Sahneden ayrılırsam, denizden çıkmış balık olurum

Yayın Tarihi : 11 Aralık 2016
731
17 yaşından bu yana tiyatro sahnelerinin tozunu yutan Mücap Ofluoğlu, "Başka bir meslek yapabileceğimi düşünemiyorum" diyor...

 

Mücap Ofluoğlu, 1.75 boyunda, 70 kilo ağırlığındadır. Koyu bir Fenerbahçelidir.Bundan 21 yıl kadar önce... O zamanlar İzmir'in, başta Avni Dilligil, Aliye Rona, Muharrem Gürses, Nedret Güvenç gibi bir sürü kıymetler bulunan güzel bir Şehir Tiyatrosu vardı. İzmir gibi Türkiye'nin en büyük, en zengin şehirlerinden biri, 20 senedir niye bir veya birkaç tiyatroya sahip olamaz, onu da hala bir türlü anlayamam ya, neyse... Biz gelelim hikayemize... Bu tiyatronun genç ve sevilen sanatçılarından biri de Mücap Ofluoğlu idi. Fuar'daki kapalı salonda Shakespeare'in meşhur «Macbeth»i oynanıyor. Mücap, «Malcolm» rolünde.
Sonunda kral oluyor, halkına nutuk çekiyor. Oyun da onun bu uzun tiradıyla sona eriyor.

İzmir'in bardaktan boşanırcasına yağan meşhur yağmurları malum. Oyunun tam sonuna doğru, Mücap malum tiradına başlayacağı sırada muazzam bir yağmur başlar. Çatı çinkodan olunca, gürültüyü siz tasavvur edin. Zavallı Mücap sesinin bütün gücüyle tiradını okurken, seyircilerin içinden biri dayanamayıp ayağa fırlar, «Ağabey uzatma, tıraşı kes lütfen. Yağmuru görüyorsun, otobüsü kaçıracağız!» diye bağırır.

Mücap Ofluoğlu «26 yıllık sanat hayatımda en unutamadığım sahne olaylarından biri budur» diyor.

Öztürk Serengil'le özdeşleşen 'yeşşe', 'şepke', 'mangıraj' gibi kelimelerin asıl sahibi, Mücap Ofluoğlu'dur.Önümdeki biyografi notunda Mücap'ın doğumu yeri olarak «1923, İstanbul-Kadıköy» yazıyor. Buna göre bugün 47 yaşında olması lazım. Lazım ama geçen kış sahnede 50 yaşını kutladığını ilan edince, bu yaş hikayesi biraz karışır gibi oldu. Mühim olan bu değil. Allah uzun ömürler versin, daha yıllarca sahne eskitecek güçte olduktan sonra İster 47 olsun, ister 51, ne ehemmiyeti var.

Ben Mücap'ı 1937'den beri tanırım. Yüce Ülkü Lisesi'nde beraber okurduk. O bizden bir sınıf aşağıda körpecik bir çocuktu. Akıl durduracak kadar da yakışıklıydı. O meşhur alameti farikası olan burnu da herhalde bugünkü gibi değildi ki, hayalimde hep o eşsiz yakışıklılığı ile kalmış.

Mücap Ofluoğlu, okumayı ve klasik müziği çok sever...Onu birkaç yıl görmedim. Liseden mezun olur olmaz, askerliğini yapmaya İzmir'e gitmiş. 1940'tan 43'e kadar... 1943'te onu ilk defa «Dertli Pınar» filminde ufak bir rolde gördüm. 1944'te Şehir Tiyatrosu'na girdi, ilk defa «Jül Sezar» piyesinde bir heykel rolüne çıktı. Hiç konuşmadı. Halbuki ondan sonra da hem hususi hayatında, hem sanat hayatında gayet konuşkan, espri dolu bir insan olduğu için, Mücap'ı kimse susturamadı.

1947'de İstanbul'dan ayrılarak İzmir Şehir Tiyatrosu'na geçti. 1950'de dönerek Halide Pişkin ve Tevhit Bilge ile birlikte bir yıl kadar Anadolu'yu dolaştı. 1951 Nisan'ında Küçük Sahne'ye girerek 1957'ye kadar orada kaldı. 1958'de Lale Oraloğlu, Pekcan Koşar ve Cahit Irgat'la beraber Oda Tlyatrosu'nu kurdu. 1959'da bu topluluk dağıldı. Bir yıl sonra tekrar Şehir Tiyatrosu'na girdi. 1966'da oradan ayrılarak. Küçük Sahne'de kendi adını taşıyan topluluğu kurdu.

Mücap Ofluoğlu  1.75 boyunda, 70 kilo ağırlığındadır. Yemeklerden kuru köfteyi, renklerden maviyi sever. O da her sanatçı gibi - politik bakımdan - yerli artistlerden bir ayırım yapmazsa da, yabancılardan Jean Paul Belmondo ile Jean Moreau'ya hayrandır. Koyu bir Fenerbahçeli olan Mücap Ofluoğlu, hayvanlardan sadece köpekleri, o da uzaktan sever. En sevdiği yazar, bir zamanlar yakın arkadaşı olan rahmetli Doğan Nadi'dir. Klasik müziği sever, çünkü onunla dinlenir.

Mücap Ofluoğlu, 'Rafadan' adlı oyunda Nurhan Damcıoğlu ve Erdinç Üstün ile...1962'de Filiz Ofluoğlu ile evlenen ve mazbut bir hayata kavuşan Mücap, politika ve kumardan nefret eder. Göze ve nazara çok inanır. Dublaj alanında da sahnedeki kadar büyük başarı göstermiştir. Taklitli komedilerin çoğu onundur. Sesini verdiği Öztürk Serengil'i meşhur eden «yeşşe», «şepke», «mangıraj» gibi kelimeler hep onun buluşudur.

Sigarayı yalnız rol icabı sahnede içen Mücap, içkiyi çok sever ve eskiden çok içerdi. Evlendikten sonra bunu da normale çevirmiş ve yalnız viski içmeye başlamıştır. En beğendiği rolleri olarak Çayhane'deki deki Sakini'yi, Karakol'daki Brody'yi, Cimri'deki Harpagon'u ve Fizikçiler'deki Mobius'u gösteren Mücap, «Tiyatroyu çok severim. 17 yaşında tiyatrocu olmaya karar verdim. Bu sanatı 'sanat' olarak seviyorum. Bu mesleği elimden alsalar, denizden çıkmış balığa dönerim. Başka bir meslek düşünemem» diyor.

Ancak son günlerde, Mücap Ofluoğlu'nun topluluğunu dağıtacağını ve gelecek yıl sahneye çıkmayacağını duyuyoruz. Tiyatroyu bu kadar seven Mücap'ın, gelecek yıl kendi tabiriyle «Denizden çıkmış balık gibi» olup, ne yapacağı, doğrusu büyük bir merak konusu...

(Yazı: Sezai Solelli / Ses Dergisi - 11 Temmuz 1970)