Manita Kralı'nın hazin öyküsü

Yayın Tarihi : 08 Mayıs 2012
12382
Boduri, Türkiye'nin ilk Lefter'i olabilecek kadar yetenekli bir futbolcuydu. Ancak, sadece 21 yaşına kadar yaşayabildi.

 


Tek kelimeyle "muhteşem" bir futbolcuydu. Ancak futbol yaşamı gibi kişisel yaşamı da o kadar kısa sürdü ki, ne futbolseverler onun futboluna, ne de o hayata doyamadan göçüp gitti. Öldüğünde sadece 21 yaşındaydı...

Asıl adı Aleksandr Nikola Büyükvafiadis'ti. İstanbul'da doğmuştu ve çocuk yaşında girdiği Beyoğluspor Kulübü'nde yetişmişti. Yaşı gibi vücudu da ufak tefek olduğundan "Boduri" (Bodur) diye anılmıştı Beyoğluspor Kulübü'nde herkes onu bu adla çağırmış, herkes onu bu adla tanımıştı. Her iki ayağını tenis raketi gibi kullanan, topu istediği yere eliyle koymuşcasına gönderen ve "Manita" dediği çalımlarıyla rakip defans oyuncularının başlarını döndüren bu genç futbulcu, 1938 yılında Galatasaray takımı Yugoslavya seyahatine giderken Beyoğluspor'dan takviye eleman olarak alınmıştı.

Bu seyahat sırasında öylesi bir kaynaşma olmuştu ki Boduri, seyahattan dönüşte Galatasaray Kulübü'ne alındı. Bu takımın Sarı-Kırmızı forması altında yıldızlaşıverdi. "Manita"larıyla rakip defans oyuncularını saha ortasında adeta kafa kafaya tokuştururken takım arkadaşı Katır Cemil'e öyle paslar çıkarıyordu ki; bek olarak Galatasaray'a gelen Cemil onun paslarıyla "Gol Kralı" olmuştu.

1939 yılında Macaristan Milli Takımı hüviyetindeki Budapeşte Karması, Taksim Stadı'nda istanbul Karması'yla karşılaşmıştı. 5-2 galibiyetimizle sonuçlanan bu maçta forvetimizin sol kanadını teşkil eden Boduri-Büyük Fikret ikilisi koca Macar defansını perişan etmişlerdi. Macar Milli Takımı'nın kaptanı ve Avrupa futbolunun en büyük yıldızlarırıdan biri olan Saroşi maçtan sonra gazetecilere, "Hayatımda ilk kez kendimi aciz hissettim, bu muhteşem ikilinizin karşısında hiçbir şey yapamaz duruma düştüm. Bu iki futbolcunuz da Avrupa Karması'nda rahatça oynayabilirler..." demekten kendini alamamıştı...

1940 yılında Boduri askere alınmış ve Kilyos'ta bulunan birliğinde vatani görevine başlamıştı. Galatasaraylı yöneticiler 23 Aralık günü Şeref Stadı'ndaki Beyoğluspor maçında onu da oynatmak istediklerinden birliğinden izin almışlardı. Boduri üzerinde askeri bir tulumla maça gelmiş ve eski takımı Beyoğluspor'a karşı oynamıştı. (Üstteki fotoğrafta, Fenerbahçeli Melih Kotanca, Boduri ve Beşiktaşlı Şeref Bey, 1939'da İstanbul Karması'nın 5-2 kazandığı Budapeşte Karması maçından önce...)

Maç sırasında çok soğuk olan hava birden kara dönmüştü. Maçı bitiren Boduri'nin akşam olmadan Kilyos'taki birliğine dönmesi gerekiyordu. Savaş yıllarının doğurduğu ağır şartlar ve İstanbul'daki günün koşulları içinde Kilyos'a gidebilmek kolay birşey değildi. Genç futbolcu hiçbir vasıta bulamadığından yürüyerek gitmeye başlamıştı. Vasıta yok, yol yok, kar bir yandan, buz gibi soğuk bir yandan...

Boduri, yarı baygın halde, donmak üzere bulunmuş ve derhal Gümüşsuyu Askeri Hastanesi'ne kaldırılmıştı. Vücutta donma izleri bir yana, ciğerlerinde de çift taraflı zatürre başlamıştı. Antibiyotiklerin henüz bulunmadığı o devirde zatürre, en ölümcül hastalıklar arasındaydı. Nitekim o sevimli insan birkaç gün komada yattıktan sonra henüz 21 yaşında hayata gözlerini yumdu. Onun arkasından bir Galatasaraylı'nın söylediği şu sözler acı gerçeğin en güzel ifadesiydi: "Getirmesini bildik de, göndermesini beceremedik"...