Yılın en başarılı aktristi: Aliye Rona

Yayın Tarihi : 25 Ekim 2017
387
Yılanların Öcü filminde çok başarılı bir oyunculuk sergileyen Aliye Rona, bugüne kadar 21 filmde rol aldı...

 

Odanın tek penceresine cam yerine iki tahta çakılmıştı. Bir köşede sedir ve onun karşısında leğenle ibrik bulunuyordu. Pencerenin sağındaki ve solundaki iki yastığa iki kadın oturmuştu. Kadınlardan birisi ketenden bir şalvar giymişti, ötekinde ise dallı, güllü pazen bir elbise vardı, ikinci kadın elindeki kalburla oynayarak:

- "E gari de bakim, benim de sözlerim söylenecek mi? Hani şu: 'Yılanlar öç alıyo bakın... Yılanlar, yılanken sizin gibi alçakların hakaretine dayanamadı da, siz insanken bunca hakarete dayanıyorsunuz...' sözleri..."

Kalburu, yere koydu. Devam etti:

— "E Aliyanım, söyle bana, resimlerdeki adın Irazca mı olacak? Yoksa öz adın mı?"

Birinci kadın köy meydanında, kamera kurmuş filmci arkadaşlarına bakarak:

- "Afişe Adımı 'Aliye Rona' diye yazacaklar Elifçe Ana..." dedi.

******

Renklerden en çok kırmızı ile yeşili seven Aliye Rona, koyu bir Galatasaray taraftarı. Spor olarak her sabah kültür fizik yapan başarılı karakter aktristimiz bu fotoğrafta, ağabeyi Avni Dilligil'in oğlu ve kendi manevi kızı ile birlikte görülüyor.Aliye Rona, "Yılanların Öcü"ndeki oyunuyla büyük bir başarıya ulaşmış, çok iyi bir "Irazca Ana" oluvermişti. "Yılanların Öcü"nü çevirirken Burdur'un yakınındaki Akçaköy'de tam birbuçuk ay kalmışlardı. Aliye Rona bu "birbuçuk ay"ı şöyle anlatıyor:

- "Köy hayatı çok güzeldi. Akçaköy küçüktü, ama iyi insanlarla doluydu. Herkes bizim yardımıza koşuyordu. Romanın yazarı Fakir Baykurt'un annesi Irazca Ana'yla (asıl adı Elifçe) çok samimi olduk. Her sabah gün doğusuyla kalkıp konuşmaya başlıyorduk, film çalışmaları başlayıncaya kadar. Süt, yoğurt, kaymak getiriyordu. Film çevrilirken de bana yardım ediyordu. Saçlarımı tarıyor, köy usulü ince ince örüyordu. Irazca Ana'ya, Fakir Baykurt'un bu romanı nasıl yazdığını ne zaman sorsam hep: 'Ben anlatıyordum, o da çızıktırı çızıktırıveriyodu' diye cevaplandırıyordu. Hoşuma gidiyordu Irazca Ana'nın bu cevabı. O da bana hep bizim yılanların durumunu soruyordu: 'Aliyanımcığım, bunlar yılan değil, sümsük hayvanlar. Siz bunlara neden ilaç verip bu hale getirdiniz? Bunlar mı öç alacak? Millet güler bu yılanları resimlerde görünce... Onları iyileştirin de sahici yılan olsunlar...' Getirdiğimiz yılanları küçücük kafeslerde besliyorduk. Artık onlar yılan olmaktan çıkıp uyuşuk birer hayvan olmuşlardı... Fakir Baykurt'un akrabaları çok zeki insanlardı. Onlarla konuşmak o kadar iyi oluyordu ki... Birbuçuk aylık çalışmalarımız bazı büyük dedikodulara rağmen çok iyi geçti..."

Aliye Rona perdeye 1947'de Ferdi Tayfur'un rejisörlüğünü yaptığı "Kerim'in Çilesi" adlı filmle geçmişti. Ondan sonra da "Silik Çehreler", "Mahallenin Namusu", "Küçük Hanımefendi" gibi filmlerde oynadı.

Hayat hikayesini şöyle anlatıyor:

- "1921'de doğdum. Tam 10 kardeşiz. 10'umuz da bugüne kadar bir gün olsun bir araya gelemedik. Suriye'nin güney sınırında Dera adında bir kasaba vardı. Bu şirin kasabanın ortasından da bir ırmak akardı. Çocukluğum buralarda geçmişti. Irmağın kirli sularında kayık yüzdürür, taş kaydırırdım. 10 kardeşin 10'u da sanatla uğraşmıştı. Ama ağabeyim Avni Dilligil'le benim dışındakiler, bir zevk olarak başladıkları sanatlarını bırakıvermişlerdi. Ağabeyim bir tiyatro oyuncusu olarak tanınır. Ama çok güzel resim ve tiyatro maskları da yapar."

Aliye Rona, Yılanların Öcü filminde Fikret Hakan ile...Aliye Rona "Mahallenin Namusu" adlı filmde oynadığı rolle "Yılın En Beğenilen Karakter Aktrisi" armağanı olarak tunçtan bir kadın heykeli almıştı.

- "Şimdi bu heykel yalnız ceviz kırmakta işe yarıyor. Sinemaya tiyatrodan 10 yıl sonra başladığım halde ilk armağanı orada almıştım. 1937 yılında ilk defa olarak Kadıköy Halk Evi'nde sahneye çıktım. Sonra çeşitli tiyatrolarda uzun aralarla oynadım. En beğendiğim rolüm Sophokles'in 'Elektra'sındadır. Bir prensibim vardı, her zaman oyun başlamadan iki saat önce tiyatroya gelirdim. Hiç unutmam, bir gün, 1944-1945 yıllarında Ses Tiyatrosu'nda oynuyordum. Yaz turnesini Kadıköy'le kapatıyorduk. O gün biraz işim çıktı, vapuru kaçırdım. Perde benimle açılıyordu. Perdenin açılışını benim yüzümden geciktirmişler. Rejisörümüz ağabeyimdi. Öyle bir tokat yedim ki... Hayatımdaki ilk ve son tokattı."

Aliye Rona hiç karşılaşmadığı kardeşlerini görmek istiyor. Bu yaz Fransa'ya, Mısır'a, Şam'a, Lübnan'a gidecek... Pasaportunu bile almış.

(Yazı: Bülent Bora / Ses Dergisi - 19 Mayıs 1962)