Suphi Kaner hayatını ikizleri Aşkın ile Taşkın'a adadı

Yayın Tarihi : 09 Mart 2017
2521
1961'de 29 filmde oynayan sevimli sanatçı Suphi Kaner'in en büyük arzusu, henüz altı aylık ikizleri Aşkın ile Taşkın'a iyi ve rahat bir gelecek temin edebilmek.

 

Birinin yüzündeki, az önce yaptıkları bir kavga sonunda meydana gelen ufak çizikler olmasaydı, ikisinin arasında hiçbir ayrılık olmayacaktı. Kız, erkek kardeşinin yüzünü tırmalamıştı. Bunun dışında saçlarının renginden ayakkabılarının rengine kadar her şey öylesine benzerdi ki... 

Genç adam, aynı anda, çocukların saçlarını okşadı: 

Suphi Kaner ikizleri Aşkın ile Taşkın'ı çok sever. Film çalışmaları dışındaki saatlerini, eşi ve çocuklarıyla geçirir.- "Çocuk sahibi olmak kadar güzel şey yok" dedi. "Aşkın ve Taşkın'ım ilk altı aylarını doldurdular. Hayatlarının yarım düzinelik ayını tamamladılar, ikizlerimi çok seviyorum. Bu sevgimi beni tanıyanlara, tanımıyanlara haykırmak istiyorum. Herkesi büyük bir alana toplamalıyım. Bakın, işte şu gördüğünüz Aşkın, o gördüğünüz de Taşkın'dır. Onlar benim ikizlerimdir. Aşkın'ı da, Taşkın'ı da her şeyden fazla seviyorum, diye bağırmalıyım."

Suphi Kaner, hayata ikiz çocuklarıyla bağlıydı. Aşkın uslu, Taşkın ise, belki de erkek oluşundan dolayı çok yaramazdı. Yüzü, gözü yara içindeydi.

Suphi Kaner:

- "Taşkın arada sırada yaralanıyor. Bir yeri kanayınca hemen ağlamaya başlıyor. Tabii hepimiz seferber oluyoruz. Acı geçince de hemen susup yeni yaramazlıklarına başlıyor."

Uslu Aşkın'ı, yaramaz Taşkın'ı iyi bir hayata kavuşturmak dileğiyle çırpınan Suphi Kaner'in hayatı çeşitli yerlerde, çeşitli şekillerde geçmiş:

- "Ben insanların hayatta başarı kazanmaları için önce 'ideale', sonra da 'azme' inanırım. 'Azme' inancım çok olduğu için Kadir Savun'la birlikte Azim Film'i kurdum."

1933 yılının Ocak ayının 19'unda Cerrahpaşa'da doğan Suphi Kaner, başından geçenleri şöyle sıralıyordu:

Evde iş bölümü yapılmıştır. Çocukların süt işleri Suphi Kaner'e aittir... Suphi sütü hazırlarken, eşi Ender de temizleme ve yıkama işini üzerine almıştır.- "İlk olarak Hayat karamelaları sattım, iyi kar vardı. Daha sonra ayakkabıcılık yaptım. Tatillerde ayakkabı tamirciliği yapıyordum. En sevdiğim iş de buydu. Tabii bir gün geldi, bunu da bıraktım. Bir ara radyoculuk ve elektrikçilikle uğraştım. Arkasından da marangozluk yaptım. Bu iş beni pek sarmadı. Şehzadebaşı'ndaki bir sinemada fıstık ve gazoz sattım. Bu sıralarda hikaye ve şiir yazıyordum. Bir gün bir gazeteye gittim. Hikayemi yayınlatmak istiyordum. O gazetenin yazıişleri müdürü güldü ve "Bununla para kazanamazsın oğlum. Gel, en iyisi gazete sat" dedi. Her muhitin bir gazetecisi olduğunu bilmediğim için kabul ettim. En önce ben gazeteleri aldığım için bol bol satıyordum. Ama bir sabah Yedikule'de az kalsın dayak yiyordum. O gün benim müvezziliğim bitmişti. Bir sinemada yer göstericiliğine ve daha sonra da kapıda durmaya başladım."

Sonra filmciliğe ve artistliğe merak sardı. Cahide Sonku'nun sahibi olduğu Sonku Film'e girdi. Reji asistanlığı yaptı. Bunu da şöyle anlatıyor:

- "Çekilen filmde bir yangın sahnesi vardı. Bir samanlık hazırlandı. Her yere gaz döküldü. Ama onu ateşlemek gerekliydi. Hiç kimse cesaret edemedi. Sonra bu işi bana verdiler. Mali durum yüzünden istemeye istemeye gazı ateşledim. Dumanlar gözlerimi bozmuştu. Suphi Kaner'in günleri tamamen dolu vaziyette... Bu fotoğrafta platoda yeni filmi 'Şeyh Ahmet'in Torunu'nda çalışırken görüyorsunuz.Çevremi göremiyordum. Tıbbi müdahale olarak gözüme limon sıktılar. Bunun üzerine 48 saat hiçbir şey göremedim... Daha sonra Yeşilçam Sokağı'ndaki hemen hemen bütün film şirketlerinin sandıklarını sırtlayıp postaneye götürmeye başladım. Fikret Hakan'la birlikte Sahne Sekiz'i kurdum. Daha sonra da Ege ve Anadolu'da çeşitli turnelere çıktım. 1954 yılında askere gitmeden beş gün önce nişanlandım. Askerden dönünce, film işine giremedim. Babıali'yle münasebetim bulunduğu için de bir gazeteye girdim. Mürettiplik yaptım, sayfa bağladım, en sonunda da sekreter oldum. Ama nikahlanınca, Babıali'yi bıraktım. Çünkü bir oda tutmayı istiyordum, ama param yetişmiyordu. 1959 başında Yeşilçam'a çıktım. Bu benim için dağa çıkmak gibi bir şeydi. Arkadaşların yazıhanelerinde yattım. Bir gün bir filmde bana çığırtkan rolü verdiler. 1958'de bir, 1959'da on iki, 1960'da yirmi sekiz ve 1961'de tam yirmi dokuz film çevirdim."

Suphi Kaner, hayat hikayesinin son bölümünü şöyle anlattı:

- "Bütün bunlar geçti artık. Benim için tek bir şey var, o da çocuklarım. Onları iyi bir hayata hazırlamam gerekli. Ama ikizlerimle baş edemiyorum. Hele Taşkın çok yaramaz. Gündüzleri film işlerim oluyor ve onların kavgalarında bulunmuyorum. Akşam eve dönünce de Aşkın ve Taşkın yorulmuş oluyorlar."

(Not: Manşet fotoğrafında Suphi Kaner ile eşi Ender Hanım, ikizleri Aşkın ve Taşkın ile birlikte...)

(Yazı: Bülent Bora / Ses Dergisi - 24 Mart 1962)

(Not: Suphi Kaner, bu röportajdan yaklaşık 1,5 yıl sonra, 25 Ağustos 1963'te, bu iki dünya güzelini geride bırakıp, intihar ederek yaşamına son verdi.)

Güldüren adamın ağlatan sonu >>