Hülya Koçyiğit'in Avrupa gezisi - 2 - Roma

Yayın Tarihi : 24 Aralık 2016
592
Hülya Koçyiğit, hem iş, hem de gezi için üç Avrupa şehrine yaptığı seyahati sonrasında, ken di kaleminden bu kez İtalya'nın başkenti Roma'yı anlatıyor.

 

Hülya Koçyiğit, Roma'nın Nazionale caddesindeki ünlü havuzun önünde...Paris'te bir hafta kaldıktan sonra, ikinci durağımız Roma oldu. Film çalışmalarından epey yorulmuştum, «Roma'da belki biraz dinlenmek ve gezmek fırsatını bulurum» diye ümit ediyordum. Burada film çekmeyecektik. Bir İtalyan film şirketi ile görüşecektim. Anlaşırsak bizde Ringo'lu filmlerle ün yapan Giuliano Gemma ile film yapacaktım. Niyetimiz Roma'da üç gün kalmaktı.

Roma'nın hayatımda özel bir yeri vardır. Selim'le balayımızı burada geçirmiş, bu güzel şehirden unutulmaz anılarla ayrılmıştık. Selim daha önce bir kaç kere gelmişti Roma'ya, benimse üçüncü gelişimdi. İlk defasında Selim'le Roma'nın ünlü çeşmesi Trevi'ye para atmış ve «İnşallah yine beraber geliriz buraya» diye niyet tutmuştuk. Ertesi yıl «Kezban Roma'da» filminin çekimi için kader beni yine Roma'ya sürüklemişti.

Trevi çeşmesine uğramayı unutmamıştım yine. Çeşmenin bana uğur ve şans getirdiğine, para atıp niyet tuttuğum zaman, arzumun hemen gerçekleşeceğine inanıyordum artık. Dileğim yine tuttu, ve hiç hesapta yokken Selim'le bir kere daha Roma'ya kadar uzanmak nasip oldu...

Balayına çıkmadan önce Selim bana bu tarihi şehrin güzelliğini çok anlatmıştı. Roma'yı görmeden Roma'yı tanıyordum adeta. Ama gördükten sonra, şehir Selim'in anlattığından da güzel geldi bana.

Ama bu arada bir noktaya işaret etmek istiyorum. Daha önce Roma'dan Paris'e gitmiştim, yani Paris'i Roma'dan sonra görmüştüm. Bu defa Paris'ten Roma'ya uğradım. Ve, bütün güzelliğine ve ihtişamına rağmen Roma, Paris'ten sonra bana sönük geldi. Büyük, kalabalık,kozmopolit bir şehirden sonra, güzel, tarihî, ama küçük bir kasabaya uğramışım gibi bir his uyandı içimde.

Hülya Koçyiğit, Roma'nın birbirinden önemli tarihi yapılar barındıran caddelerinde gezmeyi çok seviyor.Paris nasıl bir sanat şehri ise, Roma da bir tarih hazinesidir. Her sokağında, caddesinde, bulvarında tarihi yaşarsınız. Her köşede bir heykel, bir çeşme, bir saray, bir villa, her adım başında bir sanat eseri dikilir karşınıza. Hepsi bir anda sizi kucaklayıverir. Roma'yı görmek, tanımak için öyle çok gezmenize lüzum yoktur. Çünkü her köşesi tarihle doludur, üstelik Paris gibi öyle yaygın ve geniş değildir.

Roma'nın en güzel ve en ünlü bulvarı Via Veneto'dur. Roma'nın en tipik kahveleri burada sınırlanır. Selim'le bu kahvelerden birinde İtalyanların ünlü espresso kahvesini içtik, heykeltıraş, ressam ve şairlerin toplandıkları Via Margutta'ya gittik, Piazza del Poppola'da meşhur Cenova kahvesine uğradık.

Roma'da hayran olduğum yerlerden biri Villa Borghese ile ünlü Saint Pierre kilisesidir. Villa Borghese'nin o muhteşem bahçesine hayranım. Sonra da o muazzam Colosseum Alanı'na.

Türkiye'nin Roma Büyükelçisi İsmail Erez, Hülya Koçyiğit için bir davet verdi. (Not: İsmail Erez, daha sonra atandığı Paris Büyükelçiliği görevi sırasında, 24 Ekim 1975 tarihinde makam şoförü Talip Yener ile birlikte ASALA tarafından öldürüldü.) Paris'teki yorgunluğumuzu Roma'da unuttuk. Sonra buranın insanları da bize Fransızlardan daha yakın, italyanlar daha sıcakkanlı, misafirperver geldi. Davranışları, konuşma tarzları, bizim erkeklerimize çok benziyor. Yalnız belki bir farkla dünyanın en güzel giyinen erkekleri Romalılar. Sokakta yürüyen herhangi bir Romalı erkekten tutun da bir mağazadaki tezgahtara kadar istisnasız bütün İtalyan erkekleri, son modaya göre giyiniyorlar. Sırtlarındaki elbiseyi o gün mağazadan alınmış sanırsınız.

Ama kadınları... Parislilerin eline su dökemez. Nerede o incecik, zarif, biçimli Parisli güzeller, nerede tombul İtalyan tazeleri... Bana öyle geliyor ki İtalyan kadınları da bizde olduğu gibi, 35'inden sonra kendilerini bırakıyorlar. Hem Parisliler kadar bakımlı değiller, hem de maşallahları var. Tabii genç kızları bu gruba katmıyorum. Onlar Avrupa'nın her yerinde olduğu gibi, kendilerine itina ediyorlar.

«Avrupa'yı gezerken özellikle bir şey dikkatimi çekti. Nereye gitsem hep yaşlı başlı turistlerle karşılaştım. Paris'te, Roma'da daha sonra da Atina'da. Erkek, kadın 70'inde bile olsa, yürümekte zorluk bile çekse, giyinip, süsleniyor, makyajını da yaptığı gibi, soluğu yabancı bir ülkede alıyor. Hepsi kaliteli ve görünüşlerinden zengin olduğu anlaşılan turistler. Bizde olsa, yerinden kalkmaya üşenir. Doğrusu Avrupalıların bu yönünü çok beğeniyorum.

Üç günlük Roma gezimiz de böyle geçti. Tabii Selim'le Trevi çeşmesine gidip yine para atmayı unutmadık. O artık bizim hatıralar çeşmemiz. Bu seferlik Roma defterini böyle kapamış olduk. Şimdi ver elini Atina...

(Hayat Dergisi - 11 Kasım 1971)