Malkoçoğlu, Karaoğlan'a karşı

Yayın Tarihi : 27 Şubat 2012
14705
Kartal Tibet'li Karaoğlan filmleri çok tutulunca, Yeşilçam, Cüneyt Arkın'lı Malkoçoğlu serisine başladı.


Yeşilçam'ın unutulmaz serisi Malkoçoğlu, daha önce yapılan Karaoğlan filmlerinin başarısı üzerine gündeme geldi. İşte, 8 Ağustos 1966 tarihli bir derginin anlatımıyla ilk Malkoçoğlu filminin öyküsü ve kamera arkası...

«Karaoğlan» filmi tahminlerin üstünde rağbet görünce, şimdi prodüktörler tarihî film yapımına hız vermiş bulunuyorlar ve yeni yeni tipler yaratıyorlar. Son tarihi tip Malkoçoğlu... Ancak, Karaoğlan'a karşı çıkarılan Malkoçoğlu seyirci tarafından beğenilecek mi, işte bütün mesele burada. Karaoğlan'ın Orta Asya'dan gelen hayali bir kişi olmasına karşılık, Malkoçoğlu, Fatih Sultan Mehmet devrinde yaşamış, yüreğinin sağlamlığı, bileğinin kuvveti ile tanınmış meşhur Türk beylerindendir.

Dünyada en süratli moda değişiklikleri bizim yerli sinemada olur. Bir zamanlar insanı hüngür hüngür ağlatan melodramlar modaydı. O günlerin filmlerinde mezar taşı, ezan sesi, servi ağacı ve gözyaşı vardı. Sonra salon komedileri, arkasından da diyalogları köprüaltı, kenar mahalle bıçkınlarının sözlerinden derlenmiş komediler moda oldu. Bu akımın da ömrü kısa sürdü, yerini vurdulu, kırdılı James Bond filmlerine terk etti.

Şimdi günün modası tarihî filmlerdir. Oysa «İstanbul'un Fethi», «Yavuz Sultan Selim ve Yeniçeri Hasan» dan sonra, bu tip film yapımına uzun süre ara verilmiş, 1963 yılında «Cengiz Han'ın Hazineleri» kurdelesiyle tekrar tarihi türe dönülmüştü. Fakat o günkü şartlar bu filmin tutunmasına engel oldu, film ilgi çekmedi. Nihayet ressam Suat Yalaz, «Karaoğlan»la tarihi filmleri tekrar ortaya çıkardı. Arkasından «Hazreti Yusuf», «Hazreti Ömer», «Hazreti Ali», «Fatih'in Fedaisi» derken şu anda bütün Yeşilçam tarihi film yapımıyla meşgul. Bu tarihî filmler furyası içinde yepyeni bir tip de Malkoçoğlu... Rejisör Süreyya Duru'nun uzun araştırmalardan sonra keşfettiği bu tipin yaratıcısı Cumhuriyet Gazetesi'nin ressamı Ayhan Başoğlu.

«Malkoçoğlu» nun, bir süre önce vefat eden romancı Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun Malkoçoğlu romanı ile de bir ilgisi yok. Bakalım, Suat Yalaz'ın çıkardığı «Karaoğlan»a karşı, Ayhan Başoğlu'nun çıkardığı «Malkoçoğlu» ne yapacak? Kim kimi mağlup edecek, bunu zaman gösterecek...

Türkiye'de tarihî film çevirmek güçtür. Kostüm ve mekân bulma zorunluğu prodüktörleri kara kara düşündürüyor. Gerçi Avrupa'da ve Amerika'da muazzam tarihî filmler çevrilmektedir ama, orada dış pazarları olan prodüktörler milyonlarca lira sarfederek dekor saraylar, kaleler, tapınaklar yaptırırlar ve su gibi para dökerek kostümler diktirirler. Oysa memleketimizde ne böyle milyonlar sarfıyle dekorlar yaptıracak, ne de kostümler diktirecek prodüktör vardır. «Kleopatra» filmi için 10 milyon dolarlık dekor ve kostüm masrafının yapıldığını söylersek, aradaki nispetsiz durum daha iyi anlaşılır.

Rejisör Süreyya Duru da «Malkoçoğlu»nu çekerken büyük zorluklarla karşılaştı. Biraz fedakârlık yaparak, değişik kostümler diktirdi ama, mekân temininde güç durumlara düştü. Ekip, filmin çekimi süresince İstanbul surlarında, Yedikule Zindanları'nda, çeşitli kiliselerde, Ayvansaray'da, camilerde, Yerebatan Saray'ında, Rumelihisarı'nda çalıştı.







«Malkoçoğlu»nun Beyoğlu'nda Saint Antuan Kilisesi'nde ve Acar Film platosunda bulunan setlerine gittik. Bilhassa Saint Antuan Kilisesi'ndeki çalışma ilgi çekiciydi. Kilisenin papazları da artist olmuşlar, hayatlarında ilk defa kameranın karşısında oynuyorlardı. Polonyalı papaz Filonoviç, İtalyan papaz Ferro ve İsveçli papaz Misel, utana, sıkıla kamera karşısında rol yaptılar. Kilisede çingene kızı llona'nın (Selma Güneri) bulunduğu bir âyini idare ettiler. Hazreti İsa'dan, Hazreti Meryem'den ilâhiler okudular. Ve prodüktörden aldıkları parayı kiliseye bağışladılar.

Acar film platosunda da eski bir Bizans meyhanesi dekoru kurulmuştu. İçeride Sırp askerleri gibi giyinmiş figüranlar yiyip içiyorlar, meyhaneci kızı kucaktan kucağa dolaştırıyorlardı. Bu sırada içeri Ilona girecek, bir köşede sessiz sessiz içmekte olan Malkoçoğlu (Cüneyt Arkın) ile ahbaplık kurmaya çalışacaktı. Sırp askerleri llona'ya sataşacaklar, Malkoçoğlu kurtaracak, sonra da birbirlerine âşık olacaklardı. Film bu şekilde vurdulu, kırdılı, aşklı devam edip gidecek, seyirciyi heyecandan, heyecana sürükleyecekti.

Kameranın çalışmasıyla salonda kaynaşma başladı. Doğrusu Cüneyt Arkın, bu rol için kendisini iyi yetiştirmişti. Aylarca aletli jimnastik dersleri almış, kılıç talimleri yapmıştı. Hareketleri mükemmeldi, etkiliydi.

Ancak Cüneyt Arkın film boyunca bu süratli tempoya ayak uydurup seyircinin kafasında gerçek Malkoçoğlu'nu canlandırabilecek mi? Kartal Tibet'in yarattığı Karaoğlan efsanesini yıkabilecek mi? İşte bütün mesele burada. Bunu da zaman ve netice gösterecek.