Kenan Pars - Beyaz saçlı bir adamın hikayesi

Yayın Tarihi : 10 Mart 2016
6567
Perşembepazarı ve Kapalıçarşı'da farklı işlerde çalışan Kenan Pars, Sırrı Gültekin sayesinde geçtiği Yeşilçam'da şimdi en çok aranan aktörler arasında...

 

Kenan Pars uzun süre farklı işler yaptıktan sonra Sırrı Gültekin sayesinde sinemaya geçmiş."İstiklal Caddesi'nde bir çiçekçi dükkanının önünde film çekiyorduk. Kamera içeride çalışıyordu, biz dışarıda. Rol icabı vitrindeki çiçekleri seyreden Nedret Güvenç'in yanına yaklaşıyor, ona ilan-ı aşk ediyordum. 'Gördüğünüz çiçeklerden daha güzelsiniz. Ama, beğendiğiniz bir çiçek varsa, ondan size bir demet verebilmek beni mesut edecek. Ne olur, teklifimi kabul edin" filan derken sokaktan geçen bir adam kolumdan yakaladı, 'Bre ırz düşmanı çapkın... Elalemin kızından, karısından ne istersin? Senin gibi ahlak fukarası adamlar yüzünden kadınlarımız sokağa çıkamaz oldu! Yürü karakola bakayım' diye sokak ortasında bağırmaya başladı. Adama film çektiğimizi anlatmak istiyorum, ama hırstan gözü dönmüş, 'Ben sana şimdi sinemayı minemayı gösteririm' diyerek suratıma 'şıraaak' diye bir tokat aşkedince Nedret Güvenç araya girdi. Derdimizi, işimizi anlattık, ama yediğim o tokadın tadını hala unutamam".

Büyük Bayram Sokağı'ndaki yazıhanesinde Kenan Pars'la konuşuyoruz. Bugünlerde çok telaşlı. "Oğlum" adında bir film çeviriyor. Senaryosunu yazmış, başrolü almış, rejisörlük yapıyor. Dahası müzik aranjmanı da kendisinin. Bu filmde Nedret Güvenç ve Avni Dilligil gibi usta artistlerin yanında Hayal Tayuk ve Erdoğan TeKln gibi gençleri tanıtıyor. Kadroda Sadettin Erbil, Suphi Kaner, Hasan Ceylan, Zuhal Ustüntaş ve Aysel Tanju da var.

Kenan Pars, yazıhanesinde..."Sekiz seneden beri film artisti olarak çalıştım, artık patron olmak istiyorum. Ayrıca, reji ve senaryo konularında da çalışıyorum... Elimde birkaç güzel konu var. Bunları işleyebilirsem, önümüzdeki yıl iki-üç film çevireceğim... Bu filmlerin de hem rejisörlüğünü yapacağım, hem de baş erkek rolünde oynayacağım. Biraz da amatör çalışmalarımdan söz edeyim. Bakırköy'ün gençlerine tiyatro dersleri veriyorum" diyen Kenan Pars, sonra hayat hikayesini anlatıyor:

- "1920'de Üsküdar'da ahşap bir evde doğdum. İlk ve ortaokulu Bakırköy'de okudum. Onuncu sınıfta okulu bıraktım. Çünkü babam ölmüştü. Perşembepazarı'nda kurşun boru yapımevine 3 lira haftalıkla girdim. 1939'da Kapalıçarşı'da Kalpakçılar Caddesi'nde hazır manto satan bir mağazanın tezgahtarıydım. Gelen geçen yolculara "Bizde de var, alası burada, buyurun bir bakın!" diye çığırtkanlık ederdim. Haftalığım dört liraya çıkmıştı."

- "Ertesi yıl gene Perşembepazarı'na döndüm. Bir hırdavatçının yanına girmiştim. Haftalığım da 5 liraydı. Okulda hep makine mühendisi olmak hayaliyle çalışmıştım. İçimde hasret kaldı mühendislik. 1942 yılının son ayında askere gittim. 34 ay, 17 gün, 6 saat, 15 dakika askerlik yapıp 1945'te terhis edildim. Aynı dükkana bu sefer 60 lira aylıkla döndüm. 7 Mayıs 1946'da bir kızla tanıştım. 1950'de nişanlandım, 20 Ocak 1952'de evlendim. Perşembepazarı'nda çilingirlik yapıyor olmuştum. 24 Kasım 1952'de Bakırköy'de kendi adıma bir tuhafiye mağazası açtım. 10 Eylül 1953'te kızım doğdu."

Bugüne kadar 75 filmde oynayan Kenan Pars'ın unutamadığı çok sayıda anısı var.- "Bir gün dükkanıma rejisör Sırrı Gültekin geldi, 'Öldüren Şehir filmi için Lütfi Akad yeni bir artist arıyor, seni götüreyim' dedi. Bu filmden sonra kısmetim açıldı. Önceleri artistliği benimsememiştim. Bu işe, boş vakitlerimi ayırabiliyordum. Birkaç filmim oynadıktan sonra, dükkanım arı kovanı gibi işlemeye başladı. Başlıca müşterim genç kızlardı. Ama ayın sonunda, bilanço çıkarınca, karda bir değişiklik olmadığını gördüm... Filmlerimi seyreden kızlar, sırf beni yakından görmek için, dükkanıma giriyorlardı. Buna karşılık ya bir fermuar alıyorlardı ya da bir çıt çıt... Filmlerde çalıştığım zaman ise, dükkânı karım idare ediyordu. O zaman, kalabalık azalıyor, ama kasaya giren para artıyordu. Baktım ki, olacak gibi değil, bir gün dükkanı kapayıverdim"... 

- "Ama artık Bakırköylü artistler, dükkanımda toplanamıyorlardı... Ahmet Mekin ve Sırrı Gültekin mahalle arkadaşlarımın en iyileriydi. Bu yüzden, Büyük Bayram Sokağı'nda bir yazıhane açmak zorunda kaldım... Önce ne film çevirmeyi düşünüyordum, ne de senaryo yazmayı. Dileğim, aradıkları zaman beni bulabilmelerini sağlamak ve üç beş arkadaşla bir araya toplanabilmekti. Sonra düşüncemi değiştirdim... İki yıl bir senaryo üzerinde çalıştım. Sonunda bitti. Kendim yazdım diye söylemiyorum ama, güzel bir eser oldu... Bu senaryoyu harcamamak için, rejisini de ben üzerime aldım."

- "Fakat yerli filmciliğimiz çok geri... Bunun sebebini, teknik ve sermaye imkansızlığında aramamalı... Önce bir sinema kanunu hazırlanmalı... Sendikalar kurulmalı, iyi filmlere kolaylık gösterilmeli... Öyle ki, iyi filmlerden vergi bile alınmamalı. Sonra kelimeler üzerinde duran sansürün, sanat yönünden de işi ele alması gerekiyor. Bugüne kadar 75 filmde çalıştım. Bunların içinde 'Ecel Köprüsü', 'Artık Çok Geç', 'Kanlarıyla Ödediler', 'intikam Alevi' ve 'Funda'yı çok beğenirim. Büyük bir korku filmi yapmak, baştan sona kadar bir sarhoşu oynamak istiyorum"... 

- "Bizden Cüneyt Gökçer, Nedret Güvenç ve Avni Dilligil'e hayranım. Yabancılardan Maria Schell, Antony Quinn ve Bette Davis'i beğenirim. Çocukluk günlerimde Sehzadebaşı'nda 15 kuruşa seyrettiğimiz sessiz filmleri daima hatırlarım. O zevki şimdi bulamıyorum. Kovboyların kralı bence 'Ken Maynard'dı. Fred Astaire ve Ginger Rogers'ın birlikte çevirdikleri dans filmlerini hiç unutmam... Çarşı hamamına gittiğim zaman burnu ve ökçesi demirli pabuçla göbek taşı üstünde "step" yapardım. Şimdi yeni bir dans çıkmış. Sallantılı bir dans. 'Twist'i öğrenmek için dans dersleri alıyorum... Düşünün, step'ten twist'e uzanan bir ömür"...

(Ses Dergisi - 6 Ocak 1962)