Serpil Gül, değişik roller arayışında

Yayın Tarihi : 04 Aralık 2016
477
Son zamanlarda özellikle Cilalı İbo filmlerinin kadın yıldızı olarak tanınan Serpil Gül, artık daha çok neşeli genç kız rollerine çıkmak istiyor.

 

Gangsterler kovalıyor, onlar kaçıyordu. Topkapı surları dışındaydılar. Yol kenarında duran iki otomobil vardı. Biri siyah, kapıları kilitli. Öteki üstü açık, spor...

Serpil Gül, İzmit Hereke'de doğmuş, İstanbul'da büyümüş... Asıl adı Nurten Batmaz... Yedi yıl önce beyazperdeye geçmiş, bugüne kadar 22 filmde oynamış.Feridun Karakaya, "Hop" diye ikinciye atladı. Serpil Gül'ün elinden tutup "Çabuk gel" diye bağırdı. Arabayı çalıştırdı. Yavaş yavaş hızlandılar. "Cilalı İbo" arkasına baktı; gangsterlere dudak büktü, "Pis sinekler!" dedi. Bu söz, Serpil'in "Aman, frene bas, uçuruma yuvarlanıyoruz" feryadına karıştı. Feridun fren diye gaz pedalına bastı. Otomobil önce takla attı; sonra Bizans'tan kalma 1500 yıllık surların dibindeki su hendeklerine uçtu.

Otomobilin arkasındaki kameracı, rejisör, asistan, klâketçi, reflektörcü de yerlere yuvarlanmıştı. Ama, Serpil Gül ile Feridun Karakaya meydanda yoktu. Aradılar, taradılar. Ters dönen arabanın altından ikisini çıkardılar. Feridun'a bir şey olmamıştı; ama Serpil hastaneye kaldırıldı.

En üst katta, Marmara'ya bakan bir odada yalnız yatıyordu. Yüzündeki, bacaklarındaki sargıları gördüğü zaman ölüm tehlikesini atlattığını anladı. O anda içi sonsuz bir yasama sevinciyle doldu. Pencereden süzülen ışıklara tutunup göklere yükselecek kadar hafiflemişti.

Serpil Gül, Hereke'de gözlerini dünya yüzüne açtığı zaman takvimler 16 mart 1941'i gösteriyordu. Annesi, babası birkaç yıl sonra İstanbul'a gitti; o Hereke'de anneannesinin yanında kaldı. Kestane saçlı, ela gözlü kız Hereke İlkokulu'nda, ders aralarında bir köşeye çekilip arkadaşlarını seyreder, toplu oyunlara katılmazdı, İzmit Ortaokulu'na yazıldıktan sonra her gün trenle Hereke'den İzmit'e gidip gelirdi.

Yedinci sınıfta gözleri bozuldu. Yuvarlak, iri, ela gözleri çok güzeldi ama 10 dakikadan fazla bir kitabı okuyamıyordu. Şıpır şıpır yaşlar akıyor, dış dünya bulanıklaşıyor, sonra renkler, çizgiler birdenbire kayboluveriyordu. Okulu bırakmak zorunda kaldı. Arkadaşlarından ağlayarak ayrıldı. Artık Emirgan'da, Boyacıköy sırtlarındaki baba evine gelmişti.

Tiyatro ve sinema artisti Zeki Alpan, babasının arkadaşıydı. Bir gün Serpil Gül'ü evde gördü. Babası Zekeriya Bey'e, "Kızın çok güzel. Sinema artistine de ihtiyaç var. Müsaade et de bizim filmde oynasın" dedi. Babası kızarak, "Bırak Allah ışkına, aklına koyma böyle şeyleri... Evlenip evinde otursun. Çocuklarına baksın" diye yanıt verdi.

Serpil, okulda müsamerelere çıkardı ama sinema artisti olmayı düşünmemişti. Zeki Alpan'ın sözleri aklını çelmiş, onun hayalini sinema konusu üzerinde çalıştırmaya başlamıştı. Bir gün eline geçen bir gazetede artist yarışması yapıldığını, katılmak isteyenlerin Beyoğlu'ndaki film yazıhanesine başvurmaları gerektiğini okumuştu.

Kimseye haber vermeden İstanbul'a indi, Beyoğlu'ndaki yazıhaneye gitti. Eline, doldurması için basılı kağıtlar verdiler. Alıp eve geldi. Bir aralık masanın üzerinde bırakıp sokağa çıkmıştı. Eve döndüğü zaman babası hiddetten boğulacak gibiydi:

- "Ben seni artist olasın diye mi yetiştiriyorum? Benden izin almadan nasıl yarışmalara girersin?" diyerek üzerine yürüyüp bir güzel dövdü! Fakat ertesi günü annesi ile birleşip babasına karşı harp açtılar. Sonunda bu soğuk harpten Serpil galip çıktı. Film yazıhanesine babasıyla gitti. Orada, kalbinin ince taraflarına dokunan sözler dinledi:

— "Beyefendi, hevesini alsın. Bir defa yazıldı, girsin, kazansın. Ondan sonra filmde oynamaya bırakmazsınız" dediler.

Spor ve Sergi Sarayı'nda yapılan seçimde, 100'den fazla namzet arasında ikinciliği kazandı. Jüri üyeleri arasında bulunan Orhon Arıburnu o akşam filmde başrol teklif etti ve yazıhanesinin adresini eline tutuşturdu.

Serpil Gül'ün boyu 1.66, kilosu 56, gözleri ela, saçı siyah... İstanbul'u çok seviyor. Bu yüzden, evindeki iki albümünü, şehrin çeşitli köşelerinde çektirdiği fotoğraflarla doldurmuş.1955 yılı yaz aylarında "Sihirli Boru" böylece çevrilip bitmiş, ilk filminden tam 500 lira almıştı. Arkasından Muzaffer Tema, prodüktör sıfatiyle Serpil Gül'e "Dişi Yılan" filminde oynamasını teklif edince ikinci filmini de almış oldu. Ayten Çankaya'nın teşvikiyle Adalar'da yapılan bir güzellik yarışmasına da katıldı, gene ikinci oldu. Birinciliği Türkan Duru almış, Ayten Sırmalı, Deniz Tanyeli, Çiğdem Kandora kendisinden sonra gelmişlerdi.

1955 yılının uğuruna inanmıştı. Hüseyin Peyda, Serpil'i görür görmez çevirmekte olduğu "Gelen Ağlar Giden Ağlar" filminde başrolde oynatmıştı. 19 Nisan 1956'da, bir ahbap evinde görüp tanıştığı Rifat Aydınlı ile evlendi. Kocası filmde çalışmasını istemiyordu. Sinemayı bırakıp evine çekildi, iki yıl böyle geçti.

Bir gün, Murat Film sahibi Süreyya Duru, Rifat Aydınlı'ya gitti... "Senin hanım iki yıl önce çok güzel filmler çevirmişti. Niçin oynatmıyorsun? Benim "Kumpanya" filminde başrolü yapmasını istiyorum" diye başlayan konuşma anlaşma ile sonuçlandı. Eşref Kolçak'la çevirdiği bu filmden sonra "Dokuz Dağın Efesi" 1958'de en güzel film armağanını kazanınca teklifler birbirini kovaladı.

Dört yılda sayısı gittikçe artan filmler, para ve şöhret... Ürkek, çekingen, yüzü birdenbire kızaran genç film oyuncusu yerine dünyayı ve insanları daha iyi tanıyan, olgunlaşan genç bir kadın...

Kocasının hediye ettiği müzikli sigara kutusu baş ucundaki komodinin üzerinde duruyordu. Kapağını açtı. Dans eden oyuncak çift dönmeye başlarken Strauss'un "Mavi Tuna" valsi çalmaya başladı. Kutunun içinden bir sigara aldı. Altın çakmağıyla yaktı. Açık pencereden dışarı savrulan dumanlar arasında, gelecek güzel günler üzerine projeler yapmaya
başladı:

- "Herkes beni "Cilalı İbo" filmlerinin değişmez kızı olarak tanıyor. Oysa ben bambaşka bir hüviyetle görünmek istiyorum. Daha doğrusu muzip, şakacı, şen bir genç kız olarak... Sanırım, bana böyle roller daha çok uyacak. Benim için bir senaryo hazırlanıyor. Senaryodaki rolümü seversem, bu filmi kendi hesabıma çevireceğim. Şu İsrail gezisi biter bitmez çalışmaya başlamalıyım"

(Ses Dergisi - 2 Haziran 1962)