Sahnedeki ilk günleri (12) Nesrin Sipahi

Yayın Tarihi : 25 Aralık 2015
3944
Türk sanat müziğinin büyük ismi Nesrin Sipahi, babasının yasağı nedeniyle çocukluk yıllarında müzik bile dinleyemiyordu.

 

Nesrin Akçan'ın 1957'de Aldemir Sipahi ile evlenip Sipahi soyadını aldığı gün...Türk müziğinin ünlü sesi, büyük ismi Nesrin Sipahi ile konuşuyoruz. Konumuz, malum: Sahnedeki ilk günleri... Bir süre gözleri yerde öylece kalakalıyor. Yıllar öncesinde kısa bir gezinti yaptığı, anılarını bir düzene soktuğu besbelli. Neden sonra gözlerini yerden kaldırıyor, tane tane anlatmaya başlıyor:

- «Garip değil mi?» diyor. «Çocukluk yıllarımda hayatımda müzik diye bir şey yoktu. Herhalde ileride derslerime sekte vurmasın diye olacak babam, müzikle uğraşmamı hiç ama hiç istemezdi. Hiç unutmam bir gün, yüklükte keman çalan amcamın oğlunu dinlediğim için babamdan bir güzel dayak yemiştim.»

Duruyor, gülümsüyor. Gözleri ışıl ışıl. Kolay mı? Hatırlanan çocukluk günleridir, konuşulan, o günlerin renkli anılarıdır.

- «Kaç yaşında olduğumu bilmiyorum, ama herhalde dört yaşından büyük değildim. Ailemizde müzikle uğraşmak adeta yasak olduğu için, benden hayli büyük olan amcamın oğlu, yüklüğe girer, orada kendi başına keman çalışırdı. Çocukluğumda en büyük zevkim amcamın oğlunun arkasından yüklüğe girip, o rutubetli, karanlık yerde, çuvalların üzerine oturarak, saatlerce o küçücük aletten çıkan sesleri dinlemekti.»

- «Annemle, babam nedense benim yüklüğe girmemi - soğuk alırım diye mi, başıma bir şey düşer diye mi bilmiyorum - şiddetle yasaklamışlardı. Bir defasında babam beni orada keman dinlerken yakalayınca, amcamın oğluna da, bana da bir temiz sopa çekmişti. Ama bizim 'yüklük sefaları' bu dayağa rağmen hiç aralıksız devam etti. O sıralarda, evdeki gramofondan, devrin moda şarkılarından 'Saçlarıma Ak Düştü'yü öğrenmiştim. Yatak odasına girer, birçok çocuk gibi ben de öğrendiğim şarkıyı bağıra bağıra söylerdim.»

Nesrin Sipahi, 1958'deki bir radyo programında Kutlu Payaslı ile...Nesrin Sipahi - o günkü adıyla Nesrin Akçan - 7 yaşında ilkokula başlar. Müziğe olan kabiliyeti, sesinin güzelliği onu okulda çarçabuk ön plana çıkarır. Okul temsillerinde şarkılar söyler, okul korosunun değişmez ismi olur. İlkokulu bitirdiği gün öğrencisini çok seven müzik öğretmeni kalkıp babasına gider. «Bu çocukta cevher var» der, «Gelin siz bunu ortaokul yerine konservatuvara yazdırın. Göreceksiniz ileride Türkiye'nin bir numaralı opera sanatçısı olacak Nesrin...» 

Baba Akçan birden celallenir: «Ne» der, «Benim kızım artist mi olacak? Allah yazdıysa bozsun!» Ve öğretmeni, eve geldiğine, geleceğine bin pişman eder!

Derken ortaokula başlar küçük Nesrin. Kendisinden sekiz yaş büyük ağabeyi Nihat Akçan ile Nesrin, babalarına konservatuvar müzik bölümüne girmek, piyano ve şan dersi almak için tekrar yalvarır, yakarırlar. Ama babaları onların bu isteklerini yine şiddetle reddeder. Derken bir tesadüf, Nihat Akçan'ı Ankara Konservatuvarı'na yazdırır. 1949'un Haziran ayında Nihat Akçan, lise son sınıfta felsefeden beklemeye kalmıştır. Tutar, Ankara Devlet Konservatuvarı'nın Tiyatro Bölümü'ne yazılır.

- «Babam, Nihat'ın artist olacağını duyunca küplere binmişti. Nihat'ı ailenin adına leke sürmekle suçluyor, bizleri kasıp, kavuruyordu. Artık babama şarkı söylemek, şarkıcı olmak konusunda hiçbir teklifte bulunacak cesaretim kalmamıştı. Derken 16 yaşıma geldim. Ve 16 yaşımda başımdan bir evlilik geçti. Ailemin zoruyla, benden 26 yaş büyük bir adamla evlendim. Evliliğimin üzerinden bir ay geçmeden yine ailemin isteğiyle kocamdan boşandım. Beni zorla evlendirmişler, fakat yaptıkları hatayı çabuk anlamışlardı. Çok küçük yaşta başımdan geçen bu başarısız evlilik sinirlerimi fazlasıyla yıpratmıştı. Daha çocukluğumu süremeden 'dul kadın' olmuştum. Dünyam kararmıştı. Hayata küsmüş, her şeye kırılmıştım. Bu halim ailemin de dikkatini çekmiş olmalı ki, moralim düzelsin diye beni Amerikan Dershanesi'ne yolladılar. Orada hem ingilizce öğreniyor, hem de müzik dersleri alıyordum. Babam artık müzikle uğraşmamı engellemeye cesaret edemiyordu. Çünkü o kederli günlerimde tek tesellim müzikti.»

Nesrin Sipahi, 1962'de İstanbul'da ilk sahneye çıktığı gece ağabeyinin eşi Yıldız Kenter ve yeğeni Leyla Akçan tarafından kutlanıyor...Nesrin Sipahi o günlerde müzikle yalnızlığını unutmak için ilgilenmektedir. Şarkıcı olmak aklının köşesinden bile geçmez. Derken bir gün yakın dostlarından konservatuvar hocası Ahmet Canaydın, Türk müziği dersleri vermek ister. Ahmet Canaydın'la Nesrin Sipahi kısa bir süre sonra birlikte çalışmalara başlarlar. O güne kadar sadece batı müziği üzerine çalışan Nesrin, Türk müziğini sever. 

O yıllarda (1952) ağabeyi Nihat Akçan, Yıldız Kenter'le evlenmiş ve Leyla (Akçan) adında bir kızları olmuştur. Nesrin onları görmek için İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya gider. Tesadüf bu ya Nesrin'in Ankara'da bulunduğu dönem Ankara Radyosu, imtihanla yeni solistler aramaktadır. Nesrin, ağabeyi ve yengesi Yıldız Kenter'in teşvikiyle imtihana girer. Ondan başka kimler, kimler yoktur imtihana girenler arasında: Sevim Deran, Ziya Taşkent, İsmet Nedim, Gönül Akın, Sevim Çağlayan ve Türkiye radyolarında dinlediğiniz daha birçok Türk müziği solisti...

Nesrin Sipahi radyo imtihanını kazanınca Ankara'ya yerleşir. Radyo konserlerine çıkar, Ankara Radyosu solistleri arasına girer. Bir süre sonra Nesrin Sipahi adı bütün Türkiye radyolarından duyulur. O yıllarda 168 lira maaşı vardır Nesrin'in. Parası yetişmediği için bütün giyim eşyalarını taksitle almaktadır. Bu arada taksitle ayakkabı satan Aldemir Sipahi'yle tanışır. 1955'in Ocak ayında Nesrin Akçan, 240 lira borçlu olduğu mağaza sahibi Aldemir Sipahi'yle evlenir.

- «Aldemir'le evlendiğimiz zaman mali vaziyetimiz çok iyiydi. Aldemir beni radyodan çıkartmak istiyordu. Evde her gün bir kavgadır gidiyor, haftada bir radyoya istifa mektubu yazıyordum. 1958 sonuna doğru Aldemir'in işleri kötü gitmeye başladı. Bu arada oğlumuz Yunus Emre de doğmuş, maddi bakımdan sıkıntıya düşmüştük. Radyodan aldığım maaş 500 liraydı. Bu para yiyecek masrafımıza bile yetmiyordu. Artık sahneye çıkmam farz olmuştu. 1960'ın Haziran ayında Yücel Asan, Akın Özkan, Orhan Özgediz ve Tarık Kip'le birlikte bir Anadolu turnesi düzenledik. Dönüşte de Ankara Göl Gazinosu'nda çalışmaya başladım. 1962 kışında ise İstanbul'a Kazablanka Gazinosu'na transfer oldum.»

Günümüzün (1972) Nesrin Sipahi'si...Artık Nesrin Sipahi sahnelerin aranılan isimlerinden biridir. Bütün İstanbul, Ankara'dan gelen bu genç, güzel, yeni sesten bahsetmektedir. Bir süre sonra Nesrin Sipahi'nin peşine filmciler düşer ve «Kalbimdeki Serseri» adlı ilk filmini çevirir. Yaptığı plaklar satış rekorları kırar.

Nesrin Sipahi'nin 1965'ten sonraki çalışmalarını anlatmamıza lüzum yok, zaten biliyorsunuz... 1968'de yepyeni bir janrda bir plak doldurdu: «Bebek / Arkadaşımın Aşkısın». Nesrin Sipahi yıllar önce müziğe Batı müziği tarzında başladığı için bu türde görülmemiş bir başarı elde etti. «Bebek»i «Sen İstedin», «Anneciğim», «Sonbahar Yaprakları», «Git İstersen» gibi plaklar izledi. Ve 1971 içinde sanatçı batı tarzındaki «Kara Mehmet» plağıyla ağırlığını bir kere daha ispatladı. Bugün Nesrin Sipahi alaturka gazinolarda assolist olarak çalışıyor. Alaturka plaklar dolduruyor. Fakat bütün bunların yanı sıra Batı müziği çalışmalarına da ara vermiyor.

(Not: Manşet resminde, Nesrin Sipahi, Ankara'da Büyük Sinema'da (bugünkü 5. Tiyatro) 1959'da verdiği ilk konserde görülüyor.)

(Röportaj: Mine Baykara - Ses Dergisi - 5 Şubat 1972)