Çölde lejyoner, Fenerbahçe'de kaleci, sinemada Cingöz Recai

Yayın Tarihi : 12 Kasım 2017
583
Türk sinemasının en önemli aktörlerinden biri olan Turan Seyfioğlu'nun sadece 40 yıl süren yaşamı, başlı başına bir film gibi...

 

Turan Seyfioğlu, hayata 'Merhaba' dediği günlerde, henüz 1,5 yaşında...Turan Seyfioğlu, geçen ay Londra'ya giderken üç albümünden birini de bavulunun bir köşesine yerleştirmişti.

«En güzel hatıralarım, en sevdiğim insanlar bu albümün içindedir» demiş «Albümün sonunda bir sayfa boş. Oraya da, Londra’da karımla, oğlumla bir arada çektireceğim bir fotoğrafı koyacağım. Sonra onlarla yurda dönecek, alacağım yeni bir albüm ise mutlu pozlarla dolacak...» diye devam etmişti.

Caddebostan'daki evinde bıraktığı o iki albümde ise 40 yıllık hayatından parçalar bulmak mümkün. Her fotoğrafın hikayesi, her hikayenin fotoğrafı var.

İlk albümü bir bebek fotoğrafı ile başlıyor. 14 Eylül 1921'de doğan Turan Seyfioğlu'nun doğduğu yıl çekilmiş... Her sayfada, bebek bir yaş daha büyüyor. Babasının kucağından hiç inmiyor. Çocuğunun üzerine titreyen baba, eski bir deniz subayı ve tarih öğretmeni Ali Rıza Bey, annesi ise Bahire Hanım...

Komple bir sporcu olan Turan Seyfioğlu yüzmede Türkiye şampiyonlukları kazanmış, Fenerbahçe'de kalecilik yapmış, kayak öğretmenliği lisansı almış. Fotoğrafta 17 yaşında cimnastik çalışırken...Turan Seyfioğlu, Kasımpaşa sırtlarındaki bir evde doğmuştu. 1929'da Caddebostan'daki evlerine yerleştiler. Payidar ve Betül adında iki kız kardeşi vardı. Babası Ziraat Vekaleti'nde mütercim olarak görev alınca, 1937'de Ankara'ya taşındılar. 

Turan Seyfioğlu'nun Göztepe İlkokulu, Kadıköy Ortaokulu, Maarif Koleji öğrencisiyken çektirdiği fotoğraflar ise, okul, sınıf, sıra arkadaşlarının bile unuttukları okul hatıralarından izler taşıyor. Sonra, yüzen, koşan, kayan, top oynayan bir gencin pozları... 

Birkaç sayfa çevrilince, Turan Seyfioğlu'nun göğsü madalyalı fotoğrafları başlıyor. Yüzmede 400 metre Türkiye Şampiyonu, 1500 metrede Türkiye Şampiyonu Turan...

Albümün tam ortasındayız. Turan Seyfioğlu, Fransızların meşhur lejyon elbiselerinden giyinmiş, poz vermiş. Onun yanındaki fotoğrafta ise beş lejyon askeri çölde görülüyor. Ortalarındaki genç, Turan Seyfioğlu'nun ta kendisi. 

Bu fotoğrafların hikayesi anlatılmaya değer... 1941 yılında İkinci Dünya Savaşı devam ederken babası Londra Tarım Ataşeliği'ne atanmış. Seyfioğlu da gitmek istemiş. Ali Rıza Bey, «Olmaz» demiş, «Londra durmadan bombalanıyor, sen ne yapacaksın orada?». Turan «Peki» demiş ama, gitmenin yollarını aramaktan geri durmamış. «Güney sınırından Suriye'ye geçerim, oradan da bir yolunu bulurum, Londra'ya giderim» diye düşünmüş.

Turan Seyfioğlu 1953 yılında evlendiği İngiliz eşi Patricia ile...Ancak,  annesinin bütün itirazlarına rağmen 1942'de Suriye'ye adımını atınca, Fransızların eline düşmüş. Onu, Almanya'yı destekleyen Suriyelilerin konulduğu Şam'daki bir zindana atmışlar. Koğuş arkadaşı, Hüsnü Zaim adlı bir albaymış. Üç ay sonra Fransızlar, «Lejyona yazılırsan, hapisten kurtulursun» demişler. Turan Seyfioğlu kabul etmiş. Lejyona yazılmış ve Süveyş Kanalı dolaylarında ünlü Alman general Rommel'in ordusuyla çarpışmış.

1943 Eylül'ünde, Türkiye'ye dönmüş... O hapishane arkadaşı Albay Hüsnü Zaim de birkaç yıl sonra Suriye Cumhurbaşkanı olmuş...

1945'te Fenerbahçe futbol takımında kaleci olarak oynayan Turan Seyfioğlu, 1949'da Atlas Film'in çektiği "İstanbul'un Fethi" için rejisör Aydın Arakon'un yaptığı teklifle, "Ulubatlı Hasan" rolüyle sinemaya başlamış. «Ankara Ekspresi», «Kızıltuğ», «İpsala Cinayeti», «Öldüren Şehir», «Katil», «Kardeş Kurşunu», «Kaçak», «Cingöz Recai», «Görünmeyen Adam», «Çölde Bir İstanbul Kızı» ise 10 yıl içinde oynadığı filmlerden hatırda kalan birkaçı... Seyfioğlu, 1951'de «Sinema Sanatçıları Derneği»nin düzenlediği bir yarışmada «en iyi artist» armağanını kazandı.

Turan Seyfioğlu ve küçük oğlu Ali Rauf...Albümde film resimlerinin bittiği sayfada, bir kış manzarasıyla «özel» fotoğraflar başlıyor. Turan, genç bir kadınla bir tepeden kayarken, objektife poz vermiş. Bu, yakışıklı aktörün hayatına yeni bir düzen getiren kadın... Adı Patricia. Turan Seyfioğlu, Uludağ'da kayak dersi verirken, Londra'dan turist olarak gelen Patricia ile tanışmış. Ona, babasından, Londra sevgisinin başına getirdiği maceralardan söz etmiş. Dost olmuşlar.

Bu dostluk, Patricia'nın İngiltere'ye gidişiyle, mektuplara dökülmüş. Önce arkadaşça, sonra sevgilice mektuplar yazmışlar birbirlerine. 27 Ekim 1953'te de evlenmişler. Yedi yıl onlardan mutlusu yokmuş. 10 Eylül 1954'te Ali Rauf adını verdikleri bir de oğulları olmuş. Ancak 1959 yılı, bu iki insanı ayırmış. Patricia, oğluyla birlikte Londra'ya dönmüş...

Turan Seyfioğlu, Cingöz Recai filminin bir sahnesinde...Turan Seyfioğlu'nun İstanbul'da bıraktığı hatıraları, burada bitiyordu. Daha yeni olan fotoğraflarını Londra'ya götürmüştü. Dileği, dayanılmaz bir duruma giren hastalığını Londra'da bir klinikte tedavi ettirmek, ayrıca iki yıldan beri uzak kaldığı oğlu ile eşini görmekti.

Oğlu ve eşinin fotoğrafları ile dolu, bir fotoğraflık yeri boş olan albümü bavuluna yerleştirirken, Patricia ile barışmayı, o mutlu hayata dönmeyi bile düşünüyordu. Albümün boş sayfasına da oğlu ve eşi ile bir arada çektireceği mutlu bir fotoğrafını koyacaktı. Ancak ecel buna izin vermedi. 16 Ağustos 1961'de daha 40 yaşını bitirmeden hayata veda etti.

Turan Seyfioğlu, en beğendiği filmi olan Bulgar Sadık'ta...Turan Seyfioğlu Türk sinema tarihine geçmiş, gerçek birkaç aktörden biridir. Harikulade bir sinema sempatisi ve tabii oyunu vardı. Gösteriş ve sunilikten uzak bir karakterde olmasının bu büyük ve unutulmaz başarıda rolü vardır. Arkasında servet ve ihtişam bırakmadı. Sadece Caddebostan Caddesi 10 numaralı evdeki köpeği "Kontes" ile kedisi "Hırsız" ve unutulmaz bir isim olarak "Turan Seyfioğlu" kaldı.

(Hayat Dergisi - 7 Eylül 1961)
(Ses Dergisi - 18 Ağustos 1962)