Türk Nostalji
Nilüfer Aydan, 4 yıl sonra dansözlüğe dönüş yaptı
Nilüfer Aydan, 4 yıl sonra dansözlüğe dönüş yaptı
 
Yeni yıldız Fatma Belgen, sinemayı yeni sevmeye başladı
Yeni yıldız Fatma Belgen, sinemayı yeni sevmeye başladı
 
Sibel Egemen, evde kuzu, sahnede kurt!
Sibel Egemen, evde kuzu, sahnede kurt!
 
Balıkkız Piraye Uzun, denize hasret kaldı!
Balıkkız Piraye Uzun, denize hasret kaldı!
Yılmaz Güney'den Nebahat Çehre'ye aşk mektupları
Yılmaz Güney'den Nebahat Çehre'ye aşk mektupları
Sinemanın Çirkin Kral'ı Yılmaz Güney, 1966 yılında, sevgilisi Nebahat Çehre'ye yazdığı dört mektupta aşk acılarını, tedirginliklerini ve özlemini anlatıyor...
1 Ağustos 2012 Çarşamba 14:42




Facebook
Google
Twitter
Yazdır


"Boynumda, kollarımda bir zincirsin sen yavrum..."

"Geçmişteki bütün günah ve sevaplarımla kendimi sana veriyorum."

"Nebahat... Nebahat... Nebahat... Nebahat... Yeryüzündeki bütün kağıtları senin isminle doldurmak istiyorum." 


Aşağıda okuyacağınız satırlar; şimdiye kadar yerli sinema tarihinde benzeri olmayan aşk mektuplarından alınmıştır. Kahramanları da Yılmaz Güney ve Nebahat Çehre'dir. Bu içli ve duygulu mektupları Ses Mecmuası uzun bir takip neticesi ele geçirmeyi başarmıştır.


Yerli sinema çevrelerinde bir kuyruklu yıldız gibi birdenbire parlayan «yeni kıral» Yılmaz Güney için Yeşilçam'da edebi yönü olan tek kişidir, denilebilir. Şöhret sahibi olmadan önce yıllarca hikaye ve inceleme yazıları yazıp yayınlamıştı. Geçen Mart ayında piyasaya çıkardığı «Boynu Bükükler» adlı romanı bir çırpıda satılmış, ikinci baskısının hazırlıklarına başlanmıştır. Edebiyat ve sanat eleştirmenleri. Yılmaz Güney'in son yılların en güçlü kalemlerinden biri olduğunu söylemektedir.

Bugün, Yesilçam Sokağı'nda gerçek anlamda hikaye ve senaryo yazarı birkaç kişi varsa bunların birisi de muhakkak ki Yılmaz Güney'dir. Yılmaz Güney, oynadığı filmlerin senaryolarının ya kendisi yazar, ya da kendi sanat ve dünya görüşüne göre değiştirir. Aşağıda, yaşadıkları fırtınalı aşk devresi içinde Yılmaz Güney'in sevgilisi Nebahat Çehre'ye yazmış olduğu bazı mektuplardan bölümler bulacaksınız.

BİRİNCİ MEKTUP

İşte 17 Mart 1965 tarihinde Nebahat Çehre'ye «Bebeğim» diye hitap ederek başlayan, kırmızı mürekkeple yazılmış mektup...

«Dün gece Adana sokaklarında seni aradım. Duvarlarda, köprülerde, ışıklarda... Biliyorum, sen binlerce kilometre uzağımda, ama bana en yakın bir uykunun içindesin. Yanılırsam diye ürküyorum... Çünkü insanlar değişken ve insafsızdır. Çünkü her an bir başka duyguya gebedir. Seni her düşünüşte iyiyi, kötüyü yan yana kuruyorum...

Neyse, çocukluğum geldi aklıma. Babamı beklediğim kahvenin önünde durdum. Geceydi ve ben, bütün geçmişi bütün derinliğiyle yaşadım. Buradan sana varan yol o kadar yakın geldi ki, buna şaşırdım. Sanki çocukluğumda bir günün içinde sen vardın.

Yavrum, sen benim kadınımsın... Beni düşündüğün anlar sıkılıp, bana aykırı şeyler yapmayacağını biliyorum. Ama gene de içim rahat değil... Yalnız kadının bir boşalması vardır hani...

Gece Ağba'ya çıktım. Kimsecikler yok... Orkestradaki çocuklar beni görünce «Aşk Güzel Şeydir»i çaldı. Kırık, dökük dansımı hatırladım. Sarı elbiseni hatırladım. Bana geçmiş, benim olmuş o kadar çok şeyin var ki... Senden uzak olmak hiç de uzaklık değil. Seni her gittiğim yere götürüyorum. Gece arabada seninle konuştum. Durdum, güldüm, hüzünlendim... Geçmişin bütün günlerine ortak ettim seni. Boynumda, kollarımda bir zincirsin sen yavrum. Birazdan Antep'e hareket edilecek...

Gel be... Bu çocuk sevgilin sana şimdiden hasret kaldı. Gel be...

Yılmaz Güney»

İKİNCİ MEKTUP

Ve, 25 Mart 1966 tarihli mektup... Tam 12 sayfa. Yılmaz yazmış da yazmış.

«Dün akşamdan bu yana seni düşünmek beni yordu bebecim... Artık rahatsız oluyorum, beynim zonkluyor. Sanki kırk ton yük taşımışcasına bitik ve tükeniğim. Senin beni anlaman güç. Hatta bu durumlar sence çocukca bile olabilir. Zayıflık olabilir. Hiç zayıf değilim aslında, hiç küçük değilim. Sevgi benim hayatımda bir hastalıktır yavrucuğum, öldürücü bir yaradır. Ve beni sevgilimden, yani senden başkası da sıhhate kavuşturamaz.

Düşüncelerim zaman zaman öylesine ağırlaşıyor ki, altında eziliyorum. Ne yapacağım, nasıl davranacağım benden iyi bilirsin. Fakat senin hiçbir kötü niyet düşünmeden yapacağın herhangi bir hareketin nasıl yorumlanacağını, nasıl büyütüleceğini de bilirsin. Ayrıca, bir anlık sempatilerin nelere yol açacağını da bilirsin. Sen nasıl benim kötü yanlarımı düşünüp, benden uzaklaştığın anlar içinde sorumsuz olabiliyorsan, ben de senin bazı hatalı hareketlerini düşünüp, kuşkuya, endişeye kapılıyorum. Şurası muhakkak ki, sen eski şımarık, ayakları havada, hareketlerini kontrol etmekten uzak Nebahat değilsin. Muhakkak ki taşıdığın ve hürmet ettiğin bir insan, bu insanın sana verdiği inanç dolu bir sevgi var...

Bütün bunlara rağmen gene de boş bulunabilirsin. İnsanların zayıf olduğu, bazı şeylere açık kaldığı anlar olur. Sana güveniyorum yavrum, beni küçük düşürmeyeceğini biliyorum. Ama saygısız çoktur... Hatırlar mısın, Osmaniye'de bir jandarma resim çektirirken elini senin omuzuna atmıştı. Bu tip olaylar her zaman olur. Bu gece Ankara'da olacaksın. Gitmeye mecbursun. Çoktandır ayrı kaldığın dans seni çekecek, biri seni dansa davet edecek, kalkacaksın, adam seni kolları arasına alacak, seni arzulayacak, senin de açık olacak elbisen... Ve ben burada Urfa'da sana aşk dolu mektuplar yazacağım. Bir başka gün filmin bir sahnesinde, ben burada seni düşünürken, o adam seni öpecek... Öpecek... Anlıyor musun beni? Ha? Anlıyor musun? Bunları tabii karşılaman lazım diyeceksin...

Yapamıyorum bebeğim, yapamıyorum anam, yapamıyorum kuzum... Seni böylesine sevmeseydim keşke... Seni sevmek acı veriyor bana yavrum. Öylesine uzaksın ki bana... Beni unuttuğun anlar günden güne çoğalabilir. Kendini tartmış olursun, ayrılıklar iyi oluyor bazen. İnsan düşüncelerini daha iyi görüyor, alışkanlıklarını daha iyi tanıyor... Zannederim aşağı, yukarı yirmi gün daha ayrı kalacağız. Filmi kabul ettiğin an, bizim filme gelmemeyi bile düşündüğünü biliyorum. Dünkü telefon konuşmamızda benden yer yer kopuk olduğunu gördüm, bu, bir acıydı benim için...

Sana şunu hatırlatmak istetirin... Bu ara benimle olan münasebetlerini iyice tart, düşün, o kötü yanlarımı binlerce kere daha düşün ve kararını ver... Beni gerçekten seviyor musun? Yoksa bu, bir alışkanlık mıdır?

Orada çeşitli sıkıntılar içinde olabilirsin. Abdurrahman beş gün önce telefon etmeni söylediği halde, bu kadar geç araman, adresi bildiğin halde geç mektup yazman beni nasıl düşündürmesin? Benden soğuman biraz da olsa gerçek yavrum, bunu benim üstelemem kötü oluyor aslında...

Ayrılmayı düşündüğün anlarda seni alıkoyan çeşitli sebepler var, biliyorum. Gazeteci dedikodusu, şusu, busu... Her neyse önümüzde uzun ve düşünmeye değer zaman var... Düşün...

Geçmişteki iyi ve mutlu günlerimizi düşünüyorum. Beni sevdiğin, benimle dopdolu olduğun günleri düşünüyorum. Benim için şiş ayağınla çorap almaya gittiğin günü... Ev aradığın günleri... Benim hayatımda hatırlanacak ne varsa, bunun yarısı seninle geçmiştir bebecim... Sana kötülükler ettim, seni üzdüm, kaybeden ben oldum... Seni kaybettim gibi geliyor bana. Yanılmıyorsam bu böyle, yanılmıyorsam bana olan sevgin gün geçtikçe pamuk ipliğine benziyor... NE ACI!

Öylesine yalnız ve yorgunum ki... Benim elim, ayağım seninle kuvvetlenmiş yavrum... Seninle varmışım ben... Yokluğun NE ACI. Yüreğim boş, buruşturulmuş bir kâğıt parçası gibi..»

Yılmaz Güney mektubun bu bölümünde, bütün bir sayfaya kocaman bir "NEBAHAT" yazdıktan sonra şöyle devam ediyor:

«Seni yazmak ihtiyacı kötü... Çocuk ediyor beni... Seni seviyorum bebeciğim... Çok seviyorum... Akşam bekliyorum, kaçta telefon edeceksin, altı buçuk, yedi arası...

Melih'i bulamayacaksın, belki de yalnız gideceksin Ankara'ya... Ben kötüyüm Nebahat, çok kötüyüm... Çok kötü şeyler düşünüyorum. Beni affet...

Seni çok özledim bebeciğim, burnunu öpmek istiyorum. Elini bulursam bir gün hiç bırakmayacağım... Uçak olsaydı, muhakkak birkaç kere gelirdim. Yol uzak... Ve gözden ırak olanlar gönülden de ırak olur.

Nebahat, bir türkü vardır, «Çok muhabbet tez ayrılık getirir» diye... Yalvarırım beni gönlünden uzak tutma. Yavrum, hep kuşku içindeyim. Hatırlar mısın, beni sevmediğini hissettiğim bir ara nasıl çözülmüştüm... Mektubu alır almaz, iki gün düşün ve bana telle, seviyorsan eğer bildir, çok rahatsız oluyorum bebecim, çok sıkılıyorum... Sanki benim zorumla, benim baskımla beni sevmeni istiyorum»

Yine bütün bir sayfaya sadece şunlar yazılmış:

«Nebahat! Nebahat! Nebahat! Sevgim seninle değerini bulacak mı? Nebahat!»

Mektubu tekrar okuyoruz:

«Ama bu ayrılığın sonunda sen de bileceksin son durumu. Belki hoşuna gidecek birkaç adamla karşılaşacaksın... İyi ölçüler var hayatta. Uzaklaşan bir insanın hareketleri onu ele verir. Bu ayrılığın sonu beni ya çok üzecek, ya da çok sevindirecek.

Temennim, sevinmek. Çünkü hayatım hep üzüntülerle geçti. Çünkü ben sana mecburum. Çünkü ben seni seviyorum»

Ve tekrar kocaman bir sayfada sadece şunlar yazılı:

«Nebahat! Nebahat! Nebahat! Nebahat! Yeryüzündeki bütün kâğıtları senin isminle doldurmak istiyorum...»

Ve devam ediyor:

«Ben şu anda senden başkası değilim. Beni buralarda daha fazla yalnız bırakma sevgilim. Beni ara... Anneme gösterdiğin yakınlık beni çok sevindirdi. O da seni çok seviyor.

Nebahat, Nebahat, Nebahat, Nebahat, Nebahat, Nebahat, Nebahat yavrum, seni çok seviyorum. Çok, çok seviyorum anam... Sana ihtiyacım var bebeğim...

Mektubu bir türlü bitirmek istemiyorum. Bu bir saat nasıl geçti? Bilmiyorum. Bütün gün sana yazmak istiyorum, ama bu mektubun cevabını aldıktan sonra. Nebahat mümkün değil, ayrılığına dayanmak...

Yılmaz Güney»

ÜÇÜNCÜ MEKTUP

Başka bir mektup daha var. Kırmızı mürekkeple yazılmış ve tarihsiz...

«Sevgili yavrum, hala nerede kalacağımız belli değil... Bu beşinci gündür ayrıyız. Yol, gürültü, yorgunluk ve sen beni tükettin. Dişimi çektiler dün duman oldum, bütün gece uyuyamadım. Yanımda olsan bütün acılarım dinerdi.

Felaket buraları, dışarı çıkamıyorum. Antep'in beş misli tezahürat yaptılar. Bugün Siverek'e gideceğiz. Benim memleketim, babamın memleketi, oraya gidersem vuracaklarmış beni eski bir kan davası yüzünden... Sağlık olsun diyorum ben...

Beni n'apıyorsun? Düşünüyor musun? Yakında yerimiz belli olacak, öperim...

Yılmaz Güney»

DÖRDÜNCÜ MEKTUP

İşte Yılmaz'dan bir mektup daha... Urfa'dan yazılmış ve 28 Mart 1966 tarihli...

«Şu yeryüzünde üç milyarı aşkın insan yaşar yavrum, üç milyarı aşkın yürek atar, durur. Şu üç milyarı aşkın insanların bir kısmı aç, bir kısmı hasta, bir kısmı yaşlı, bir kısmı aşık. Dünyanın neresinde olursa olsun, sevda için yanan binlerce insan vardır. Ve biz, bu üç milyardan yalnız
iki kişiyiz.

Her şeyin bir kanunu vardır. Ama sevdanın kanunu, yolu, yordamı yoktur. Akıp giden, aktıkça da büyüyen bir sudur sevda. Irmaklar sonlarını denizde kaybolmuş bulurlar. O denizin içinde kimsenin bilmediği ırmaklar, dereler, çaylar vardır. Ben o denizlerin içinde kaybolan, ne olduğunu hatırlamayan ırmaklardan biri olmak istemiyorum.

Ben, kendi denizimi kendim yaratmak, kendi toprağımı kendim sulamak ve akmak, hep akmak istiyorum. Ama nereye, nasıl? Bütün bir hayatın sonu elleri soğuk bir ölüme bağlanır. O denizlere koşan ırmaklar gibi.

Önümüzde o kadar az zaman var ki... İnsan bunu sevdiği insanla değerlendirmeli diyorum. Hayatımı sevmiyorum, davranışlarımı sevmiyorum. Zaman zaman kafama saplanan kötü düşüncelerimi ve bu düşünceleri yaratan insanları sevmiyorum. Ama azimliyim, bütün karaları sileceğim hayatımdan. Aydınlık, ılık ve güzeli bulacağım.

İnsan hayatı çeşitli hatalarla doludur. Bunun için kimsenin kimseyi mahkum etmeye hakkı yoktur. Biliyorum ben kendimi, yaşadığım hayatı, geldiğim yeri. İyi şeylerin yanında, çok kötü huylar edindiğimi, basit birtakım kurgular içinde olduğumu, huzursuzluk kaynaklarımın hepsini biliyorum. Bunları çok kısa bir zamanda düzeltmek mümkün mü? Herkesten çok kendime ediyorum, uykularıma, sinirlerime ediyorum, rahatsız oluyorum...

Paydos, bütün bu kötülüklere paydos artık. Bana en büyük destek sen olacaksın yavrum... Geçmişteki bütün günah ve sevaplarımla kendimi sana veriyorum yavrum. Ne yaparsan yap artık, sana kalmışım ben...

Bugün havada bir şirinlik var. Urfa'nın beyaz damlarında çamaşırlar uçuşuyor. Sonra üç beyaz güvercin göğün mavisinde dolanıp duruyorlar. Ne kadar rahat ve sevinçliler... İmreniyorum. Kendimi atabilsem böylesine gökyüzüne... Canım çektikçe uçsam, gitsem. Belki sana gelirdim, yorgun kanatlarımın altına alırdım seni. Yorgun yüreğim tıp tıp atardı belki, ama iyi atardı, çok iyi atardı.

Duvarları ve katı şeyleri sevmiyorum. Canım alabildiğine boş bir deniz istiyor. Yeşillik, portakal bahçeleri, toprak, bu güzelliğin içinde beyaz boyalı, kırmızı kiremit damlı, şöminesi, bembeyaz taşlarla süslü avlusu olan bir ev istiyor...

Dün konuştuk biraz. Evden bahsettiler. Ben uzak şeyler düşündüm. Yalnızlığı seviyorum ben... İnsan kendine yettikçe yalnız olmalı. Sahteliği sevmiyorum. Gel kaçalım seninle yavrum. Her şeyi bırakıp gidelim, dünyanın bir başka yerinde yaşayalım, insan, yeni bir yerde kendine yeni bir hayat kurar. Ama orada da kötü insanlar vardır. Nereye gidersen git, orada bir kötülük vardır... Bu kaçma duygusu bütün insanlarda vardır. Hani senin kalkıp Amerika'ya gitmek isteyişin gibi... En iyisi, en kötülerin içinde en kuvvetli olmak, yılmadan, yıkılmadan yaşamak. Bizim kaçacağımız yer, o uzaklık, içimizde olacak, istediğimiz an kendimize sığınabileceğiz. Bütün günahın, vebalin ve sevabınla benimsin artık...

Yılmaz Güney»
Etiketler: Yılmaz Güney'den Nebahat Çehre'ye aşk mektupları, Yılmaz Güney, Nebahat Çehre, Aşk Mektupları
Bu haber toplam 64414 defa okunmuştur
Haber Yorumları
Yorum Ekle
Bu kadar duygulu, içten biri bir daha dünyaya gelir mi bilmiyorum. Adam gibi adamdı. Allahım mekanını cennet etsin.
zeynep ergün - 2013-03-25 03:53:23
Hiç üşenmeden okudum Yılmaz Güney'in mektuplarını. Ne kadar da gerçekçi, samimi, yalansız duygularla yazılmış. Hayran kaldım doğrusu. Bu devirde bunları yazabilecek ya da yazdıracak biri hala var mıdır merak ediyorum. Bayıldım yazılanlara... Ailece kendisini çok seviyoruz. Özellikle babam hayranıdır. Bu mektupları bize okuma şansı verdiğiniz için çok teşekkürler. Sevgilerimle... Nur içinde yatsın Yılmaz Abi...
özge karakaya - 2013-01-18 21:23:01
 Diğer Haberler
 











TürkNostalji.com'u Facebook'ta izle

Radyo Dinle! - E-Devlet



Son Eklenen Yazılar
Çok Okunanlar


. FOTO GALERİLER

. Ünlülerin Evlilik Resimleri

. Ünlülerin Çocukluk Resimleri

. Ünlülerin Askerlik Resimleri

. Ünlülerin Sünnet Resimleri

. Film Afişleri

. Türkiye Güzelleri

. Genelkurmay Başkanları

Fotogaleri
Hakkımızda | Künye | Reklam | İletişim | RSS
Turknostalji.com

Domain
Yazılım: Haber Sitesi Kur