Dans pistinden beyazperdeye geçen yıldızlar

Yayın Tarihi : 02 Aralık 2016
2018
Eşref Kolçak, Nilüfer Aydan, Sezer Sezin, Yılmaz Duru, Nilüfer Sezer, Özcan Tekgül ve Aysel Tanju gibi birçok isim önce dansta, sonra sinemada isim yaptı.

 

Gerçek adı Hermin Arslanoğlu olan dansöz Ayşe Nana, kendi hesabına Çılgın Bakire adlı bir film yaptı.Danstan beyazperdeye geçen ilk oyuncular 1923 yılında çekilen "Leblebici Horhor Ağa" filminde görülür. İstanbul'a göç etmiş Beyaz Rus kadınlarının dansöz olarak oynadıkları bu filmde bazıları da dans dışında ufak roller almışlardı. Madame Sarmatov, Anna Mariyeviç, Helena Artinova bunların en meşhurlarıdır.

"Leblebici Horhor" 1935'te ikinci defa çevrildiği zaman filmin dansöz rollerini yapanlar "Darülbedayi"nin operetlerinde oynamış dansözlerdi. "Leblebici Horhor Ağa"nın ilk versiyonundan 10 yıl sonra çevrilen "Karım Beni Aldatırsa" filminde ise Şehir Tiyatrosu balerinlerinden faydalanıldı. Yabancı operetlerden bozma bir konu ve üslup taklidiyle meydana getirilen bu filmde dansör veya dansözlerin aktör ve aktris hüviyetiyle rol alması yerine yaşlı başlı Şehir Tiyatrosu sanatkarları dans ediyordu. Mesela, İsmail Galip Arcan'ın;

"Dosya koltukta
Rüzgarda yelken
Dosya koltukta
Geliyorum ben..."

Eşref Kolçak, sinemadan önce dansör olarak operetlerde oynuyordu.diyerek müziğe uyarak dans etmesi her yönden güldürücü bir etki yapıyordu. Bu komik duruma Hazım Körmükçü de;

"Aldatırsa beni karım
Ben ona bir iş yaparım
Temizlerim namusumu
Sağlam bir nikah kıyarım."

danslı şarkısıyla katılıyor; Muammer Karaca oda Karadeniz şivesiyle;

"Yaparım harakiri
Benzerim Caponlara
Kurbanun oldum Nuri
Ben bağıra bağıra" 

diye söyleyip oynuyordu.

Aynı yıl çevrilen "Söz Bir Allah Bir" ve "Cici Berber" ritimlerine Zozo Dalmas ile Şevkiye May katılınca "operetçileri" bir filmde oynatma yolu açılmış oldu. Şevkiye May, gözlerini dünyaya sahnede açmış, devrinin en meşhur kantocularından Mari Ferha ve Komik Şevki Bey'in kızıydı. Zozo Dalmas, Yunanistan'dan gelmiş dansöz-şantöz karışımı bir operetçi olarak tanınmıştı. Tiyatro rejisörü ve bestekar Muhlis Sabahattin'in kızı Melek Tayfur da 1934 yılında "Milyon Avcıları" filminde "rol yapan kadın" sıfatıyla çalışmaya katılmıştı.

Nilüfer Aydan-Yılmaz Duru ikilisinin, Yeşilçam'dan önce Amerika'ya kadar uzanan bir dans yaşamları olmuştu.1938 yılında "Aşkın Gözyaşları" adıyla gösterilen Mısır filmiyle "Arap filmleri modası" başladı. Altı yıl süren bu moda yerli filimlerde "göbek sahneleri" denilen alaturka dansözlerin ortaya çıkmasına sebep oldu. Arap dansözlerinin sinema seyircileri üzerindeki büyük ticari tesirlerini gören filmciler yerli dansözlere kapılarını açtı. Gençlik yıllarında, Mısır sinemacılığının kuruluşunda büyük roller oynamış olan Türk rejisör ve aktörü Vedat Örfi Bengü, İstanbul'a geldikten sonra yaptığı her filme bir dans sahnesi koymayı gelenek haline getirmişti. Gece klüplerinden ve "Ses Opereti"nden angaje edilen dansözler, önceleri filmlerde sadece dans ederken sonraları rol almaya başladı. Sahneden gelme bir deyimle "role çıkanlar" yavaş yavaş dansözlüğü - veya dansörlüğü - beğenmez oldu.

Dansöz Özcan tekgül, sinemada önce dans etti, sonraları kötü kadın rollerine çıktı.Bunlardan Ayşe Nana, kendi hesabına "Çılgın Bakire" adında bir film yaparak "aktris"lik sınıfına atlamak istedi. Asıl adı Anahit olan Nergis Moğol ile Semiramis, İnci Birol, Jale Yılmaz, İnci Eroğlu, Emel Alev, Jak Biçaçi ve El Zöhre yerli filmlerde dansözlük ve dansörlükten ileri gidemediler.

Nimet Alp bu yıllarda yapılan filmlerde baş rollere kadar çıkan ilk dansözdü. "Lüküs Hayat", "İstanbul Geceleri", "İstanbul Çiçekleri", "Şehir Yıldızları", "Vur Patlasın Çal Oynasın", "Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar" gibi filmler dansöz Babuş'u tanıttı. "Attila Revüsü"nde dansöz olarak çalışan Sezer Sezin, sonraları Vedat örfi Bengü ile "Sezer Tiyatrosu"nu kurmuş, sahnede aktris olmuştu. Filmlerinde dansöz sıfatıyla çalışmayan ilk kadın sinema artistlerimizden olan Sezer Sezin, "Vurun Kahpeye" filmiyle kendisine sağlam bir mevki hazırladı.

Çeşitli operetlerde ve gazinolarda dansör olarak çalışan Eşref Kolçak 1945'te, film artistliğine figüranlıkla başladı. "Son Gece" filminde bir Alman askerinin üniformasını giymişti. 1951'de rejisör Şinasi Özonuk'un "Affet Beni Allahım" filminde başrolü vermesiyle Eşref Kolçak, operetlerdeki dansörlüğü bıraktı; aktör oldu.

Yılmaz Duru da Eşref Kolçak'la aynı sahnede dans ediyordu. Fakat onun sinemaya geçmesi daha geç oldu. Rejisör Çetin Karamanbey'in çevirdiği "İki Ateş Arasında" adlı kordela ile adımını yerli sinemaya atmış oldu. "Tayfun", "Arzu", "Ayrı Dünya", "Karadut", "Aşk Günahı", "Sepetçioğlu" gibi filmlerde jönprömiye olarak lanse edilen Yılmaz Duru'nun ayrıldığı eşi Nilüfer Aydan da vaktiyle dansözdü. 1958 yılında Aydan'ı Taksim Gazinosu'nda dans ederken gören rejisör Osman Seden, "Altın Kafes" filminde oynatmıştı.

Nilüfer Sezer, hem dans etti, hem de kötü kadın rolleri oynadı. Geçen yıl evlenerek, beyazperdeden ayrıldı.Özcan Tekgül ise Türk filmlerinde dansöz alarak işe başlayanlardandır. Hala gece kulüplerinde dans eden özcan Tekgül'ün ilk filmi 1956'da çevirdiği "Kaybolan Gençlik"tir. Bugüne
kadar 36 filmde rol alan ve dans eden Özcan Tekgül, bugünlerde "Sokak Kızı'nı çevirmekte ve "Artık dansözlüğü bırakıyorum" demektedir.

Dansözlüğü bırakmak üzere olan ikinci kadın artistimiz Aysel Tanju'dur, ilk filmi olan "Aşkın Gözyaşları"ndan beri 43 film çeviren Aysel Tanju, bu filmlerin yarısından çoğunda sadece dansöz olarak görünmüştü.

Yerli filmlerin şu son iki-üç yıl öncesine kadar olanlarında dans sahneleri çoğunluğu kaplıyordu. Hemen her filmde en az iki-üç dansöz bulunuyordu. Hatta dışarıdan gelenlerle birlikte çevrilen "co-production"larda bile bu oluyordu. 1960 İlk filmi Kır Çiçeği Zeynep olan Aysel Tanju, önceleri filmlerde sadece dans ediyordu. Şimdi ise önemli roller oynuyor.yılının sinema mevsiminin başından itibaren bu anlayış hemen hemen değişti. Artık yerli filmlerde dans sahnelerine önem verilmemeye başlandı. Prodüktörler artık dansın ön planda olmasını istemiyordu. Çünkü halk artık bıkmıştı. Aktör ve aktrisler de prodüktörlerinbu fikirlerini benimsemişti. Ama bu arada bazı film şirketleri gene içinde saçma-sapan dans sahneleri bulunan filmler çeviriyorlardı.

Halk arasında, adı "göbek"e çıkan, dans sahneleri, artık halk da tutmadığı için, pek yakında filmlerden tamamen kalkacak gibi...

(Not: Manşet fotoğrafında İnci Birol bir film sahnesinde görülüyor...)

(Yazı: Enis Rıza Olcayto - Ses Dergisi - 16 Haziran 1962)