Jülide Gülizar: Kekemeydi, spikerlerin kraliçesi oldu

Yayın Tarihi : 08 Ocak 2017
2158
TRT'nin en kıdemli spikeri Jülide Gülizar, babasının askerden dönüşüne çok sevinince, ilkokul bitinceye kadar kekelemişti...

 

Jülide Gülizar'ın asıl adının "Jülide Göksan" olduğunu bilir misiniz? Ya "Gülizar"ı? O da, şair Jülide'nin takma adıdır. Ozanlık adıdır. Evet spiker Jülide Gülizar, spikerliğinden önce şairdir. Ve bu ozanlık bir kedinin ölümüyle başlamıştır:

Bu fotoğrafta beş yaşında olan Jülide Gülizar, o zamanlar baleye çok meraklıdır.Adı "Bayburtlu" olan kedi bir otomobil altında kalır. Ailece üzülürler. Öylesine sevmişlerdir ki kediyi, onun şansına bir piyango bileti almışlardır. Kedi ölünce piyango biletinin geleceği tartışma konusu yaratır. Biletin ailede kime miras kaldığı sorunu çıkar. Sonunda aile içinde bir yazı yarışması açılır. Herkes sevgili kedilerinin ölümü üzerine hissettiklerini yazacaktır. Yazaılarları okurlar. Jülide'nin yazdığı şiir en çok puan toplar. Bileti ona verirler. Piyangodan bir şey çıkmaz, ama Jülide şair olur o günden sonra.

Jülide Gülizar yazdığı şiirlerin 500'ü geçtiğini tahmin ediyor. "Küçük Balıklar" adını taşıyan kitabına ise bu şiirlerden ancak bir kısmını alabilmiştir. Jülide, şiiri on yıl önce
bırakmıştır, "Niçin bıraktın?" derseniz, "Şiire saygımdan" cevabını alırsınız. Evet, şiire saygısından şiiri bıraktı ve o günden beri de - kendi deyimiyle - "şiir gibi" yaşıyor....

8 Nisan 1932'de Adana'da doğan Jülide Gülizar, üç kardeşin en büyüğüdür. İlk ve orta okulları Mersin'de okudu, sonra başkente geldi. Ankara Kız Lisesi'nden mezun oldu. Ankara Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Stajını yaparak avukatlık ruhsatını aldı ancak spikerlik, avukatlığına üstün geldi.

Jülide Gülizar lise yıllarında okulun izci takımda...Jülide Gülizar'ın mikrofona ilk çıkışı 1950 yılına rastlar. Lise son sınıfta iken... Yalnız bu ilk mikrofon deneyiminde spiker değil de, şairdi. Mikrofonla, şiir okurken tanışmıştı. Beş yıl sonra, 1955'te, resmen spiker oldu.

İlk anonsunu hiç unutmaz. O günlerde sabahın erken saatlerinde radyo, "Havayici zaruriye" adı altında zorunlu besin maddelerinin fiyatlarını verirdi. İşte Jülide Gülizar'a da ilk spikerlik görevi olarak bu listeyi okumak düşmüştü. Heyecanlıydı ilk anonsunda. Fakat zorunlu besinlerin listesini ve fiyatlarını okurken, birden gülmemek için kendi güç tuttu. Çünkü sıra "Kelle"ye gelmişti. Dudaklarını ısırıp "Kelle" dedi ve fiyatını söyiedi. Görevi biter bitmez de, mikrofondan kalktı ve kahkahayı bastı. Gülmek için yayının sonunu beklemişti.

Bu anı hatırladıkça bugün de o günkü kadar güler. Televizyona ilk çıkışı ise, 1970'tedir. İlk TV spikerliğinde çok heyecanlanmıştı... Heyecanını yenebilmek için okuyacağı haberlerin neredeyse tamamını ezberleyip çıkmıştı o gün kamera karşısına...

Bu fotoğrafın arkasında 18 Haziran 1951 tarihi yer alıyor. Jülide Gülizar liseyi bitirip, hukuk fakültesine girmiştir...Jülide Gülizar iki kez evlenmiştir, ilk evliliğinden, şimdi Hacettepe Üniversitesi'nde Fizik bölümünde okuyan 20 yaşında, Ceyhun adlı bir oğlu vardır. Hayattaki bütün desteğini oğlundan aldığını söyler. Ve oğlunu "Sevebileceği kadar çok sever." Bu yönden unutamadığı spikerlik anısı da oğlunun diploma töreninde radyo spikeri olarak röportaj görevini yapmış olmasıdır. Mikrofonu oğluna, sanki yabancıymış gibi uzattığı anda, sevinç gözyaşlarınızor tutmuştur.

Şiir yanında tiyatroya tutkusu da büyüktür. Çocukken amacı, tiyatro oyuncusu olmakmış. Sinemayı ise pek sevmez. Hatta Anthony Quinn'li film olmazsa gitmez bile... Jülide'nin sporculuğu da vardır. Futbolu bilir, izler de. Fakat sevgilisi, atletizmdir. Zaman bulursa futbol maçlarına gider. Hele milli maçları kaçırmak istemez. Milli maçlarda tezahürat yapar, kulüp maçlarını ise sakin sakin seyreder. Fenerbahçe taraftarıdır.

Hukuk fakültesini bitiren Jülide Gülizar, avukatlık cübbesiyle... Kader onu yargıç önüne çıkmadan, mikrofon önüne çıkaracaktır..."Müzik" dediniz mi, sevgisinin iki yönlü, İki yanlı olduğunu belirtir Jülide Gülizar... Hem Batı müziğine ve pop müziğe hayrandır, hem de kendi türkülerimize. Türküleri dinlemeyi de sever, söylemeyi de... Küçükken bir ara defter koleksiyonu yapmaya kalkışmış, ama defter alma, defter toplama zorluğu yanında, toplanan defterleri koyacak yer sıkıntısı, bu garip koleksiyonculuktan vazgeçirmiş kendisini. Sonra şiirden başkasını toplamaz olmuş.

"Şiir" dedim de... Kedi uğruna şair olan Jülide Gülizar'ın şimdi de "Çılgın" adlı bir kedisi var. İnceleme ve gözlemlerine göre, biraz "geri zekalı" imiş bu kedi. "Nasıl anlıyorsun?" diye sordum. "Her hareketinden anlaşılıyor" cevabını verdi, "Resmen geri zekalı bir kedi işte. Ama çok seviyorum" dedi.

15 yaşındayken dayısının kamyonunu "kaçak" kullandığını itiraf eder. Fakat hala ehliyeti ve arabası yoktur.

Jülide Gülizar yemek yemeyi sever de, pişirmekten hoşlanmaz. Evlerinde hemen her gün makarna vardır. Ana-oğul makarnayı "ulusal yemek" ilan etmişlerdir. Yemekte ustalığı yoktur da, terziliğine diyecek yoktur. TV'de onun üstünde gördüklerinizin hemen hepsini kendi diker ya da örer. Jülide'nin kazak Örmesi de, çevresinde ünlüdür. Bu konuda şu açıklamayı yapar:

Jülide Gülizar'ın unutulmaz anılarından biri... Görevli TRT spikeri olarak, ilkokulu bitiren oğlu Ceyhun ile röportaj yapıyor.- "Beni ayakta tutan iki şey vardır hayatta: Biri öfke, öteki heyecan... Bu ikisi sayesinde mükemmel örücü oldum. Nefis kazaklar örüyorum. Sinirlendiğim zamanlarda sadece örgü örerek sükunet bulabilirim. Kızgınsam şişleri hızlı hızlı batırıp çıkarırım, böylece kısa zamanda kazak bitiverir. Keyifliysem, o zaman da şişler kendiliğinden gider gelir ve kazak yine çabuk biter, iki günde bir kazak, bir günde iki kazak. Örerim işte..."

Jülide Gülizar ile sohbet zevklidir. Çünkü şairliği yanında gerçekçiliği de ağır basar. Rahat konuşulur kendisiyle. Daha doğrusu o rahat konuşur, siz de dinler, rahatlarsınız. Bu konuşma bahsinde büyük bir sırrı vardır Jülide'nin: "İlkokulu bitirinceye kadar "kekeme" olduğu... Aslında normal bir çocuk olarak doğmuş, büyümüş hatta normalden de üstün yetenekle, tam sekiz aylıkken konuşmuştur. Ancak iki buçuk yaşındayken babası askere gidince çok üzülmüş. Pek düşkün olduğu babası askerden döndüğü gün ise, onu birden karşısında görünce sevinçten dili tutulmuş kekelemeye başlamış. İlkokulu bitirinceye kadar da sürmüş bu kekemelik. Sonra geçmiş, unutulmuş... Ve bir başlamış konuşmaya... Annesinin deyimiyle, "artık radyonun ya da TV'nin düğmesini kapatarak" susturmak mümkün oluyormuş!

Jülide Gülizar, en büyük yaşam desteği olan oğlu Ceyhun ile bir eğelencede...Kekemeliği geride bırakıp da bol bol konuştuğu çocukluk döneminde, bir kabahat işlediğinde annesi Jülide'ye "konuşmama cezası" verirmiş. "Şu köşeye oturacaksın ve bir saat konuşmayacaksın" dermiş. Tabii bir saat susan Jülide, cezası bitince üç saat konuşup bir güzel intikamını alırmış!

Radyo ve TV çalışmaları yüzünden Jülide Gülizar da televizyon seyredemeyen televizyoncuylardandır. En büyük zevki radyo ya da TV'de haberleri okuyup, "görevini yapmış insanların huzuru içinde" stüdyodan çıkmaktır. Çıkar ve derhal bir çay söyler. Çaya aşırı düşkündür. Günde kaç çay içtiğinin hesabını bilemez. Sigaraya düşkünlüğü ise yoktur. İçtiği sigara günde 3-4'ü geçmez. Ne var ki, güne çay ve sigara ile başlar. Sabahları mutlaka kahvaltı yapar. Kahvaltı sonunda da çayla birlikte bir "keyif sigarası" içer.

Sonrasında işine gider ve konuşmaya başlar. Sever konuşmayı... Bu bahiste tek tesellisi, benimle karşılaşmasıdır. İkimiz TRT'de bir odada konuşuyorsak, dışarıdan geçenler,
o odada kalabalık bir toplantı olduğunu sanabilirler. Ne yapalım ikimizin sanatı da konuşmak!

Yazı: Halit Kıvanç

(TVde 7 Gün - 26 Mayıs 1975)