Fahrettin Aslan, Durul Gence'yi silahla kovaladı

Yayın Tarihi : 11 Kasım 2012
13878
Durul Gence programa geç çıkınca, Taşlık Gazinosu sahibi Fahrettin Aslan ünlü müzisyeni önce tokatladı, sonra silahla kovaladı... Ancak daha sonra araya giren ortak dostları, ikiliyi barıştırdı.


Genç adam, «Seçimi iki yoldan birisi için yapmam lazımdı» diye söze girdi. «Aslına bakarsanız ortada seçimlik bir konu da yoktu. 'Ya bu deveyi güdersin, ya bu diyardan gidersin" misali benim de bu diyardan gitmem gerekiyordu. Çünkü deveyi güdememiştim, bu konuda çok acemiydim yani profesyonel değil amatördüm, üstelik iyi niyetliydim de... Şimdi siz 'Durul, çok iyi, oturmuş bir grubun var, Türkiye'nin en iyi eşlik eden orkestralarından birisin, niçin yerini yurdunu, kardeşini, babanı terkedip, bilmem hangi memleketin, bilmem hangi köşesine müzik yapmaya gidiyorsun' diyeceksiniz. Benim de bu soruya cevabım bir değil, birçok olacaktır, isterseniz size bütün olayların tuzu biberi olan şu son hadiseden bahsedeyim ve siz kararınızı verin; Durul Gence düşüncelerinde haklı mı, değil mi diye...»

Durul Gence'yle, bir kadınlar matinesi sonrası, kuliste konuşuyorduk. «Son olaylar» dediği, adının gazino sahibi Fahrettin Aslan'la bir hadiseye karışmış olmasıydı. Biz de zaten Durul Gence'ye, bu hadisenin aslını, esasını öğrenmek için gitmiştik. Şimdi biz aradan çekilelim ve «olayın» hikayesini Durul Gence'den dinleyelim:

(Soldaki fotoğraf: Durul Gence, Cumhuriyet Savcılığı'na giderek Fahrettin Aslan hakkında suç duyurusunda bulundu...)

- «Biliyorsunuz Taşlık ve Lunapark gazinolarında Ajda Pekkan'a eşlik ediyoruz. Bu arada Lalezar'dan sırf dans müziği yapmam için teklif geldi. Kabul ettim. Afişler bastırıldı ve hemen repertuvar çalışmalarına başladık. Fakat Taşlık Gazinosu'nun sahibi Fahrettin Aslan, bir süre sonra benim, rakibi olan Lalezar'da çalışmama karşı çıktı. Halbuki orkestramı besleyebilmek için orada çalışmaya mecburdum. Meseleyi, içinde bulunduğum şartları kendisine söylediğim zaman Taşlık Gazinosu'nu normal programından sonra gece kulübü haline getirmek istediğini ve benim de burada ek ücret karşılığı, dans müziği yapmamı teklif etti. Kabul etmek zorunda kaldım. Olayın cereyan ettiği cumartesi gecesi sahneyi son olarak Zeki Müren bırakıyor ve dans müziği yapmak için biz alıyorduk. Yalnız bu iş, şıp diye anında olmadı. Düşünün, Zeki Müren'in 25 kişilik sazı sahneyi bırakacak, benim 10 kişilik orkestramın tesisatı sahneye kurulacak. Üstelik ilk gecenin de verdiği bir acemilik var. İşte bu yüzden sahneyi devralmakta biraz geciktik, gazinonun patronu Fahrettin Aslan bu gecikmeye çok sinirlendi. Herkesin içinde ulu orta konuşmaya, bana hakaret etmeye başladı. Kendisini nezakete davet ettim. Fakat o daha da sinirlenerek beni bir koltuğa oturttu ve bir tokat attı. Kollarından tuttum...»

Durul o geceyi tekrar baştan yaşıyor, heyecanlanıyor, sık sık alnında biriken terleri mendiliyle siliyordu. Sözlerine şöyle devam etti:
(Soldaki fotoğraf: Müzisyen Atilla Baybek, Özer Süalp ve grubun teknisyeni Ahmet Akyıldız olayın görgü tanıklarıydı...)

- «Ellerini tuttuğumu görünce aniden silkindi ve belindeki tabancayı çekiverdi. Fakat bu hareketi o kadar hızlı yaptı ki, tabanca gömleğine takılarak yere düştü. O, tabancayı almak için yere eğildiği sırada, ben de kaçtım, canımı kurtarabildim...» Durul'un anlattıkları detektif romanlarına, macera filmlerine benziyordu. Durul'un söylediklerine göre bu film kötü bir sonla bitebilirdi: «Demek daha bu dünyada yiyeceğimiz ekmek, içeceğimiz su varmış» diyordu. Bu arada yanıbaşımızda duran grubun teknisyeni Ahmet Akyıldız, Durul Gence'nin anlattıklarını doğruluyor ve olay hakkında şöyle konuşuyordu:

- «Durul ağabey salondan dışarı kaçarken arkasından kovalayan Fahrettin Aslan'ı kapıda ben göğüsledim. Rüyamda görsem inanmazdım.. Hala da inanamıyorum ya..» Ahmet Akyıldız'ın anlattıklarını olayın diğer görgü şahitleri Atilla Baybek ile Özer Süalp da kafalarını sallayarak tasdik ederken sözü tekrar Durul Gence alıyor:

- «İşte biz Türkiye'de bu şartlar altında çalışıyor, müzik yapmaya uğraşıyoruz» diyordu...

DURUL GENCE SAVCILIKTA

Olaydan iki gün sonra Taşlık'ta programa çıkmayan Durul Gence, avukatı Ahmet Mat'la savcılığa gitti, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na 971/25 893 sıra numarası taşıyan bir dilekçe verdi, Fahrettin Aslan'ı şikayet etti.. Fakat bir süre sonra olaylar hiç beklenmeyen bir gelişme gösterdi ve Durul Gence'yle Fahrettin Aslan, araya giren dostlar vasıtasıyla barıştılar...

Bu barışma sırasında SES de oradaydı ve SES muhabirlerine, «Bu tatsız olayı unutmak istediğini» söyleyen Fahrettin Aslan olayın nedenini "Nazara geldik" şeklinde yorumluyordu.. Yazımızın başında Durul Gence'nin söylediği gibi bu olay Durul'un Avrupa'ya gitme nedenlerinden biriydi. Peki, acaba diğerleri nelerdi?.

«Önce sizlerle durumun bir muhasebesini yapalım» diyerek diğer sebepleri şöyle özetledi Durul Gence:
(Soldaki fotoğraf: Durul Gence Orkestrası'nın elemanları birarada...)

- «Önce şu soruyu cevaplandırmamız lazım.. Bir müzisyen, daha doğrusu bir orkestra Türkiye' de nasıl geçinir? Cevap: Plak doldurur, konser verir, gece kulüplerinde, yahut gazinolarda çalışır, radyo emisyonlarına, turnelere çıkar.. Şimdi konuyu biraz daha açalım. Korsan plakçılar yani piyasada olan bir plağı basan, uydurma bir etiketle satışa çıkaran, sanatçıya tek kuruş ödemeyen dolandırıcılar vardır, plak satışına tesir eder... Sonra plak şirketleri, satışı az gösterip, sanatçıya hakkı olan parayı ödemez. Konserlere gelince... Bir yılda verdiğimiz iki konserin hasılatı inanın, ne attır, ne deve!.. Turne bahsini ise hiç açmayalım. Zira Anadolulu organizatörler İstanbul'a telefon açıp, 'kadını bol' programlar istediği sürece gerçek müzisyen turnelerde de pek birşey kazanmaz. Ya son çalışma sahamız olan gazinolar, gece kulüpleri... Bu konuda en canlı örneği daha geçen gün yaşadık, bilmem bir yenisini vermeme lüzum var mı? Simdi size soruyorum: Bu ortamda 10 kişilik bir orkestrayı nasıl beslersiniz, nasıl iyi müzik yapmak için çalışırsınız? Yıllardır bu işi yaparım. Evim yok, mülküm yok, bankada param yok, arabam yok. Övünerek sahip olduğum tek şey var ki, o da beni seven, bana gönül veren dinleyicilerimin takdirleri. Ve şuna da inanmanızı istiyorum. Durul Gence'nin sırf geçimini sağlayabilmek ve Türk Folk Müziği’nin adını  dış dünyada duyurabilmek için Avrupa'da çalışmak istemesi biraz da bu dinleyicilere layık olabilmek içindir...»

Gönül, yurt içinde yaptığı müzikle sevilen takdir edilen Durul Gence'yi yurt dışında da başarıya ermiş görmek istiyor. Kendisinene bu konuda ancak «Her şey gönlünce olsun Durul» diyebileceğiz...

(28 Ağustos 1971)