Esen Püsküllü: İşte benim hazinem

Yayın Tarihi : 12 Eylül 2012
19935
Mektuplar, mektuplar, mektuplar... Yığın yığın, beyazlı, mavili, pembeli, üzerinde kalp, çiçek, türlü türlü şekiller olan zarflar... Hepsinde aynı isim yazılı: Sayın Esen Püsküllü... Mektuplar, yeşil halının üzerine çiçek bahçesindeki papatyalar gibi yayılmış. Ortalarında da Esen Püsküllü. Eliyle mektup yığınını gösterip «İşte benim hazinem...» diyor.


Postacı sinema yıldızlarının kapısını her gün defalarca çalar. Gelen «hayran mektuplarında» neler yazar, hayranları yıldızlardan neler ister? Gelin bunun cevabını, ayda 600 mektup alan Esen Püsküllü'den öğrenelim...

Mektuplar, mektuplar, mektuplar... Yığın yığın, beyazlı, mavili, pembeli, üzerinde kalp, çiçek, türlü türlü şekiller olan zarflar... Hepsinde aynı isim yazılı: Sayın Esen Püsküllü... Mektuplar, yeşil halının üzerine çiçek bahçesindeki papatyalar gibi yayılmış... Ortalarında da Esen Püsküllü... Eliyle mektup yığınını gösterip, «İşte benim hazinem...» diyor ve tomardan rastgele bir tanesini çekiyor:

- «Saygıdeğer Esen Hanım... Sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim. Acaba adresime bir fotoğraf yollamanız...»

Elini yığının içine bir defa daha sokuyor Esen Püsküllü. Bir hayranı da, mektubunda şöyle yazıyor:

- «Bugüne kadar hiçbir filminizi kaçırmadım. Sizden bir ricam var: Adresime bir fotoğrafınızı yollamanızı istesem, acaba...»

Ve mektuplar, ardı arkası kesilmeden geliyor, geliyor... Esen Püsküllü ise bu mektuplardan hiçbirini, atlamadan okumaya, cevaplandırmaya çalışıyor.

- «Ayda ortalama ne kadar mektup alıyorsunuz?» diye soruyoruz.

Esen bir an duruyor ve: «Günde aşağı yukarı 20 mektup aldığıma göre 10 günde 200, ayda da 600 mektup gelmesi lazım» diye cevap veriyor.

- «Peki...» diyoruz, «Mektupların konusu, özellikleri nedir? Neden bahsederler, ne isterler sizden hayranlarınız?»

Gülüyor Esen Püsküllü, «Ne istemez, nelerden bahsetmezler ki» diyor:

- «Genellikle mektuplar imzalı resim istemekle noktalanır. Bu arada yakın eş-dost gibi hal hatır soranlar, sohbet edenler, para, elbise isteyenler de yok değil. Arada bir hediye de yolluyorlar. Mesela Ahmet (Esen Püsküllü'nün 3,5 yaşındaki oğlu) doğduğu zaman mektupların içinden küçük küçük hediyeler çıkmıştı... Maşallah'lar, nazarlıklar, danteller ve bunlara benzer bir sürü doğum hediyesi...»

O sırada zil çalıyor. Üç genç kız Esen Püsküllü'den resim istemeye gelmiş... Esen, «Tabii» diyor, «Seve seve...» Ve üç resmini imzalayıp hayranlarına veriyor... Yanımıza dönüp koltuğa oturduğu zaman sözlerine kaldığı yerden devam ediyor:

- «Gecesiyle, gündüzüyle, sıcağıyla, soğuğuyla ye ödenmemiş bir yığın bonosuyla Yeşilçam aslında pek cazip bir yer değildir... Çoğu kez insan evinin, yuvasının kadını olmak istiyor. Ama postacı kapıya, elinde yığın yığın mektupla dayandığı zaman karamsarlık bir anda yerini pespembe duygulara bırakıyor, insanın Yeşilçam hakkındaki kanaati bir anda değişiveriyor»

Sözlerini tamamlar tamamlamaz açılmış bir mektubu bize uzatıyor ve: «Okuyun lütfen» diyor, «Siz olsanız sinemayı, size kalpten bağlanmış insanları bir kalemde silip atabilir misiniz?»

Ak kağıdı açıp okumaya başlıyoruz. Elazığ'dan, bir hanım hayrandan gelen bir mektup, daha doğrusu «Manzum» bir mektup... Buram buram samimiyet, sımsıcak bir sevgi var satırlar arasında... Mektubu baştan sona okuduktan sonra Esen Püsküllü'nün sorusuna bir tek kelimeyle cevap veriyoruz:

-  «Haklısınız...»

(1 Ağustos 1971)