Topkapı Sarayı Cinayetleri (7) 3. Selim ve 4. Mustafa

Yayın Tarihi : 11 Aralık 2013
41159
Üçüncü Selim'in katli, Topkapı Sarayı'nda işlenmiş cinayetlerin en hazini, en korkuncudur. İlk kanı akan padişah, 3. Selim'dir. Amcasının sonunu hazırlayan 4. Mustafa da benzer bir akibete uğramıştır. Yukarıda 3. Selim'in portresi yer alıyor...

Önceleri Üçüncü Mustafa'nın hiç çocuğu olmamıştı. Nihayet önce Hibetullah Sultan, iki sene sonra da Şah Sultan dünyaya geldi. Akamet büyüsünün çözüldüğünün üçüncü senesinde, Mihrişah Sultan, Üçüncü Mustafa'nın, üçüncü çocuğunu, Osmanlı tahtına Üçüncü Selim olarak geçen şehzadeyi doğurdu. Padişahın bir erkek evlâda sahip olması, sarayın içinde ve dışında büyük sevinç tezahürlerine vesile oldu. 

Topkapı Sarayı Arşivi'ndeki 12359 numaralı Mustafa III. ruznamesinde tafsilâtiyle yazılıdır. O gün Padişah, havuz basına gelmiş, enderunlulara avuç avuç altın paralar saçmış, şenlikler günlerce devam etmiş. İstanbul halkı, şevk ve sürur içinde, bu şenlikleri seyretmiş. Cebeciler, Tophaneliler ve Tersanelilerin attıkları fişeklerle, «Nevcivan'ın velâdeti» kutlanmış. 

Üçüncü Selim'in altın beşiği

(Soldaki fotoğraf: Doğduğunda büyük şenlikler yapılan Sultan 3. Selim, üzeri mücevherlerle süslü bu altın beşiğe yatırılmıştı.)

Yedi gün sonra, sarayda, üç odalıların eliyle, hazineden meşhur altın beşik çıkarılarak, hareme getirilmiş ve Selim bu tarihî beşiğe yatırılmış.

28 yaşına geldiği zaman, amcası I. Abdülhamid'in ölümü üzerine, tahta çıkan Selim'in, yirmi senelik saltanatından sonra, bir hasır parçasına sarılarak Arz Odası'nın önüne bırakılan kanlı cesedini düşündükçe, kaderin bu garip cilvesinden ve böyle bir tezadın dehşetinden ürpermemek kabil değildir.

Suçu, Osmanlı ordusunda ıslahat yapmak hevesinden ibaret. Garplılaşmak iştiyakı ile Nizamı Cedid'i kurmaya kalkışmış. Zamanın, bu gibi ileri hareketleri hazmedemeyen geri kafalıları, bir kabakçının peşine takılarak saraya girmişler. Selim'i indirip, IV. Mustafayı tahta çıkarmışlar. Selim de, Refet Kadın ve iki cariyesi ile, haremin bir köşesine hapsedilmiş.

İşte bu sıralarda, Rusçuk'tan, Alemdar Mustafa Paşa. maiyetindeki ordusu ile İstanbul'a, saray kapılarına kadar geliyor ve Selim'i tekrar tahta çıkarmak istiyor. Bu vaziyet karşısında IV. Mustafa'nın, mevcut iki rakibini, (Selim ile Mahmut'u) ortadan kaldırması lâzım. O gün saray bir ana baba günü yaşıyor.

Üçüncü Mustafa'nın altın beşiği(Soldaki fotoğraf: Bir bostancının kılıcı ile yere serilen 3. Selim'in cesedi, hasıra sarılarak, bu Arz Odası'nın önüne bırakıldı.)

Bir ölüm-kalım günü... Rusçuk'tan gelen ordu. Saray bahçesine girmiş, «Selim'i isteriz» diye haykırıyor. Akağalar Kapısı kapatılmış, Alemdar, kapıları yumrukluyor.

İçeride, Mustafa taraftarları, haremde, Selim'in hapsedildiği, Gülhane Bahçesi'ne bakan daireye hücum ediyorlar. Pakize ile kapı yoldaşı, bu dairenin üst katında, günlük işleriyle meşgul. Refet Kadın ile Selim de, alt katta olan, bitenden habersiz. Haremin o esrarengiz dehlizlerinde derinlerden kadın çığlıkları, kılıç şakırtıları işitiliyor. Az sonra cellâtlar odanın kapısına gelmiş bulunuyorlar.

Selim:

- "Cellât mısınız?" diyor.

Nezir Ağa:

- "Fitne hep sizin başınızın altından kopuyor"... dedikten sonra cellâtlara ses leniyor: "Haydi ne durursunuz?"

Pakize bunların ayaklarına kapanarak:

- "Kıymayın efendimize"... diye yalvarıyor.

Refet Kadın bayılıyor. Kelime-i Şehadet getirmekte olan Selim'in kafasına, bir bostancının kılıcı indiği gibi, yüzünün yarısı kopmuş bir halde, kanlar içinde yere yuvarlanıyor.

Bu, Topkapı Sarayı'nda işlenmiş cinayetlerin en hazini, en korkuncudur. O güne kadar, Osmanlı Hanedanı içinde, boğularak öldürülenlerin hiçbirinin, bir damla kanı akmamıştır. İlk padişah kanı, III. Selim'in bütün odayı kaplayan, bu yüz kızartıcı kanıdır. Katiller, cesedi bir hasıra sararak. Arz Odası'nın önüne kadar sürükleyip, oracığa bırakıyor. Ve işte baltalarla kırılan Akağalar Kapısı'ndan giren Alemdar, bu hazin manzara ile karşılaşıyor.

Devlette ıslahat yapmak uğrunda öldürülen Üçüncü Selim, yeniliği sever bir Padişah olduğu kadar, hem musiki tarihine geçen bir bestekâr, hem de «İlhamî» mahlası ile yazdığı şiirleriyle, edebiyat antolojilerine girmiş bir şairdir. Suz-i dilâra faslı, onun eseridir. Hâlâ saz topluluklarında, sık sık besteleri çalınır. Şu yürük semaisi onun en beğenilen parçasıdır:

Ab u tab île bu şeb haneme canan
geliyor.
Halvet-î ülfete bir şem'-i şebistan
geliyor.
Ah el aman ey yüzü mâhım, söyle
nedir benim günahım?
İrişmiştir göklere âhım, feryad ederim,
şekvâ ederim.

Dördüncü Mustafa(Sağdaki resim: 4. Mustafa'nın portresi...)

Bir tek çocuğu bile olmamış, bedbaht Selim'in şehadetinde, Kabakçı'nın dahli olduğu kadar, kendisinin yumuşak kalpli, sanatkâr bir insan oluşunun da tesiri yok değildir. Biraz fazlaca zevku safaya düşkündü. Zaten onu "Gâvur Padişah" diye tahttan indirdiler. Tıpkı büyük babası, Lâle Devri sultanı gibi.

Üçüncü Selim ölmüş, kanlı cesedi üzerine kapanıp ağlayan Alemdar Mustafa Paşa, Sadrazam olmuş, IV. Mustafa, Alemdar'ın yüzüne karşı ağız dolusu küfreden annesi ile kafeste... II. Mahmut padişah olmuştur.

Aradan henüz üç buçuk ay geçmişken, hoşnutsuzluk ve Alemdar aleyhtarlığı başgöstermiştir. Nihayet Kadir Gecesi, Babıâli muhasara ediliyor ve Alemdar bir barut dolu varile tabancası ile ateş ediyor. Müthiş bir infilâk... Sekiz yüz kişi berhava oluyor, iki gün sonra, enkaz arasından Alemdar'ın yanmış cesedini çıkarıyorlar.

Bu baskının gayesi, IV. Mustafa'yı tekrar tahta çıkarmaktı. İkinci Mahmut artık daha fazla bekleyemezdi. Kardeşi Mustafa'nın vücudunun ortadan kalkması farzolmuştu.

17 Kasım 1808'de, Kadı Abdurrahman Paşa ile Bostancıbaşı, yanlarında birkaç cellât ile, şimşirliğe bakan ve bugün yıkılmış bulunan daireye gidiyorlar. Haris Mustafa'nın belindeki şal kuşağı çözüp, boynuna doluyorlar. Mustafa boğulmuş ve amcası Selim'e reva gördüğü cinayetin cezası verilmişti.

(Yazı: Elif Naci - Hayat Dergisi - 1963)