Sema Özcan tartışmalı filmi bitirdi, mayosunu giydi

Yayın Tarihi : 19 Kasım 2017
666
Sema Özcan, yapımcısıyla tartışıp yarıda bıraktığı filmi tamamlayarak İstanbul'a döndü ve soluğu Yeniköy plajında aldı. Ünlü oyuncu, mayolu olarak ilk kez fotoğraflandı.

 

Bundan aylarca önceydi... Sema Özcan'la bir röportaj için Dormen Tiyatrosu'nun kulisinde daracık bir odada buluşmuştuk.

Konuşurken, bir şey aklıma takıldı. O güne kadar hiçbir gazetede, hiçbir dergide Sema Özcan'ın mayolu resmini görmemiştim. Bu konuda sağda solda «Vücudu güzel değil, ondan çektirmiyor» şeklinde laflar duymuştum.

Son rol aldığı filmde çeşitli sorunlar yaşayan Sema Özcan, yaşadığı sıkıntıları plajda güneşlenerek üzerinden attı.Kendisine bunu söyleyince güldü ve «Ben denize çoğunlukla bikiniyle girerim. Herhalde vücudum söyledikleri gibi güzel olmasa cesaret edemezdim» dedi. «Peki niye mayoyla resim çektirmiyorsun?» deyince de hemen cevabı yapıştırdı :

- «Ne yani... Bugün 'Vücudu çirkin' diyecekler, ben aksini ispat etmek için mayoyla resim çektireceğim. Yarın 'Evlenemez' diyecekler, onları yalanlamak için alelacele evleneceğim. Öbür gün başka bir şey diyecekler, ben onları yalanlamak için ne gerekiyorsa onu yapacağım. Olur mu böyle şey?»

Olmazdı tabii. Olmazdı ama bizim de gazetecilik damarımız tutmuştu, ne yapıp edecek, muhakkak Sema'nın mayolu resmini çekecektik. Malum, kaçan kovalanır hikayesi... İş, inada binmişti bir kere...

«Bekleyen derviş murada ermiş» derler. Bizim beklediğimiz fırsat da 1968 yılının Temmuz ayında İstanbul'dan kilometrelerce uzakta bir adada, Marmara adasında ortaya çıktı, İstanbul'da kotarıldı, Yeniköy'de de muradımıza erdik!

Sema Özcan, Dede Film hesabına Nuri Sesigüzel'le başrolünü paylaştığı «Kan Suyla Temizlenir» filminin çekimi için Marmara adasına gitmişti. Sema Ozcan için «'Nuri Sesigüzel'le film çevirmeyi istemiyor' denemezse de, bu konuda öyle pek «arzulu» olduğu da söylenemezdi.

Sema Özcan'ın son derece düzgün vücudu, tüm dedikoduları yalanlıyordu.Sonra Sema'nın prensiplerinden biri de - tiyatro arkadaşlarının çevirdiği Pembe Kadın hariç - film çalışması için İstanbul dışına çıkmamaktı. Sonunda işin aslı anlaşıldı. Sema Özcan, ödenmeyen bonodan geçilmeyen film piyasasında «peşin 15.000 lira» nın cazibesine dayanamamış ve prensibinden fedakarlık etmişti.

Ekip Marmara adasına gitti. Bir-iki gün çalışıldı ve olaylar birbirini kovaladı... Bizim kulağımıza gelen söylentilere göre olaya, ekipte bulunan Nedret Güvenç'in İstanbul'a dönüşüne, filmin prodüktörü Mahmut Dedehayır tarafından izin verilmemesi sebep olmuştu. Sema Özcan, haklı gördüğü Nedret Güvenç'in tarafını tutmuş, o sırada araya giren Mahmut Dedehayır'ın hanımı Sadiye Arcıman'ın kendisi hakkında set elemanlarına söylediklerini duyunca da Nedret Güvenç'le İstanbul'a dönmek istemişti. 

İki artist, bavullarını hazırlayıp aşağıya indikleri anda «gidersin-gidemezsin» münakaşası başlamış ve sonunda iki artisti alan araç yola çıkmıştı. Araçta diğer filmciler de vardı. Yarı yolda Sema Özcan bir kahve içmek bahanesiyle çıkarılmış ve o kahvesini içerken, araç onsuz yoluna devam etmişti. Önce buna çok kızan Sema Özcan, ısrar ve ricalara dayanamamış ve filme devam etmek için geriye dönmüştü.

O gece yine bazı hadiseler çıkmış, hatta Ali Şen ile Faruk Panter, herhangi bir olaya mani olmak için sabaha kadar Sema Özcan'ın kapısında nöbet beklemişlerdi. Münakaşa ertesi gün de devam etmiş ve sonunda Sema Özcan, bu şartlar altında çalışamayacağını belirterek İstanbul'a dönmüştü.

Dönüş anında da bazı hadiseler çıkmıştı. Ekipten bazı artistlerin söylediklerine göre araç kasten geç hareket ettirilmiş. Sema Özcan'ın bindiği cip bozulmadığı halde, yolda kasten durdurulup «tamir» edilmişti. Sonunda çabalar fayda vermemiş ve Sema Özcan'ın dönmekte kararlı olduğunu anlayan yapımcı Mahmut Dedehayır, ekibiyle birlikte tası tarağı toplayıp İstanbul'un yolunu tutmuştu.

Yeşilçam'ın sevilen yıldızlarından Sema Özcan ilk kez mayolu poz verdi.İstanbul'da iki taraf tekrar karşı karşıya geliyordu. Prodüktörün ricalarına karşılık Sema Özcan'ın iddia ve isteği şuydu: Kendisi olaylar devamınca iyi niyetle hareket etmiş, fakat karşı taraftan en küçük bir karşılık görmemişti. Onun için Marmara adasında söylediği sözü tekrarlıyordu. Filmi bırakmıştı, bunda da - kendine göre - yerden göğe kadar haklıydı. Buna rağmen sonunda ricalara dayanamadı ve «ücretin ödenmeyen kısmının ödenmesi, kendisinden özür dilenmesi ve işin bir günde tamamlanması» şartıyla filme devam edebileceğini bildirdi. 

Prodüktör razıydı. Hemen ekip toparlandı ve filmin eksik sahnelerinin Sema Özcan'lı olan ve programa göre çevrilmesi kararlaştırılan kısımları bir gün içinde çekildi... Böylece filmciler rekor yeniledi!

Tabii bu hadiseler Sema Özcan'ın sinirlerini iyice bozmuştu. Bu sıcak havada siniri bozulan insan ne yapar? Kendini Boğaz'ın buz gibi sularına atıp, serinlemeye, sakinleşmeye çalışır.

Sema Özcan da öyle yaptı ve filmi bitirdiğinin ertesi günü mayosunu, havlusunu aldığı gibi plajın yolunu tuttu. Biz setteki olayları önceden öğrenmiştik. O sinir bozukluğu içinde Sema Özcan'ın her türlü tedbiri elinden bırakacağını bildiğimiz için hemen plaj plaj dolaşmaya başladık. İlk uğradığımız bir-iki plajda Sema yoktu. Üstelik iki giyinik adamın plajın içine girip herkesi dikkatle süzdüklerini görenler bize bir garip bakmaya başlamıştı.

O sırada aklımıza Sema'nın berberine telefon etmek geldi. Telefona çıkan ses, bize «Sema Hanım şimdi çıktı, galiba Yeniköy'e gidiyor» diyordu. Biz de hemen Yeniköy'ün yolunu tottuk ve Sema Özcan'ı, elimizle koymuş gibi bulduk.

Foto muhabiri arkadaş objektifini ayarladı. Sema Özcan'ın karşısına çıkıp «Merhaba» dedi. Sema'nın ilk tepkisi korku, sonra telaş oldu... Fakat, hiç mi hiç çaresi kalmamıştı. Kendi kendine «Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge...» diye söylendi.

Biz de ne olur, ne olmaz diye birkaç resim çektikten sonra, «Sema, nasıl olsa büyü bozuldu, ilk defa mayolu resimlerin çekildi. Bari poz ver de daha normal resim çekelim» dedik.

Sonra ... Sonrasını görüyorsunuz işte. Bu sayfalarda Sema Özcan'ın boy boy, poz poz «mayolu» resimleri...

Böylece SES mecmuası bir «gazetecilik» daha yapıyor ve Sema Özcan'ın ilk mayolu resimlerini Türk basınında herkesten önce okuyucularına ulaştırıyor.

(Ses Dergisi - 3 Ağustos 1968)