Sahnedeki ilk günleri (10) Tanju Okan

Yayın Tarihi : 19 Aralık 2015
2724
Müzik Tanju Okan'ın kanından önce midesine girdi. Çünkü ilk notaları kurabiyedendi...

 

«Sahnedeki ilk Günleri» yazı dizimizin bugünkü konuğu, yılların eskitemediği dev bir isim: Tanju Okan. Bu yazıda Tanju Okan'ın şöhretsiz günlerine ait bilinmeyen anılarını ve şöhret olmak için yaptığı mücadelenin hikayesini bulacaksınız.

Annesinin yaptığı notadan kurabiyeleri yiye yiye müziğe aşina olan Tanju, üç yaşında...- «Müzik önce kanıma değil, mideme girdi. Nasıl girmesin, her akşam saat beşte sütümün yanında notalardan yapılmış kurabiyeler bulurdum!»

Tanju Okan'la konuşuyoruz. Tanju bir taraftan önündeki sararmış çocukluk resimlerini karıştırıyor, bir taraftan da müzikle nasıl tanıştığını, sahnedeki ilk günlerini anlatıyor:

- «Babam müzik öğretmeniydi. Annem ise çok iyi keman çalardı. Babamın vazifesi dolayısıyla beş yaşına gelinceye kadar Anadolu'yu karış karış dolaştık. Evimizin en büyük eğlencesi müzikti. Annem gündüzleri ya keman çalar, ya Fransızca şarkılar söyler ya da en büyük eğlencemiz olan gramofonda çeşit, çeşit plaklar çalardı. Akşamları annemin bu müzik ziyafetine babam da katılırdı. Babam piyanonun başına geçer, annem kemanını eline alır, saatlerce çalar, söylerlerdi. Onları misafir odasındaki divanın üzerine uzanıp saatlerce dinlerdim. Müzik bana o günlerde bambaşka şeyler ifade ederdi. Gözlerimi kapadığım zaman parçaya göre değişen hayaller görürdüm.»

Beş yaşındadır Tanju... Günlerden bir gün bu mutlu dünyası bulutlanıverir. Annesi ile babası boşanmışlardır. Annesi Tanju'yu alıp Manisa'ya yerleşir.

- «Annem bana hem analık, hem babalık yaptı. Bana o kadar büyük bir sevgi, öylesine büyük bir şefkat gösterdi ki, babamın yokluğunu pek az hissettim desem yeridir. Manisa'ya yerleşmemizden hemen sonra annemden ilk müzik derslerimi almaya başladım. Babam olmadığı için artık annemin bana ayıracak daha çok vakti vardı, önce notaları tanıttı bana. Üşenmeden, kurabiyeden notalar yapar, masanın üzerine çizdiği beş çizginin üzerine bunları yerleştirir, değerini ve adını bildiğim notayı yememe izin verirdi. Bu tatlı notalarla çalışmak bana ne büyük bir zevk verirdi tahmin edemezsiniz.»

Altı yaşına basarken Tanju Okan annesinden keman ve mandolin dersi almaya başlar. Notayı öğrendiği için artık notalar kurabiye üzerinde değil, kağıt üzerindedir. Bu arada annesinden duyduğu şarkıları ezberlemeye, gür sesiyle sokaklarda söylemeye başlamıştır.

1965'te Türkiye'yi Balkanlar'da temsil eden üç milli solistimizden biri olan Tanju Okan, Muammer Yeşil'in elinden ödülünü alıyor...- «Derken ilkokul yıllarım başladı. Okulda da sesimin güzelliği dikkati çekti. Okul korosunun vazgeçilmez solistiydim, öğretmenlerim beni devamlı olarak müsamerelere çıkarıyor, okul şarkıları söyletiyorlardı. Annemi görmeliydiniz... Kendi müzik kabiliyetini çevreye duyuramamanın acısını çeken bu genç kadın, ben herkesin ortasında çalıp söyledikçe kendi söylercesine, alkışlanırcasına mutlu oluyordu.»

Tanju ilkokulu bitirince Manisa Lisesi'nin orta kısmına yazılır. Ortaokul yıllarında da müsamerelerde, düğünlerde şarkılar söyler ve liseyi bitirmesine bir yıl kala, o güne kadar tatmadığı bir şeyi tadar, ilk kez aşık olur.

- «Çirkin bir kızdı sevgilim. Ama onu delicesine seviyordum. Daha doğrusu sevmek istediğim, aşık olmak, ıstırap çekmek istediğim için aşıktım o çirkin kıza. Duygularım öylesine güzel, öylesine temizdi ki, ruhumun kirlenmemesi için kendi kendime bu kızdan başkasını sevmemeye söz verdim. Ama heyhat, okuldaki hocalar benim bu tertemiz hislerimi anlayamadı! Derslerde gerileyince, sınıfta kaldım! Dünya umrumda değildi. Seviyordum ya. Fakat bir yıl sonra gerçek kafama dank etti. Kıza olan çocukluk aşkım azalmaya başlamıştı. Başlamıştı ama okuldan da belgeyi almıştım.»

Tanju Okan iki yıl sonra, yani 1958'de askere çağrılır. Tayini Ankara Orduevi'ne çıkar. Orduevinin de bir orkestrası vardır. Tanju, boş zamanlarını hep orkestranın arasında geçirir. Bir gün onun sesini yüksek rütbeli subaylardan biri dinler. Beğenir. Ve o hafta sonu toplantısında Tanju sahneye çıkar...

Tanju Okan; Selda Alkor ve Meriç Başaran'la çevirdiği ilk filmi «Sevdalı Gelin»in setinde...- «Heyecansızdım dersem yalan söylemiş olurum. Fakat okulda, müsamerelerde sahneye çıkıp, öyle çok şarkı söylemiştim ki, sahneye alışıktım, ilk söylediğim şarkının ne olduğunu pek iyi hatırlayamıyorum. Hatırladığım kadarıyla annemden öğrendiğim bir Fransızca şarkıydı. Hani şimdi de pek fena sayılmam, ama o zamanlar çok yakışıklıydım. Henüz içki içmeye başlamadığım için de sesim bir başka türlü gürdü. Alkışlandıkça alkışlandım tabii. Ondan sonra beni orkestranın solisti yaptılar. Ve şöhretim yavaş yavaş orduevi sınırlarını aşıp, Ankara'ya yayıldı.»

1960'ta Tanju Okan askerliğini bitirir. Bitirir bitirmez de Orhan Sezener Orkestrası'na girer. Gece kulüplerinde çalışmaya başlar. Artık şöhreti Ankara sınırlarını aşmıştır. Önce şöhreti, sonra da kendisi İstanbul'a gelir. 1963'te Vasfi Uçaroğlu Orkestrası'na solist olur. Ve kısa süre sonra da Türkiye'nin en sevilen şarkıcıları arasına ismini yazdırır...

Tanju Okan'ın şöhret olduktan sonraki günlerini hepiniz bildiğiniz için uzun, uzun anlatmamıza lüzum yok. Şarkıcı 1965'te Balkan Festivali'ne giderek Türkiye'nin üç milli solistinden birisi oldu. Fakat içkiye düşkünlüğü, yeni bir atak yapmaması yüzünden 1965'ten sonra şöhret grafiğinde bir düşme başladı.

Türk hafif batı müziğinin gelmiş geçmiş en büyük seslerinden biri olan Tanju Okan, ikinci çıkışını geçtiğimiz yıl içinde doldurduğu «Hasret» adlı şarkısıyla yaptı. Ve bu plak, ilk notaları kurabiyeden olan bu şöhretli şarkıcıyı, Tanju Okan'ı müzik dünyamıza, bize ikinci defa kazandırdı.

(Not: Manşet fotoğrafında, Tanju Okan, 1964 yılında Şevket Uğurluer Orkestrası'yla çılıştığı dönemde görülüyor.)

(Röportaj: Mine Baykara - Ses Dergisi - 19 Şubat 1972)