Bu koltukta üç Altan Erbulak oturuyor!

Yayın Tarihi : 04 Ocak 2013
12268
19 yıllık karikatürist, 19 filmin komedyeni, 1961-62 tiyatro sezonunun «En İyi Aktör» armağanını kazanan oyuncu Altan Erbulak'ın eşinin de, kızının da adı Altan. Nikah şahitleri de iki Altan. Şöhretli aktör, «Daha dokuz çocuğum olsa onların adını da Altan koyardım» diyor. Yukarıdaki fotoğrafta üç Altan Erbulak birlikte...

Kaşlarını kaldırıp gözlerini hayretle bize dikti:

- "19 senedir karikatür çizerim. Kimse benimle, karikatürist olduğum için röportaj yapmadı. Ancak sinema ve tiyatroda oynadıktan sonra röportaj yazarları, foto muhabirleri kapımı çalmaya başladı. Vallahi üzülüyorum yani karikatürist olmak, artist olmak kadar önemli değil mi? Karikatürcü daha ufak bir iş mi yapıyor? İçerler dururum,niçin yazarlara, ressamlara, diğer sanatçılara sinema artistleri kadar yer vermiyorlar diye! Ben film çevirmeseydim, demek kimse benimle röportaj yapmayacaktı."

Hareketli, tatlı, şirin bir anlatışı var. Çok zeki ve nüktedan olduğu hemen belli oluyor. Cin gibi parlıyor gözlerinin içi:

- "Kardeşim, her şeyden önce, karikatürcüyüm ben!.. Bembeyaz bir kâğıt üzerine, hiç yoktan bir şey yaratıyorsunuz. Bembeyaz kâğıt üzerine, dedim. O kâğıda bir şey yapmanın zevki var ya? İşte o eser tamamen sizin oluyor, başkasının değil... Hangi tiyatro veya sinema oyunu tamamen sizin olabilir. Piyesi, senaryoyu hep başkası yazar rejisör de başkasıdır. Tiyatroda yazar olmak isterdim. Virtüözluk iyi ama besteci, yaratıcı olmak daha iyi. Ama, beterin beteri var. Bana sinema ve tiyatro artisti diye değil de, canlar yakmış bir katil olduğum için de gelebilirdiniz!"

Bir kahkaha atıyor: "Pall Mall cigarasını çıkarıp şimşek gibi bir hızla çakmağı çakıyor:

- "Çakmak çakmada Türkiye rekorunu kırdım; Hüseyin Baradan'ı yendim" diyor. "Ben çakmağı cepten çıkarmadan yakıyorum, o ancak çıkardıktan sonra yakabiliyor. Düşmanlarımı çakmak düellosunda yenmek için karım bana özel cepler yaptı: Geniş, rahat... Daha elimi sokar sokmaz, çakmağın kapağını açabiliyorum. Ondan sonrası kolay... Usta kovboylar gibi, tabanca yerine, çakmağı ateşliyorum. Yırtılan, yanan ceplerin yerine yenilerini yapmaktan bizim hanım artık usandı."

Altan Erbulak'ın hanımının adı da Altan, kızının adı da Altan... Hikayesine başlamadan önce şöyle bir soru sorduk:

- "Eşinle, adı Altan olduğu için mi evlendin?"

- "Yooo... Evlenmemizin adımızla ilgisi yok... Ressam Firuz Aşkın iyi arkadaşımdı. Beraber çalışıyorduk. Bizim hanım da Firuz'un kızkardeşidir. Bir gün çalıştığımız yere geldi. Ben, daha adını duymadan, görür görmez evlenmeye karar verdim. Ama, adı benim gibi, Altan çıktı. Adı ne olursa olsun alacaktım. Evlendik. Nikah törenine Altan Karındaş ile Altan İlkin şahit olarak geldiler. Nikah memurunun adının da Altan olmasını isterdim. Aradık taradık. İstanbul'da Altan adında bir nikah memuru bulamadık. Ama kızımın adını Altan koydum. Oğlum da olursa onun da adını Altan koyacağım..."

- "Bu kadar çok Altan karışıklığa sebep olmaz mı?"

- "Niye olsun? Biz evde birbirimizi hiç karıştırmıyoruz. Hem Türk tarihine baksanıza: Sadece Osmanlı Padişahları arasında bile beş Mehmet var. Hiç karışıklık oluyor mu?"

- "Karikatüristliğini de biraz anlatsana."

- "Daha Işık Lisesi'nde okurken, 10 yaşımda filan, yanımda oturan Mehmet Tatari ile 'Kim daha çabuk karikatür çizecek' diye yarış yapardık. Böylece antrenmanlarımı yapıp 1943'te, 14 yaşımda "Markopaşa"da ilk karikatürümü yayınladım. Ondan sonra, 'Çocuk Sesi', 'Doğan Kardeş', 'Hafta', 'Akbaba', 'Karikatür', 'Tef' ve 'Pazar'da karikatür çizdim. 1949-53 arası 'Vatan', 1955'ten sonra 'Yeni Sabah'tayım. Film çevirmeye ve tiyatroda oynamaya başladığım zaman kariyerimin en yüksek noktasına gelmiştim: Babıali'de gündelik gazetede siyasi karikatür çizmek... Eğer film çevirmeye başladığım zaman Evkaf'ta memur olsaydım, eski mesleğimi bırakabilirdim. Ama, karikatür çizmekten hayatımın sonuna kadar vazgeçemem."

- "Film ve tiyatro hayatın nasıl başladı?"

- "1955'te amatörce tiyatroya başladım. Karım da benimle aynı piyeslerdeoynardı: Gogol'ün "Bir Evlenmesi" Cep Tiyatrosu'nda ilk oynadığım piyestir. Üç yıl arka arkaya 'Bir dahaki sefere bırakacağım' diyerek sahneye çıkıyordum. Olmadı, tiyatro bizi bırakmadı."

- "Yani, başarı kazanınca bırakamadın?"

- "Başarı denilen şey, her şeyden önce tesadüf... Uygun piyes düşüyor, kendinizi gösteriyorsunuz. Fakat sonra o seviyede durmak zor... İyi şöhrete layık olduğunuzu herkese göstermek güç"

Altan Erbulak oyuncaklara, çekici ve gösterici sinema makinlerine, fotoğrafa da çok meraklı... Resim ve karikatür çizmediği zamanlar uzun filmler çekiyor. Sonra bunları karısına, kızına, dostlarına gösteriyor:

- "Biz çocukken oyuncakla oynamadığımız için oyuncağa hasretiz. Kızıma Almanya'dan gönderilen oyuncaklarla ben oynuyorum. Hemen hepimiz böyleyiz."

- "Başbakan olsan ilk iş olarak ne yapardın Altan?"

- "Önce memleketteki bütün kahvehaneleri kapatırdım. Türkiyeyi cennet yapabilecek milyarlarca iş saati kahvelerde boşuna harcanıp gidiyor."

- "Başından geçmiş bir ilginç bir olay?"

- "Karabük'te 'Sokak Kızı İrma' piyesini oynuyoruz. Sinema müdüründen arkadaşımız Cenan Akın bir piyano istedi. Kontrol etti. Baktı, akordu yok. Gitti, sinema müdürüne:

- 'Piyanonun akordu yok. Anahtarı verir misiniz? Akort edeceğim' dedi.

- 'Ne demek o?' diye müdür sordu.

- 'Yani sesleri düzelteceğim.' Adam yanındaki anahtarı uzatırken şöyle konuştu:

- 'Peki kardeşim, düzelt. Düzelt ama, işi bitince gene eski haline getir. Sonra sahipleri kızar belki!' dedi..."

( 8 Eylül 1962)