Türk sinemasının en eskileri

Yayın Tarihi : 12 Aralık 2012
16491
Ülkemize 1896'nın sonlarında giren sinema, yıllar boyunca çok farklı ve zorlu dönemlerden geçti... Üstte, "Taş Parçası" filminin bir sahnesinde Ferdi Tayfur ile Feriha Tevfik görülüyor...

Günümüzün en yaygın sanat dallarından biridir sinema. Keşfedildiği günden bu yana, geniş kitlelerin malı olmuş, eğitici ve eğlendirici yönünün yanı sıra, bir de kalıcı niteliği vardır. Geçmişin yaşamını, örfleri, adetleri, töreleri, insanların giyim, kuşam ve davranışları ile anlayışlarını yansıtması yönünden, belgesel bir özellik taşımaktadır. Dünyada olduğu gibi, ülkemizde de dünü bugüne getirmiş, tarihin bir kesitini gözler önüne sermiştir. Şüphesiz bu oluşum içinde, bazı insanlar  bir takım görevler almış, güç şartlar altında çalışıp didinerek, Türkiye'de bir sinema sanatının doğmasını gerçekleştirmiştir.

(Solda: Kahveci Güzeli filminde Münir Nurettin Selçuk ve Hazım Körmükçü...)

Ülkemize sinema, 1896 yılının sonlarına doğru girmiştir. Yıldız sarayının gözde hokkabazlarından Bertrand'ın eliyle Abdülhamit'e yapılan gösteriyi, halk için düzenlenen, zamanın ünlü birahanesi «Sponeck»teki ikinci gösteri izledi ve İstanbullular, «Sinematografi»’nin ne olduğunu öğrendiler.

Fakat sinemanın yurdumuza gelişi ile film çevrilmesi arasında oldukça uzun bir zaman geçti. 1914'te Fuat Uzkınay «Ayastefanos'taki Rus Abidesinin  Yıkılışı» adlı belgesel yapıtını tamamladı, ilk konulu filmi de, 1917 yılında Sedat Simavi yönetti. «Pençe» bir sinema ürünü olarak ilkel görünmekle birlikte, yeni bir dönemin başlangıcı olması yönünden ilgi çekicidir.

Yedinci sanatın Türkiye' deki emekleme çağında, önce Ermeni oyuncular, sonra da Şehir Tiyatrosu oyuncuları görev aldılar. Elde başka malzeme olmadığı ve çoğu kişi bunu  bir iş saymadığı için, bu dönem, filmler yönünden pek ilginç değildir. Sedat  Simavi'nin yönetmen, "Yorgo İliadis'in de kameraman olarak çalıştıkları bu yıllarda Vasfi Rıza, Ahmet Fehim, Behzat Butak,  Kemal Gürmen ve İsmail Galip Arcan, kamera karşısına çıktılar.

(Solda: Cahide Sonku ile Muhsin Ertuğrul, Şehvet Kurbanı filminde...)

1922'de Kemal ve Şakir Seden kardeşler, «Kemal» Filmi kurdular. Türkiye'deki ilk film şirketi olan Kemal Film, son yıllara kadar varlığını sürdürdü. Aynı yıl, Türk tiyatrosunun kurucusu Muhsin Ertuğrul yönetmenliğe başlayarak, «İstanbul'da Bir Facia-i Aşk» ve «Boğaziçi Esrarı» adlı filmleri çevirdi. Bu iki yapıt, Ertuğrul'un ve onunla birlikte tiyatrocuların 1939'a kadar sürecek olan tekelinin temelini atıyordu.

Yalnız yeri gelmişken hemen belirtelim, bugüne kadar bir çok kez, sinemayı, tiyatronun etkisi altında bırakarak, gelişmekten alıkoyduğu iddia edilen Muhsin Ertuğrul'un yaptığı, Türkiye'de bir sinema sanatının doğumunu gerçekleştirmekti. Fakat o günlerde, sokaktan oyuncular bulma olanağı olmadığı ve elde tiyatrocular gibi hazır bir kadro olduğu için Ertuğrul yapılması icap edeni yaptı ve tiyatroculardan yararlandı.

(Solda: Nevzat Okçugil ile Suavi Tedü, Taş Parçası filminin bir sahnesinde...)

1923 yılında Muhsin Ertuğrul, ilk Türk kadınlarının rol aldığı «Ateşten Gömlek» filmini çevirdi, Neyyire Neyyir ve Bedia Muvahhit'in oynadığı film, Türk sinemasında yeni bir aşamaydı.

1931'de sesli sinema başladı ve Ertuğrul, «İstanbul Sokaklarında » adlı kurdeleyi yönetti. Bu arada, Hazım Körmükçü, Naşit Özcan gibi oyuncular da sinemaya gelmişlerdi. 1939'a kadar, yeni ve genç tiyatrocular, yedinci sanatın üyeleri arasına katıldılar. Bunlar, Atıf Kaptan, Ferdi Tayfur, Feriha Tevfik, Muammer Karaca, Halide Pişkin, Sami Ayanoğlu ve Cahide Sonku'ydu. Özellikle Türkiye Güzeli Feriha Tevfik ve Cahide Sonku, uzun yıllar, güzellik ilaheleri olarak baş tacı edildiler.

(Solda: Suavi Tedü, Perihan Tedü ve Halide Pişkin, "Som Buse" filminde...)

1939'da tiyatrocular dışındaki ilk sinemacı Faruk Kenç, Münir Nurettin Selçuk'la «Allah'ın Cenneti» filmini çevirerek, sinemada şarkıcılar modasının öncülüğünü yaptı. 1940, Muhsin Ertuğrul'la Cahide Sonku'nun oynadığı ve bir batı filmi uygulaması olan «Şehvet Kurbanı» ile Faruk Kenç'in «Taş Parçası» adlı yapıtının çevrildiği yıl oldu. Bu arada Nevzat Okçugil, Cahit Irgat, Mümtaz Ener ve Suavi Tedü gibi, sinemaya yatkın oyuncular, peş peşe film çevirmeye başladılar.
1944'te sinema tahsil etmiş ilk yönetmen olan Baha Gelenbevi «Deniz Kızı»’nı bitirdi. 1946'da sinemaya tiyatro dışından gelen ilk kadın oyuncu Oya Sensev, Sadrı Alışık'la «Günahsızlar» filmini çevirdi. 1947 yılında geçiş dönemi sinemacıları, Yeşilçam'da ağırlıklarını duyurmaya başladılar. Şadan Kamil, Şakir Sırmalı, Aydın Arakon, Orhon Arıburnu, Baha Gelenbevi ve Turgut Demirağ, geçmişe oranla daha başarılı bir kadroydu.

(Solda: Oya Sensev, Münir Nurettin Selçuk ve Talat Artemel, "Hasret" filminde...)

1949'da sinemanın ustası Lütfi Akad «Vurun Kahpeye» ile yedinci sanata damgasını vurdu ve kendisinden sonra gelecek olan yönetmenleri etkiledi. Lütfi Akad, Şakir Sırmalı, Baha Gelenbevi, Muharrem Gürses ve Metin Erksan'ın sinemadaki başarıları,  tiyatrocular döneminin kapanmakta olduğuna işaretti. Nitekim, 1953'te ilk renkli Türk filmi olan «Halıcı Kız»ın başarısızlığa uğraması üzerine Muhsin Ertuğrul sinemayı bıraktı ve böylece Türk sinemasında yeni bir  dönem başladı.

(27 Ekim 1973)