Yumurcak'ın ta kendisi: Mürüvvet Sim

Yayın Tarihi : 04 Kasım 2012
36409
Yeşilçam'ın unutulmaz karakter oyuncularından Mürüvvet Sim'in hayatı gerçek bir roman. Bu arada Yumurcak filmleri de onun çocukluk anılarından doğmuş...


"Tarlada doğmuşum ben... Annem göbeğimi 'çekme' bıçağı ile kesmiş, şalvarına sarıp, atmış atının terkisine, getirmiş eve... 23 Nisan 1929'da, Tekirdağ'ın Büyükyoncalı köyünde..."

Mürüvvet Sim, yarım asırlık ömrünün başlangıç noktasını böyle özetliyor... Fakir bir aile oluşlarını, iki yaşındayken İstanbul'a göçüşlerini, köyle İstanbul arasında mekik dokuyuşunu ve bir sokak çocuğu gibi büyüyüşünü..

"Topkapı Takkeci Mahallesi'nde oturuyorduk. Annem hizmetçilik yapıyor, babam bahçelerde çalışıyordu.. Hep söylerler, çok yaramazmışım küçükken... Mahalleli, 'Korkunç Mürüvvet' adını takmış bana..."

Hangi evde balık pişse,kendi kendini davet edermiş küçük Mürüvvet. Hele bir dediği olmasın, camı çerçeveyi indirirmiş... Herkesi o kadar yıldırmış ki mahalleli, aralarında para toplar, Mürüvvet'i sinemaya gönderirlermiş... Hiç değilse iki saat başlarını dinlemek için.. Sinema dönüşü, mahallenin tüm kadınlarını başına toplar, gittiği filmi oynayarak anlatırmış...

(Soldaki fotoğraf: Mürüvvet Sim, yoksul annesi Esma ile babası Mehmet'i, sanatçı olduktan sonra, sultanlar gibi yaşatmıştı...)

"Bende artistlik merakı işte o günlerde başladı," diyor Sim.. Ve ilginç bir sır veriyor bize... Hani Filiz Akın-Türker İnanoğlu evliliğinin meyvesi İlker İnanoğlu'nun, bir zamanlar gişe rekorları kıran "Yumurcak" filmi var ya, işte o filmin senaryosu, Mürüvvet Sim'in bir gün sette çocukluk anılarını anlatmasından kaynaklanmış.. Kısacası, "Yumurcak" filminin yumurcağı, Mürüvvet Sim'den başkası değilmiş...

(Sağdaki fotoğraf: Sümerbank reklam filmi ile Türkiye'nin ilk mankeni Mürüvvet Sim...)

Mahalle terzisinin ona arkadaşlarının elbiselerinin artıklarından diktiği süslü elbiseleri anımsıyor... Gözlerindeki çocuksu pırıltılar yaşlara dönüşüyor... Ağlıyor... Tıpkı Topkapı'nın Takkeci Mahallesi'nin Yumurcak'ı gibi... Elindeki minicik örgü yeleğe dalarak... Ve anlatıyor bu gözyaşlarının nedenini:

"Her gün akşamüstü, günbatımı zamanı bir gariplik çökerdi içime... Mahallenin her anası, çocuğunu çağırır, üzerlerine yelek giydirirlerdi.. Bir ben kalırdım yeleksiz... Üşümesinden korkulmayan, kenarda, terkedilmiş... Anacığım, karanlıklarda dönebilirdi çalıştığı yerlerden eve... Hiçbir zaman da yeleğim olmamıştı... Hep yelek özlemi içinde idim... Kıskanırdım, sırtlarına yelek geçirilen arkadaşlarımı... O yaramaz Mürüvvet gider, bir köşede sessizce ağlayan zavallı bir çocuk gelirdi o saatler..."

Bu yelekler yaşamında öylesine önemli bir iz bırakmış ki, Mürüvvet Sim'in... Tam 38 yıldır, durmadan yelek örer o... Ördüklerini sokaktaki kimsesiz çocuklara elleriyle giydirir, bakımevlerine bağışlar, armağan olarak, Anadolu'nun dört bir yanındaki köy çocuklarına gönderir... Yaşamının bir parçası bu yelekler... Eline geçen en küçük bir yün parçası, eski hırkaların sökülmüşleri, hep miniklere yelek oluyor Mürüvvet Sim'in becerikli ellerinde..

"OKULDAN KOVULUYORUM"

Ve... Mürüvvet'in okul çağı gelir... Mahalleli birleşip, okula yazdırırlar Yumurcak'ı... Biraz da rahat bir soluk alırlar.. Okul saatleri içinde, başlarını dinleyecekleri için...

"Yaramazlıklarım bini aşmıştı... En azgın talebe bendim. Bu yüzden iki kez okuldan kovuldum. Beni başka okula naklederler, sonra da, öğretmenim Sabriye Hanım, dayanamayıp, gelir beni alırdı.. Beni dövmez ama çimdiklerdi.. Gene de hırsını alamazdı...

(Soldaki fotoğraf: Mürüvvet Sim'in profesyonel tiyatro yaşamındaki ilk başrolü, Yörük Emine oyununda... Yıl 1944.)

Beşinci sınıfta, İkinci Dünya Savaşı döneminin o korkunç salgınında, uyuz olmuş Mürüvvet'cik... Okulu bırakmak zorunda kalmış. Ama yılmamış. Evde oturup, bir bir çalışmış derslerini.. Açıktan sınava girip, başarı ile bitirmiş okulunu. Ortaokula başlamak isteği içinde.. Ama bir veli bulması gerek... Annesi babası imza atmasını bilmiyor... Dahası, okula kayda gidecek zamanları da yok.. Mahalleli de kendi derdinde. Mürüvvet kendi kendine kayıt işlemleri için Nahiye Müdürlüğü'ne aşı olmaya gidiyor.. Koridorda, elinde evraklarla dolaşan, yakışıklı bir adam görüyor... Koşuyor
yanına. Yalvaran bakışlarla "Benim velim olur musunuz?" diye soruyor. Şaşırıyor, Nahiye Müdürlüğü'nün katip görevlisi genç adam. Ve acıyor bu cesur küçüğe. Konuşuyor uzun uzun. Kabul ediyor veliliği. Yazdırıyor okula. Ardından Fener'e tayin oluyor. Mürüvvet'in toptan tezkerelerini imzalayıp bırakıyor. "Fener'e kadar yorulma. Kullan bunları gerektikçe. Sana güveniyorum. Orası çok uzak" diyerek... Vahdi Ersin adlı bu veli, sonradan tiyatro sahnelerinde Mürevvet sim'in rol arkadaşı olacaktır...

Mürüvvet çok çalışkan. İlk karnesini alıyor, pek güzel.. Ama yasalar gereği, yaşı tutmuyor... "Bu yıl sınıfı geçemezsin. Seneye..." diyorlar, gözyaşları içinde ayrılıyor okuldan. Mahalle arkadaşı Seta, ücretli Amerikan Kız Sanat Okulu öğrencisi... Mürüvvet de bu okulun özlemi içinde. Çemberlitaş Türbesi'nin karşısında bir okul burası. Lisan ve sanat eğitimi veriyor. Bir zenginler okulu... Aylık taksidi 30 lira.. O zamana göre çok büyük para, servet! Annesinin günlük yevmiyesi bir lira. Bir aylık ev giderleri.

Yalvarıyor annesine. Bir aylık ücretini bulmasını, sonrasını halledeceğini söylüyor. Kıramıyor Esma Hanım. Buluyor 30 lira. "Ne yaparsan yap. Gerisine karışmam" diyerek... Mürüvvet, koşarak okula yazılıyor. Okula, tramvaylara kaçak binerek gidiyor. Ama sayılı gün bitiyor. Bir ay geçiyor. Taksidi istiyorlar okuldan. Bir iki gün atlatıyor Mürüvvet. Sonunda spor öğretmeni Mukadder Hanım'a açıyor derdini. Okuma ücreti karşılığı, mektepte hizmetçilik yapmak istediğini, sabahları erken gelip sobaları yakabileceğini, yerleri sileceğini söylüyor. Spor öğretmeni, durumu okul müdürü Amerikalı Miss Clare'e açıyor. Ve, çalışkan öğrencileri Mürüvvet'e büyük olanak sağlıyorlar. Kuralların dışına çıkarak, bedava okutuyorlar okulda. Üstelik yedirerek, giydirerek, yol parasını da vererek.  Mutluluktan uçuyor Mürüvvet. Başarı ile bitiriyor okulunu. Ama bu yeter mi 'Korkunç Mürüvvet'e. Bu kez Akşam Kız Sanat Okulu'na yazılıyor...

SAHNEYE İLK ADIM

Okulda bir piyes konacak sahneye. "Ayşe'nin Köyü" opereti... Roller dağıtılmış. Mürüvvet en son akla gelecek isim. Ama yalvarıp yakarıp, küçücük bir rol, daha doğrusu figüranlık koparıyor. Bu arada, tüm piyesi de ezberlemiş. Piyesin sergilenmesinden iki gün önce, grip olup, düşüyor yataklara... Ayşe rolünde, sesi çok güzel olan, çok yetenekli bir öğrenci var. Bu, Nükhet Duru'nun annesi Güzide'dir. Hademe eve geliyor. Başrol oyuncusu Güzide kaza geçirmiş... Onun yerine sen oynayacaksın diyorlar. Bu Mürüvvet'in tiyatroya ilk adımıdır. Gazetelerde Mürüvvet için manşetler atılıyor, "Yeni bir Cahide doğdu "diye... Ve sanat dünyasında yürür gider Mürüvvet Sim..

(Soldaki fotoğraf: Mürüvvet Sim, eşi, iki oğlu, gelini ve torunuyla yazlıkta...)

Eminönü Halkevi'nde tiyatro çalışmaları... Raşit Rıza Tiyatrosu (1944)... Suat Sim'le evlenip, Ses Tiyatrosu'na geçiş... Tiyatroda, yıllar önce ona hamilik eden, ortaokul velisi katip Vahdi Ersin ile iki sanatçı olarak karşılamışları... Yedi yıllık evililiğinin bitişi... Film çalışmaları... Timuçin Caymaz'la, 25 yıl önce evlenişi., iki evliliğinden de, birer oğul sahibi oluşu... Muammer Karaca ve Vahi Öz'le Bulvar tiyatroları çalışmaları... 33 yıllık şov sanatçılığı ve bu alanda ilklik... Televizyon, reklamlar ve... "Piyango Ana" Mürüvvet Sim... Mini Milli Piyango gişesi ile şans dağıtma...

İşte bir hafta önce "Emekliye" ayrılan, 36 yıllık sanatçı Mürüvvet Sim'in yaşam öyküsü...

(Soldaki fotoğraf: Mürüvvet Sim'in önce okulda velisi, sonra sahnede oyuncu arkadaşı olan Vahdi Ersin...)

(14 Ocak 1980)