Göksel Arsoy, prodüktör olarak ilk filmini bitirdi

Yayın Tarihi : 15 Mart 2016
2977
Göksel Film'i kuran Göksel Arsoy, kendi hesabına çektiği ilk film olan Akasyalar Açarken'i tüm güçlüklere rağmen tamamlamayı başardı.

 

Genç adam derin bir göğüs geçirdi, "Allah bin bin bereket versin" diye mırıldandı: "Bugüne bugün istediğimden fazla kazanıyorum. Bu yazıhaneye gelip 'Göksel Bey, istediğiniz parayı şu kontrata yazın. Elli bin olsun, altmış bin olsun, ne olursa olsun. Tek, bize on gün gelin, filmimizde oynayın!' diyenler var. 'Samanyolu'nda 4.000 lira almıştım. Bugün 40.000 alıyorum. Yıllık kazancım yarım milyonu geçiyor. 15 Mart 1936'da doğduğuma göre 26 yaşındayım. Eh, bu yaşta ulaştığım nokta büyük başarı sayılır, değil mi? Ama bazı filmcilere sorarsanız, onlar beni zengin etmiş; falanmış filanmış. Kardeşim, ben kendi çalışmamla bu hale geldim. Benim 10.000 lira aldığım filmden onlar 100.000 lira kar ettiler"

Henüz 26 yaşında olan Göksel Arsoy, filmlerde aktör olarak oynamakla yetinmedi, kendi adına bir film şirketi kurdu ve ilk filmini de çekti."Göksel Film" yazıhanesindeyiz. Bu sırada telefon çalıyor. Göksel Arsoy, sözünün kesilmesinden kızgın... "Bu telefon da Belediye Şikayet Bürosu'nun telefonuna döndü. Numaram rehberde yok, ama 'sıfır bir'e soruyorlar, onlar da söylüyorlar numaramızı..." dedikten sonra telefona cevap verdi:

- "Nasıl efendim, Neriman mı? Perihan mı? Anlayamadım. Fotoğrafımı mı istiyorsunuz? Şimdi veremem hanımefendi; yanımda fotoğraf taşımıyorum. Nerede tanışmıştık? Hiç hatırlamıyorum. Mektupla isteyiniz."

Hızla kapadı; elini alnında gezdirdi. Yorgun ve bezgin bir hava yüzünü kapladı. Gözleri masasının üzerindeki faturalara ilişti, kaldı. O sırada kapı açıldı, içeriye prodüktörü girdi:

- "Öğleden sonra Akademi'deki sahneyi çekeceğiz. Kamera lazım. Sen Turgut Baba'ya telefon et, iste... Memduh'tan 100 istemişler, 'Yarım günlüğünün kirası neyse veririz' dedim. Sen sakın paradan bahsetme!"

Kaşları çatık, "Peki" dedi. Sonra telefonunun numaralarını ağır ağır çevirdi. Gene kapı vuruldu; malzemeleri Akademi'ye taşıyacak yardımcılar göründü:

- "Göksel Ağabey, sen bize öğle yemeği parasını ver. Biz burada yiyelim, bir de orada yemek masrafı çıkmasın."

Elini pantalonunun cebine soktu. Dört kişi için 20 lira verdi. Adamlar gitti. Sonra telefon çaldı.

- "Alo! Benim. Araba bu akşam sekizde gelip sizi alacak, düğüne götürecek."

Kapadıktan sonra, "Kızkardeşim" dedi. Ayağa kalktı. Elinde otomobilin anahtarlarını sallayarak dolaşmaya başladı. Pencerenin önüne geldi. Tül perdeyi araladı, otomobiline baktı:

— "Eyvah, kadın şoför geçemiyecek, inip arabayı ileri alayım."

Dışarı koştu, iki kat merdiveni indi, arabasının kapısını açıp birkaç metre yürüttü. Sonra tekrar yukarı çıktı.

— "Ben Yuvakim'in filmine gidiyorum. Akşama kadar Yeniköy'de Hafize Hanım'ın köşkünde çalışacağız. Arayan olursa, 'Gitti, gelmiyecek' dersin."

Akasyalar Açarken filmi için 190 bin lira harcadığını söyleyen Göksel Arsoy, daha film bitmeden herkesin parasını ödediğini söylüyor...Ayağa kalktı, ellerini pantalon ceplerine soktu, alt dudağını dişiyle ısırır gibi yaptı. Düşünüyordu. 1.86 boyunda, 76 kilo ağırlığında, sarı saçlı, açık yeşil gözlü delikanlının aklına bir şey gelmişti. Masasının arkasındaki koltuğa oturdu. Çekmeceyi çekti. Bir elinde tabanca, öteki elinde sustalı, karşısındakine gülerek,  "Davranma, yakarım!" dedi. Sonra uzun bir kahkaha attı. "Korkma yahu, şaka yaptım. Yerli filmlerde böyle aletler kullanıyoruz, işte... Hadi, gidelim Yeniköy'e. Gel, bizim arabaya atlıyalım."

Yolda, işaret memuru selam verdi:

- "Krallar gibi yol veriyor. Çok kibar memur, bu adam."

Şişli'ye gelince, Sıracevizler Sokağı'ndaki evine uğradı, birkaç kat kostüm aldı. Berberde traş oldu. Ayazağa, İstinye yoluyla Yeniköy’e geldi. Sol tarafa sapıp tepelere tırmandılar. Büyük bahçeler içindeki köşkün önünde durunca birkaç genç kız, ellerinde Göksel'in kartpostalı, ona doğru ilerlediler.

"Göksel Bey, şu fotoğrafınızın üzerine imza atar mısınız?" dediler. Üzerinde kalemi yoktu. Yanındaki arkadaşından kalem aldı, imzaladı, 'Buyrun' diyerek verdi. Kızlardan biri, "Bu akşam Yeniköy'de filminiz oynuyor. Gelecek misiniz?" dedi.

- "Çok yazık, gelemiyeceğim, burada çalışıyorum."

Güven Film sahibi prodüktör Yuvakim Filmeridis, Göksel'i bahçe kapısında karşıladı. "Süha Doğan senin sahneni hazırlıyor. Şimdi Leyla ile Turgut'un sekansı çekiliyor. İstirahat et. Şurada oturalım, biraz konuşalım. Bursa'ya, Zonguldak'a ne zaman gideceğiz. Onu kararlaştıralım."

Film çekiminden çok yorulan Göksel Arsoy, yakında önce Hindistan, sonra da Avrupa'ya gitmeyi düşünüyor...Çimenler üzerinde, köşkten çıkarılmış koltuklara oturdular. Biraz sonra yanlarına prodüksiyon amiri ile Turgut Özatay da geldi. Yuvakim Filmeridis, Göksel Arsoy'a sigara paketini uzattı. Göksel aldığı sigarayı yaktı. İlk nefesi çekerken, "Mösyö Yuvakim, yarın akşam ne işim var benim?" diye sordu.

- "Yarın akşam Leyla ile hüzünlü bir sahne var. Dadısıyla birlikte. Senin sakalların çıkmış, yüzün çizgili olacak... Gözlerinin altına hafif makyaj yaparız."

Çalışma programı yapıldıktan sonra söz başka konulara geçti. Göksel, prodüksiyon işlerine bakanlara, "Bana yarım kilo kirazla, yarım kilo şeftali alın. İyice yıkayıp getirin" demişti. Bir yandan yiyor, öte yandan da konuşuyordu. Karşısında oturan, "Hayata Dönüş" filminin prodüktörü Filmeridis'e döndü, "Ben biraz gezip gelirim. Viskimi yuvarlayayım. Tarabya'da bir gazinoda, Boğaz'a karşı biraz müzik dinleyeyim" dedi ve otomatik vitesli mavi Chevrolet arabasına atlayıp gözden kayboldu...

"Senin için 'Çok eli sıkı' diyorlar" lafını duyunca yüzü kıpkırmızı oldu. Kan beynine fırlamıştı. Bağırarak konuştu: "Şimdiye kadar en az yirmi ziyafette bulundum. Acaba, kim benim yer aldığım bir sofranın parasını ödemiştir? Çıksın karşıma, "Ben ödedim" desin, göreyim! Filmcilere hep ikram ettim. On bin lira yerine sekiz bin aldım. Ama, bana 5.000 lira lazım olunca 7.000 liralık bono almadan vermediler. Ben hesabımı bilen adamım. İkinci arabamı aldığım zaman kimin gözünün kaldığını biliyorum. Araba göze geldi; kazaya uğradı. On bin lira içeri girdim o işte. .. Sigorta zararın yarısını ödedi. Ahmet geldi, yalvardı; evdeki bütün negatifleri verdim, parasını ödemedi. Mehmet geldi, "İki bin lira ver, bir haftaya kadar öderim" dedi. Bir yıl geçti ödemedi. Verdiği zaman alırsam insan değilim."

Filmlerde aktör olarak oynamakla yetinmedi, kendi adına bir film şirketi kurdu. 26 yaşında, kendi çalışmasıyla milyoner olmak, milyonlarca sinema seyircisi tarafından sevilmek büyük şey... İlk filmi "Akasyalar Açarken"i tamamladı...

"Kendi filmime 190.000 lira masraf ettim. Daha film bitmedi, ama herkes parasını peşin aldı. Kendi çektiğim sıkıntıları, şirket kurup prodüktör olunca, benim filmde çalışanlara çektirmedim. Sinema gişelerinden topladıkları eski ikibuçukluklarla para ödeyen; binlerce eski kağıt parayı kese kağıdına doldurup verenleri gördüm. Ben, firmamda çalışan artistlere rap diye çek yazıp veriyorum." Tam bu laflar konuşulurken, filmlerde Göksel Arsoy'u konuşan Abdurrahman Palay gelip, "Boş ver onları. Sen bana bin lira versene!" demez mi? Göksel çek defterini çıkanp imzaladı,verdi. "Akasyalar Açarken" filminin dublaj rejisörlüğü için Palay avans almıştı.

"Bir sinema kamerası almak istiyorum. Bu yaz önce Hindistan tarafına, sonra Avrupa'ya gideceğim. Pasaportum cebimde duruyor. Otomobilimle her tarafı gezeceğim. Çok yoruldum. Gelirken sinema makinası, projektör getirmek istiyorum. Hayatımın dönüm noktasındayım. 'Kelepçe' filmini 1.000 liraya çevirdiğim günden beri gayem film şirketi sahibi olmaktı. Gayeme fazlasiyle ulaştım. Bundan sonra, hep firmam adına film çevireceğim. Artık, başkaları benim sırtımdan geçinemeyecekler...

(Yazı: Enis Rıza Olcayto - Ses Dergisi - 23 Haziran 1962)