İlk kadınsız filmi, bir kadın yönetmen çekti

Yayın Tarihi : 03 Mart 2012
15597
Yeşilçam'da, içinde hiçbir kadın rolü olmayan ilk filmi, Türkiye'nin en çok film yapan kadın rejisörü Bilge Olgaç yönetti.

 

Türk sinemasında ilk defa olarak içinde kadın rolü olmayan bir film çevriliyor. Yıllar yılı barındırdığı mahkumlarını Sağmalcılar'daki Modern Cezaevi'ne gönderdikten sonra artık «tarihî» sıfatını kazanan Sultanahmet Cezaevi'nde çekilen bu kadınsız filmin rejisörü bir kadın: Bilge Olgaç...

Gazeteler Sağmalcılar'daki modern cezaevinin açılış haberini iri puntolarla kamuoyuna duyurmuşlar, Sultanahmet Cezaevi'nin boşaltılmasını ve mahkumların yeni cezaevine geçişini günlerce tefrika etmişlerdi. Bu «müjdenin», bu «sevincin» sebebini insan artık «tarihi» sıfatı kazanmış, devlet arşivi olmak için tadilat yapılacağı günü bekleyen Sultanahmet Cezaevi'ni gezince daha iyi anlıyor: Yerden 3,5-4 metre yukarıda pencereler, rutubetli taş duvarlar, normal bir evin salonundan büyük olmayan ve zamanında içinde 30-40 mahkum barındıran koğuşlar, bir parmak kalınlığındaki demirden yapılmış, ikisi arasındaki mesafe 1,5-2 metre olan ranzalar... Ya o hücreler? Ya o hücrelerdeki «Yandım anam», «Yazık oldu, gülemedim», «Ah ulan ah», «Yaktın beni felek, sen de yanasın» cinsinden yazılar?

İşte burada Türk sinemasının en enteresan filmlerinden biri çevriliyor. Bir defa Demir Karahan ile Danyal Topatan, Bilge Olgaç'ın yönettiği Linç adlı filmin bir sahnesinde...Türk sinema tarihinde ilk defa bu filmde «kadın» rolü yok. Daha doğrusu filmin bir yerinde, bir rüya sahnesinde bir genç kız 1-2 dakika gözükecek, o kadar... Bunun dışında tam 47 ilginç tip var filimde. Bu 47 tipi Baki Tamer. Ali Şen, Danyal Topatan, Necip Tekçe, Yaşar Şener, Erdem Özipek ve Ersun Kazançel gibi sinemamızın ünlü karakter oyuncuları canlandırıyor. Filmin başrolünde ise Demir Karahan oynuyor. Cenk Er'in de filmde önemli bir rolü var.

«Linç» adını taşıyan ve kadın rolü olmayan bu filmin en ilgi çekici yönü ise, rejisörünün kadın olması... Evet, topu topu iki «harici» mekanı olan ve büyük bir kısmı Sultanahmet Cezaevi'nde çekilen «Linç» in rejisörü Bilge Olgaç çok iddialı...

Yine bu filme ait bir başka özellik: Filmde rolü olanlardan hiçbiri hayatında hapishaneye girmemiş artistler arasından seçilmiş.

(Yazı: Erman Şener - Ses Dergisi - 18 Temmuz 1970)

****************

Türk sinemasının en çok film yapan kadın yönetmeni olan Bilge Olgaç (37 film), "Linç" filmiyle 2. Altın Koza Film Festivali'nde, favoriler Yılmaz Güney, Halit Refiğ, Memduh Ün ve Orhan Elmas'ı geride bırakarak "En İyi Yönetmen" ödülünü aldı.

10 Ocak 1940'ta Kırklareli'nin Vize ilçesinde doğan Bilge Olgaç'ın sinemaya girişinin ilginç bir öyküsü var.

En çok film yöneten Türk kadın yönetmen Bilge Olgaç, evinde çıkan yangın sonucu, hayata feci şekilde veda etti.Olgaç, Nişantaşı Kız Enstitüsü'nün son sınıfındayken eski prodüksiyon amirlerinden Vecdi Benderli ile evlenip, okulu bırakır. 1962 yılında, Memduh Ün bir film çevirecektir ama konu yok! Bu sırada prodüksiyon amiri Vecdi Benderli mahallelerinde oturan bir komşu kızının amatör hikâyeler yazdığını söyler.

Memduh Ün de, «Gidin bakın bakalım» diyerek Benderli ile Tunç Başaran'ı yollar. Vecdi Benderli yolda Tunç Başaran'a «mahalledeki komşu kızının aslında eşi Bilge» olduğunu söyler.

Neyse... Memduh Ün hikâyeyi beğenir ve «Kısmetin En Güzeli» adlı 19 sayfalık hikayeyi bin 500 liraya satın alır. Ün, o dönemde asistanı Tunç Başaran rejisör olup ayrılınca Bilge'ye haber yollar, «Gelsin, bana asistan olsun» der. Bilge Olgaç önce «Yapamam Memduh Bey. Ben evde çamaşır yıkayan, çocuğuna bakan bir kadınım!» der ama sonunda razı olur. Yeşilçam'a giriş o giriş işte...

Altısı Memduh Ün'e olmak üzere toplam 7 filmde reji asistanlığı yapan Bilge Olgaç, çevirdiği 37 filmle Türk kadın yönetmenleri arasındaki rekoru, halen açık ara önde götürüyor.

*******************

Bilge Olgaç'ı 3 Mart 1994'te kaybetmiştik. Hem de çok trajik bir şekilde...

Olgaç, koyu bir Beşiktaşlıydı ve futbol düşkünüydü. O günkü Beşiktaş-Galatasaray maçını izlerken sigarayla uyuyakalmış, yorgana düşen sigara, içten içe yanarak önce dumana ardından da aleve dönüşmüştü. 54 yaşındaki yönetmen, dumandan boğularak ölmüştü.

Ekonomik kaygıları hiç bitmeyen Bilge Olgaç, parasız günlerini kızkardeşinin yanında konaklayarak geçirdiğinden bahseder, senaryolarını rahatça yazacağı bir "ev" düşleri kurardı. Onca filme, sinemadaki onca mücadelesine karşın bir ev sahibi olamamanın sıkıntısını, filmlerindeki mekanlara özen göstererek dağıtmaya çalışan Bilge'nin, sonunda, kiralık da olsa bir evi olur ama, bu evin kendisine mezar olacağından habersizdir.