Cilalı İbo ile şen şakrak bir röportaj

Yayın Tarihi : 23 Ekim 2016
542
Cilalı İbo tiplemesiyle ünlü, Şehir Tiyatrosu'nun namzet sanatçısı Feridun Karakaya, bugün film başına 50.000 lira alan neşeli, espri meraklısı, iyi kalpli bir insandır...

 

Damlara çıkıyor, duvarlardan atlıyor, yalınayak sokağa fırlıyor, çıplak ayağını bir boyacının sandığına koyuyor, "Boya" diyor "İki renkli olsun... Sütlü kahverengi ile yoğurt gibi beyaz... Önce, Hint yağıyla yumuşat, kenarlarına da vernik çek!" Boyacı şaşırıyor: "Ben bugüne dek çıplak ayak boyamadım ki." Ötekinde laf mı ararsınız: "Ben yüz bile boyadım, cilaladım. Nüfus kağıdımda Feridun Karakaya yazar ama, bana adayla sanıyla Cilalı İbo derler..." Boyacı, bu söz üzerine gülümsüyor. Feridun Karakaya: "Ben" diyor "Gün gelecek. Ayakkabı boyacılarının kralı olacağım."

Zeki Müren kabul etmeseydi, Cilalı İbo diye bir karakter hiçbir zaman olmayacaktı...Feridun Karakaya'nın yanındaki arkadaşı, "Filmlerde ayakkabı boyadığını gördüm ama, yüz boyadığını yeni duyuyorum!" diyor...

Feridun Karakaya, şakalaşmayı bırakıyor:

- "Onu nereden bileceksin! Kamera gerisindeki işimdi bu... Kemal Film firmasında 'makiyör' olarak çalışıyordum... O günlerde, Zeki Müren'in 'Berduş' filmi çekiliyordu. Bir boyacı rolü vardı. Rejisör Osman Seden'e, 'Ağabey boya değil mi, ha yüze sürmüşüm, ha papuca!' dedim. Osman Seden, Zeki Müren'e, 'Ne dersin, Feridun'u oynatalım mı?' deiye sordu. Geleceğim, Zeki Müren'in iki dudağı arasından çıkacak söze bağlı! 'Oynasın' demez mi? Ben durur muyum, başladım çiftetelli oynamaya... ilk defa kendi yüzümü boyadım. Boya sandığını aldım. Gören 40 yıllık boyacı sanırdı. Kasketimin siperliğine de tebeşirle 'Cilalı İbo' diye yazdım. Osman Seden gördü, 'Sil onu' dedi. Siler gibi yaptım. Film piyasaya çıktıktan sonra farketti ama, geç kalmıştı. Bu 'Cilalı Ibo' tipi bir tuttu ki, sorma! 1000 liraya pazarlık etmiştim... 'Cilalı İbo'nun faiziyle 1500 lira verdiler... 'Berduş'tan sonra tam 20 film şirketi teklifte bulundu. Her biri 5 bin lira veriyordu. Beş kere yirmi, eder 100.000 lira... 'Hayır' dedim. Kemal Film, 12.500 lira verdi. O günden bu yana, boya tarifeleri artışına paralel olarak 'Cilalı İbo'ya da durmadan zam yaptı. Şimdilik, narh 50 bin lira..."

Feridun Karakaya, ayakkabısını boyatırken, boyacılarla şakalaşmadan edemez...Arkadaşı şaşırıyor:

- "Yahu jönler bile 25-30 binden yukarı çıkmıyor!"

Feridun Karakaya gülümsüyor:

- "Onların işi kolay! Kıza bir göz süzüyorlar, koluna giriyorlar, dansediyorlar, sonra alıp gidiyorlar. Benim rolüm var. Dama, ağaçlara çıkıyorum. Kafamda odunlar kırılıyor, ensemde boza pişiyor. Biz ağır işçiyiz kardeşim. Harp içinde, millete 250 gram ekmek verilirdi. Ağır işçiler ise koca bir somun alırdı, unuttun mu?"

- "Peki tiyatroya girişin?.."

- "Gaziosmanpaşa Ortaokulu'nda öğrenciydim. Bir okul temsilini Necdet Mahfi Ayral da seyretmiş. Beni beğenmiş. 'Şehir Tiyatrosu'na gel' dedi. Gittim. Tam iki yıl bedava çalıştırdılar. Ya bir de beğenmeselerdi. Her halde üste para alacaklardı."

'Sabaha koşarak başlarım... Uyanır uyanmaz koşmak güç geliyor ama, ne yaparsın ekmek parası! İki dakika fazla uyumak için, 200 metreyi 25 saniyede almak zorunda kalıyorum. Akşam eve dönerken, koşmak şöyle dursun, yürümek bile istemiyorum. Ama Merih'e kavuşma isteği yok mu, işte onun hatırına yavaş yavaş yürüyorum!'Bu sırada Ferudun Karakaya'nın cebinden bir müzik duyuluyor... Hem de tatlı, kıvrak bir türkü: "Edirne'nin boyacıları birinci!" Cilalı ibo, bir yandan ara nağmesi yapıyor, bir yandan da konuşuyor:

- "Cep radyom var. Birisine 400 lira borç vermiştim. Bir türlü alamıyordum, radyosunu kapıp kaçtım. Benim kadar koşamadığı için benim 400 liram onda kaldı, radyosu da bende. Yani radyo müziği ile ilgilenirim: Şerif İçli, Artaki Candan, Yorgo Bacanos ile Çaykovski, Chopin ve List'i çok severim! Neden mi? Chopin'in filmini gördüm, List'in de romanını
okudum. 960 sayfaydı, baştan 100 sayfayı okudum, gerisini karım anlattı. List'in en kuvvetli tarafı 64 yaşından sonra evlenmesidir."

- "Şerif içli ile List arasında ne gibi bir ilgi var? Pek ayrı şeyler değil mi?"

- "Pantolonla ceket de pek ayrı şeyler ama, ikisi de aynı adamda birleşiyor."

- "Sevdiğiniz yazarlar?"

- "Halit Kıvanç, Samim Var, Adnan Akın, Kahraman Bapçum, $evket Soley."

- "İyi ama, bunlar spor yazarı. Mesela, Reşat Nuri, Yakup Kadri..."

- "Bana ne kardeşim, o senin saydıkların toplu iğne başı kadar imza koyacaklarına yazılarına, benim saydıklarım gibi berber tabelası kadar büyük imza alsalardı onları da tanırdım.
İnsanın tanınması için etiketinin büyük olması gerekir. Küçük etiketi kimse göremez. Bak ben bile 15 metre genişlikteki perdede görününce tanındım."

'Hani, bir zamanlar gazeteler yazmıştı. Sokak lambalarını kontrol heyeti kuruluyor, diye... O heyet bizim eve uğrasa, vallahi ampul değiştirmekten, kafalarını kaşıyacak vakit bulamaz. Ben değiştirmekten yoruluyorum, karım her gün yeni ampul almaktan yorulmuyor'Feridun karakaya sözüne, bir virgül boyu ara veriyor:

- "Boş ver" diye devam ediyor. "Gül gibi geçinip gidiyoruz işte... 33 yaşındayım. Bir karım, bir deniz motorum var. Karımın adı "Merih", motorumunki Neptün. Hep havai adlar... Karım
teyzemin kızıydı. 'Yabancıya gitmesin' diye alıverdim. Denizi hiç sevmez. Dokuz yıldır yüzme öğreneceğim, der durur. Neyse, geçen yaz dizkapaklannı ıslattı."

Saatine bakıyor:

- "Filme geç kaldım" diyor. Duvarlardan atlıyor, biraz sonra evinin kapısından yıldırım gibi çıkıyor. Elinde bir boyacı sandığı, başında "Cilalı İbo" yazılı kasket, yoldan geçen bir taksiyi çeviriyor...

(Not Manşet fotoğrafında Feridun Karakaya ile eşi Merih yer alıyor. Karakaya'nın bu fotoğraf için esprili yorumu şöyle: "Merih'te hayat var mı, yok mu?" diye tartışanlar, gelip de bana sorsunlar, 'Hayat var ama, huzur yok! Tabii karım Merih'ten söz ettiğimi anlamışsınızdır. Evde, şöyle serbest kalıp, gönül rahatlığıyla ile bir senaryo bile okuyamam!"

(Ses Dergisi - 19 Mayıs 1962)