İşte Vedat Milor'un çapkın babası Oktay Milor!

Yayın Tarihi : 06 Eylül 2012
23796
Vedat Milor'un, "Elinden uçanla kaçan kurtulmazdı" dediği babası Oktay Milor, oyuncu Gül Gülgün ile evlenip, Arnavutköy'e yerleşti. Çiftin en büyük zevki, zaman zaman çatıdaki kiremitlerin üzerine çıkıp Boğaz manzarasını seyretmek....


NTV'deki "Tadı Damağımda" programında büyük beğeniyle izlenen "gurme" Vedat Milor, bir röportajında babası Oktay Milor için, "Babam tescilli çapkındı. Ancak uçan ya da kaçan kurtulurdu ondan" diye söz ediyordu.

Vedat Milor'un babası Oktay Bey'e 2 Aralık 1961 tarihli bir dergide rastladık. Oktay Milor, bu yazıda, Vedat Milor 5 yaşındayken ayrıldığı eşinden sonra, bir dönemin ünlü tiyatro ve sinema oyuncu Gül Gülgün ile yaptığı evliliğin ilginç öyküsünü anlatıyor...

**********

(Soldaki fotoğraf: Mutfakta, Oktay Milor etrafı toparlarken, Gül Gülgün yemek hazırlıkları yapıyor...)

Gül Gülgün ile eşi Oktay Milor, Arnavutköy'de bir ev tutmuşlar. Boğaz, bütün güzelliği ile ayaklarının altında. Şimdi, hem evlerinin düzeni ile ilgileniyorlar, hem de eşlerine dostlarına evlenme hikayelerini anlatıyorlar.

Hikayeye önce Oktay Milor başlıyor:

— "Gül'ü ilk defa altı ay önce Şehir Tiyatrosu'nda gördüm. Oyunu da, kendisi de hoşuma gitmişti. Tiyatroda çalışan bir arkadaşıma 'Nasıl kız' diye sordum, ' İyi kızdır ama nişanlı, bu sevdadan vazgeç' dedi. Ondan sonra Gül'ü hiç görmedim Geçen yıl bir arkadaşım, 'Florya'da bir balo var, kızlı, erkekli toplanacağız' dedi. Gittik. Gül Gülgün de, biraz sonra
bizim gruba katılmasın mı?"...

Onun bıraktığı yerden. Gül Gülgün devam ediyor:

- "Oktay'ı beğenmiştim, iyi bir insana benziyordu. Arkadaş olmuştuk. Gün aşırı, evimize geliyor, birlikte denize giriyorduk. Bir meyva suyu fabrikasının sahiplerindendi... Bir gün söz arasında, 'Sizi ilk defa altı yıl önce görmüştüm' dedi. Ben bu sözün altında kalır mıyım!... 'Ben de yedi yıl önce sizin portakallı meyva suyunuzu tatmıştım' cevabını verdim. Arkadaşlığımız bir yıl sürdü. Sonunda evlenmek üzere anlaştık"

Söz sırası gene Oktay'a geliyor:

- "Kağıtlarımız askıya asıldı. Hükümet doktorunda muayene olduk. Nikah için terzilerimize elbise ısmarladık. Evlendirme memurluğundan gün aldık. '11 Temmuz 1961' tarihinde memurun karşısına çıkacak, ilk resmi 'evet'imizi söyleyecektik. Ama Gül son dakikada kesin bir dille 'Hayır' deyiverdi.

Gül, eşinin sözünü kesiyor:

- "Kabahatin büyüğü Oktay'daydı. Nikah gününden bir hafta önce, fabrikaya telefonun açtım. Oktay'ı sordum... 'Bugün hiç uğramadı' dediler. Akşam buluşacaktık. 'Neredeydin' dedim. Kekeledi, doğru dürüst bir cevap veremedi. Ben de, o kızgınlıkla, birden 'Hayır' deyiverdim...

(Soldaki fotoğraf: Ev işleri bitince, Gül ile Oktay odadaki divana uzanıp kitap okuyarak yorgunluk giderir. Gül Gülgün aşk, Oktay Milor ise polisiye romanları seviyor...)

Bu hikayenin sonunu Oktay Milor'dan dinliyoruz:

- "Bu olaydan sonra. Erdek'e gittim... Bir, iki defa konuşmaya teşebbüs ettimse de Gül, 'Nuh' diyor. 'Peygamber' demiyordu. Erdek'ten döndüğüm gün Beyoğlu Caddesi'nden geçiyordum... Gül'le göz göze gelmeyelim mi?... Barıştık, anlaştık, o gün. kaymakamlığa gittik. Hemen orada bulduğumuz iki şahitle nikahımız kıyılıverdi...

Gül ile Oktay'ın gözlerinde artık mutluluk okunuyor. Gül Gülgün:

- "Şimdi hayatımıza yeni bir düzen verdik" diyor. "Yazı ayrı, kışı ayrı güzel bir semte taşındık. Ev işlerini bile bölüştük... Güzel bir iş bölümü yaptık. Balıkların suyunu değiştirmek, sabah kahvaltısını hazırlamak, evi tertip etmek Oktay'ın işi... Bana da..."

Oktay Milor gülümsüyor:

- "Evet hanımefendiye de, aldığım yemek kitaplarına baka baka öğlenleri yumurta, akşamlan da makarna pişirmek düşüyor... Kimsenin hakkı kimseye geçmemiş değil mi?... Anlıyacağınız, ev işlerini kardeş payı bölüştük işte..."

Son cümleyi, ikisi de şen kahkahalarla noktalıyorlar.