuda bir anısını şöyle anlatıyor:

- Efendim, Uğur Film, 'Vatan Yahut Namık Kemal' filmini çekiyormuş. Biliyorsunuz, bu filmde Yıldırım Önal 'Namık Kemal' rolündeydi. Yıldırım Önal bir sabah aynanın karşısına oturmuş, elindeki sakalı ve bıyığı yüzüne yerleştirmeye çalışmış. Şöyle koymuş olmamış, böyle koymuş, olmamış! Saatler geçiyor ve bir türlü makyaj bitmiyor! Sonunda meşhur tiyatro oyuncusu aynanın karşısından hırsla kalkmış ve sakalı, bıyığı öfkeyle 'Olmuyor, olmuyor!' diye bağırarak yere fırlatmış! Sonunda beni sete çağırdılar. Namık Kemal dedim de, aklıma geldi... Aşağı yukarı bütün yıldızlarımızı tarihi şahsiyet haline ben getirdim. Mesela ben Vahdettin ve Abdülhamit oldum. Süleyman Turan'ı Fatih Sultan Mehmet, Cüneyt Arkın'ı Selahattin Eyyubi,  İsmail Dümbüllü'yü Nasrettin Hoca haline ben getirdim. Sonra Ulvi Uraz'ın Süleyman Çelebi'deki makyajı benimdir.»

Zeki Alpan, 'Hacivat' rolünü canlandırdığı 'Mihriban Sultan' filminde, 'Karagöz' rolündeki İsmail Dümbüllü ile... Bu filmin makyajlarını da Zeki Alpan yaptı.Zeki Alpan'a son sorumuzu soruyoruz: 

- «Makyajını yaptığınız yıldızlardan size zorluk çıkaran oluyor mu?»

- «Asla! Hepsi beni yakından tanır ve biraz da bu konuda güvenir bana..Çünkü tiplere can veren benim, onların dilinden ben anlarım... Bu arada makyaj tekniği ile ilgili olarak bir şey fısıldayayım kulağınıza; 'Cami yıkılsa da mihrap yerindedir' diye bir söz vardır. Ben de yıldızların şekli semalini değiştirirken onları asla antipatik hale koymam, şahsiyetlerini değlştirmem. Dünyada makyaja en az önem verilen yer belki de bizim Yeşilçam... Halbuki makyajın ne demek olduğunu bir bilseler, bir öğrenebilseler, sonuç çok daha başka olacak...»

Zeki Alpan'a veda edip dar, karanlık merdivenlerden inerken, Yeşilçam'ın ve Türk tiyatrosunun bu ilgi çekici şahsiyetinin ne kadar haklı olduğunu düşünmekten kendimizi alamıyorduk.

(Not: Manşet fotoğrağında Zeki Alpan, Sadri Alışık'a makyaj yaparken görülüyor.)

(Ses Dergisi - 17 Temmuz 1971)

Zeki Alpan kimdir?