Ninesi, torunu ve kendisi: İşte Özay Gönlüm

Yayın Tarihi : 10 Ekim 2013
10496
Radyo ve televizyondan son zamanlarda sazla, sözle karışık, içten bir ses duyuluyor. Gelin hep beraber nine, torun ve Özay Gönlüm'ü tanıyalım...


5 Şubat 1939'da Denizli'de doğan Özay Gönlüm, 1966'da girdiği radyo sınavını, 7 bin 600 kişi arasında en yüksek puanı alaarak kazanmış...- «Gocuman gocuman kelamları edem edem de gidiverem gari...» dedi.

- «Pardon, an'nayamadım» dedim.

- «Sen şindi sor'cen, ben cevap ve'cem de mi?» dedi. «Hadi, ıkılanıp durma gari; ne sorcesen, soru ve de bitsin. Ben de gocuman kelamla edem sana... Okuyup, dinleyenlerin hamakları ağızlarında galagalsın.»

Ve sorduk. Özay Gönlüm, önce yüzünü aydınlatan o «sıcak» gülüşüyle güldü, sonra bir an için «nineliği», «torunluğu» bırakıp açık-seçik bir Türkçe ile konuşmaya başladı:

- «5 Şubat 1939'da Denizli'de doğdum efendim. Babam emekli astsubaydır. Onun görevi icabı çok dolaştık... Denizli Lisesi'ni bitirdim. Milli Eğitim Bakanlığı'nda yıllarca çalıştım. Bu arada 3 ay Amerika'ya gönderildim, kurs gördüm, filmciliği öğrendim. Milli Eğitim Bakanlığı Film, Radyo ve Televizyonla Eğitim Merkezi'nde 'seslendirme bölümü' şefi oldum.»

Ankaralılar önce bağlama sanatçısı olarak tanıdılar Özay Gönlüm'ü... Sonra bir türkü yorumcusu olarak... İstanbullulara bu «eşsiz» sanatçıyı (çünkü sürdürdüğü işi bir o yapıyor bugün) televizyon tanıttı. Sadece Özay Gönlüm'ü mü? Hayır... Keskin zekalı, saf yürekli, temiz kalpli nineciğini de orada tanıdık, onun mert torununu da...

Özay Gönlüm, dört yıl klasik keman çalmış...Özay Gönlüm kah «nine» oldu, «esgerdeki» torununa «mettüp» yazdı; kah «dorun» oldu, köydeki kocamış ninesine «şeerden» seslendi. Bugün ünlü, beğenilen biri Özay Gönlüm, ama buraya hemencecik gelmemiş. Koza içinde kendi kaderini ören ipekböceği gibi onun da bir geçmişi var elbet, bir hazırlık safhası var. Önce 4 yıl klasik keman çalmış. Tellerde yayıyla Dede Efendi'den, Itri'den sesler aramış. 

16-17 yaşlarında bağlamaya dökmüş işi. 1966'da 7 bin 600 kişinin katıldığı bir radyoevi imtihanında en yüksek puanı alıp radyoya girmiş... Ve o yıldan sonra bütün tatillerini köy, köy gezerek geçirmiş. Maksat folklor araştırmaları yapmak, yeni türküler bulmak. Malum, köylük yerde çoğunlukla «kadın kısmısı» yakar türküyü... Oralarda kadınlarla konuşmak da bir büyük meseledir. Gençlerle, orta yaşlılarda «yaban» oldunuz mu, imkanı mümkünü yok konuşamazsınız. Yaşlılarla konuşmak da zorun zoru... Özay Gönlüm, ilk o zaman bu zorluğu yenmek, ninelere yaklaşabilmek için başvurmuş, doğup büyüdüğü yerlerin diyaleğine... Yaklaşmış kendisine pek yüz vermez Şimdiye kadar 10 plak yapan Özay Gönlüm, üç Altın Plak ödülü kazanmışgözüken ninelere. Sesini, yüzünü yumuşatmış bir güzel:

- «Accık yarenlik edem diye taa Angıralardan gagtım gedim gadın anam» demiş. «Şu pambuk elleni ve de öpverem gari...»

Nineler, bu kendileri gibi konuşan adama o zaman daha kolaylıkla yaklaşmışlar...

Bu arada bol bol türkü derlemiş Özay Gönlüm. Dağarcığında epey hikaye birikmiş. Şimdi üç altın plak almış. Tam 10 plağın sahibi Özay Gönlüm... Ankara Radyosu Halk Müziği sanatçısı. TRT'den ödül almış bir amatör sinemacı. Milli Folklor Enstitüsü «ilgililerinden»; ama ön planda üç kişi var bildiğimiz, sevdiğimiz: Bir nine, bir torun, bir de kendisi...

• NİNEDEN iNCiLER...

- «Garı kısmı alaya soktun mu yakışmalı, duvara furdun mu yapışmalı.»

- «Yağmur tavında ekilen darıdan, gocasından sona galkan garıdan hayır gelmez.»

- «Evlenince bazara gada değil, mezara gada gitçen.»

- «Erkek gısmı beygir gibidir. Hem seve, hem depe...»

- «Garı gısmına gökte düğün va desen, merdimen dayayıp çıkmaya galkamış.»

- «Aklında durcene boğazında dursun, daha eyi...»

•Özay Gönlüm'ün hikayelerinde esin kaynağı olan gerçek ninesi.

NİNEDEN BEDDUALAR...

Nine pek sevimlidir, pek iyimserdir, ama bir gerçek insandır. O da kızar elbet. Kızdı mı en çok «Cavırın donuzu» (Gavurun domuzu) der. En beylik inkisarı budur. Bazen «Dalacığından patlıyası» der, bazen «Yağlı gürsün önüne gelesi»... Daha mı kızdı, «Bi'şeyler demen, inşallah enişin yokuş olsun, boş kal hoş kalma» der.

• NİNENİN TORUNUNA NASİHATİ...

Aldı nine, bakalım ne dedi torununa:

• Yavriiim... Goca memleketlede kipriği takma, saçları sokma, on'nan bun'nan düşüp gakma... Gözleri 'el'de, etekleri belde, artanı da yerde, sıska mıska, çirkin mirkin gızla oluveriyomuş. On'nara sakın tutluveme... Alceğin gızın soyu sopu belli, saçı sırma telli, eline el değmemiş, kötü süt emmemiş, sevisi derinde, eti, budu yerinde olmalı, dizine otutturuverdin mi gucağın dolmalı...»

(Ses Dergisi - 17 Haziran 1972)