Hüseyin Zan, ekmeği için her gün ölümü göz alıyor

Yayın Tarihi : 04 Kasım 2012
11849
Şimdilik yerli filmlerde Hüseyin Zan'ı yüksek yerlerden atlamada ve hızlı yumruk sallamada geçebilen pek yok. Rol icabı en iyi ölen, en dişli dövüşen de gene Hüseyin... Yukarıda Hüseyin Zan, «Serseri Kabadayı» filminde bar basan, tabanca çeken, uçarak rakiplerinin üzerine atlayan bir çete reisi olarak görünür. Bütün rakiplerini hakladığı halde, filmin jönü bir pundunu bulup onu yenecektir...

YERLİ sinemanın bütün kahrını çeken onun olanca ağırlığını sırtında taşıyan, cefakar bir sınıfı vardır. Bu grupta olanlar, ne figüranlar kadar isimsiz, ne de başrole çıkan artistler kadar meşhurdurlar. Fakat kendilerine sorarsanız yine de hallerinden şikayetçi olmadan «Geçinip gidiyoruz işte» derler.

(Soldaki fotoğraf: Filmlerde Hüseyin Zan'ın elinden tabanca ya da bıçak hiç eksik olmaz.)

Tehlikeli sahneler, kavgalar, dövüşler oldu mu onlar aranır. Filmde öldürülen, dayak yiyen, yükseklerden atlatılan, süratle giden arabaların önlerine yatırılan hep onlardır. İçlerinden zaman zaman sivrilenler, isimlerinden bahsettirenler de çıkar. Meziyetleri, diğerlerinden daha gözü pek olmalarıdır.

Son zamanlarda adından bahsettirmeyi başarabilen bir Hüseyin Zan çıktı ortaya. Şimdilik yerli filmlerde Hüseyin'i yüksek yerlerden atlamada ve hızlı yumruk sallamada geçebilen pek yok. Rol icabı en iyi ölen, en dişli dövüşen de gene Hüseyin...

Hüseyin Zan ile «İstanbul Dehşet İçinde» adlı filmin setinde konuşuyoruz. Sinemaya nereden ve nasıl geldiğini anlatıyor. Yaptığı bu işte daha ileri adımlar atmanın şart olduğunu anlamış. Ama şimdilik kameranın karşısında hem ünlü yıldızların dublörü olarak, hem de kendi hesabına yumruk sallayıp tehlikeli işlere girerek geçinip gidiyor.

Hüseyin sinemaya gelmeden önce kamyon şoförüymüş. Hadımköy'den İstanbul'a yoğurt ve süt taşırmış. Bir gün taksi şoförlüğü yapan bir arkadaşı hastalanınca, onun arabasıyla işe çıkmış ve çıkış o çıkış... Aynı gün bir film kamerasının önünde buluvermiş kendini.

(Sağdaki fotoğraf: Başrolünü Ayhan Işık'ın oynadığı «Fişek Necmi»de Hüseyin Zan kiralık katil rolündeydi. Her zamanki gibi bu filimde de bol bol dayak yedi.)

- «O gün Şişli'den saat 00:03 sıralarında geçiyordum. Bir hanım 'Taksi' diye bağırdı, durdum. Bir film setinin adresini verdi. Dönüp arkama baktım. Arabama binen Aysel Tanju imiş. Film setinde çalışan da o zamanların gözde yıldızı Turhan Seyfioğlu idi. Cavidan Dora, Ahmet Tarık Tekçe ve Kenan Pars'ın da katıldığı bir sahneyi rejisör Türker İnanoğlu çekiyordu. Ben Aysel Tanju'yu beklerken onları bir kenardan seyrediyordum. Rejisör yanıma yaklaşıp 'Bu filmde oynamak ister misin' dedi. Şaşırmıştım. Zaten çekilen sahne de çok hoşuma gitmişti. Hiç unutmam verdiğim cevabı. 'Ancak kavgalı sahnelerde oynarım' dedim. Çocukluğumda kavga etmeden duramaz, kavgalı filmlere bayılırdım, işte o gün bu gün kameranın karşısında her gün dayak yiyor, dayak atıyor, gözlerin en kesmeyeceği yüksekliklerden atlıyorum. Korku nedir bilmemem filmcilerin aradığı bir eleman olmama yol açtı.»

«Şimdiye kadar Ayhan Işık'ın Reha Yurdakul'un dublörlüğünü yaptım, İstanbul'da çevrilen ve İtalyanlarla Almanların ortak prodüksiyonu olan, 'Üç Yeşil Köpek' isimli filmde Galata Köprüsü'nden elbiselerimle denize atladım... Artık James Bond tipi filmler çevrilirken beni arıyorlar. Ayrıca bütün jönler filmlerinde benimle kavga etmek istiyorlar. Onları incitmeden dayak yiyor, vurunca da açılmamayı biliyorum.»

Hüseyin Zan bugün yerli film piyasasında aranılan bir oyuncu. Evli, Kız Enstitüsünde okuyan bir kızı var. Sigarasını yakıp sözlerini şöyle bitiriyor:

- «Ne yapalım ekmek parası bu. Ölümle burun buruna gelmek pahasına da işimizi yapmaya mecburuz.»

(Soldaki fotoğraf: «Sokakların Belalısı»nda, Hüseyin Zan, İzzet Günay ile boğuşuyordu. Bu sahne çekilirken orada bulunanların yüreği ağzına geldi.)

(6 Aralık 1966)