Gülbin Eray, sinemada geçen yıllarına acıyor

Yayın Tarihi : 14 Haziran 2012
13833
Yeşilçam'da 50'den fazla filmde oynayan Gülbin Eray, "Film çevirmiş olmama bile üzülüyorum" diyerek, kantoya geçiş yaptı.

Bir zamanlar bir Gülbin Eray vardı Türk sinemasında... İnce vücut yapısı, değişik yüzü ve başarılı oyunu ile sinema seyircisinin dikkatini çeker, hemen her filmde prodüktörlerin aklına gelen ilk isim olurdu. Sonra, biraz da ödenmeyen bonolardan olacak, Gülbin Eray ile Yeşilçam arasına bir soğukluk giriverdi.

İşte aşağı yukarı dört yıldan beri filmlerde oynamayan ve «Yeşilcam» denince yüzünü buruşturmadan edemeyen Gülbin Eray ile Tarabya Oteli'nde konuşuyoruz. Bugüne kadar 50'den fazla filmde oynayan sanatçı, sinemaya, daha doğrusu, sinemanın insanlarına kırgın. Hatta kırgından da öte...

(Soldaki fotoğraf: Asıl adı Güngör Eraybar olan Gülbin Eray, 1936 İstanbul doğumludur. Kadıköy Kız Enstitüsü'nü bitirmiştir. Duldur, çocuğu yoktur. Sinema ve tiyatroya aynı yıl başlamış (1961), perdede ilk defa «Sessiz Harp», sahnede de «Hepimiz Paris'te»de görülmüştür. Sinemayı bıraktıktan sonra Azeri türküler söyleyen, sonra Başkent'te sahneye çıkan Eray şimdi İstanbul'dadır ve kanto söylemektedir.)

Bakın bu konuda ne kadar sert ve kesin konuşuyor: «Yeşilçam'a veda etmek ne kelime, zamanında film çevirmiş olmama bile üzülüyorum, boşu boşuna geçen yıllarıma yanıyorum.»

Son cümlesini söyler söylemez birden yerinden top gibi fırlıyor Gülbin Eray. «Eyvah» diyor. «Sahneye çıkma sırası bana geldi. Dinleyin bakalım, beğenecek misiniz?»

Beş dakika sonra sahnededir Gülbin Eray. Kanto söylüyor. 40 yıl öncesinin İstanbul'u canlanıyor gözlerimizin önünde. Şamram'lar. Virjini'ler... Gülbin Eray'ın repertuarı bir hayli zengin. «Kara Kız», «Pembeli Kız», «Yangın Var», «Fındık Kurdu», «Sarıyerli» gibi eski, ünlü kantoların hepsine repertuarında yer vermiş.

(Soldaki fotoğraf: Gülbin Eray'ın gönlünde yatan aslan tiyatro... Soyunma odasının aynasına astığı tiyatro pankartından da bu anlaşılmıyor mu? Pankart başkentte Yılmaz Gruda ile sahneye çıktığı günlerden kalmadır.)

Program bittikten sonra Gülbin Eray kan-ter içinde soyunma odasına geliyor. Biz de peşinden tabii. Gülbin Eray'a Azeri türküleri söylemekten neden vazgeçtiğini soruyoruz. Gülüyor: «Azeri türküleri okurken seyircinin çok saygılı olması lazım. Ciddi bir iş o. Sonra o türküleri dinlemek isteyen insan çok az Türkiye'de. Bu bakımdan kantoculuğa başladım. Biraz işve, biraz cilve, dans, göbek derken programın sonunu getiriyoruz...»

Bu defa söz dönüyor dolaşıyor tiyatroya geliyor. Gülbin Eray tiyatrodan yana da bir hayli dertli. Ankara'da Kabare Tiyatrosu'nda Yılmaz Gruda ile birlikte çalışırken belediye çeşitli müşküller çıkarmış. Bunun üzerine ikisi de kızıp Nisan ayında tiyatroya kilidi vurmuşlar. Şimdi, «Kanto eski tiyatromuzun bir parçası» diyerek kendi kendini teselli etmeye çalışıyor. «Sonra tiyatroda para az. Gerçi tiyatroyu hiçbir şeye değişmem, ama, önce karnımızın doyması lazım»

(28 Kasım 1970)