Audrey Hepburn ile İstanbul'da 24 saat

Yayın Tarihi : 20 Ocak 2016
4389
Hollywood'un ünlü yıldızı Audrey Hepburn, 1968 yılında İstanbul'u ziyaret etti, bir güne tüm ünlü bina ve müzeleri sığdırdı.

 

Sinemanın ünlü yıldızlarından Audrey Hepburn, eşi Mel Ferrer'in İstanbul'u ziyaretinden tam 410 gün sonra sıcak bir Temmuz günü uçakla İstanbul'a geldi. Genç yıldız, limanda demirli duran «Calinos» yatına gidecek, orada kendisini bekleyen dostlarıyle beraber, Karadeniz ve Akdeniz kıyılarını dolaşacaktı.

Audrey Hepburn ve Yul Brynner'in eşi Doris, geziye Sultanahmet Camisi'nden başladı.Garip bir tesadüf eseri, yıldızın eşi Mel Ferrer de geçen yıl bir Haziran günü uçakla İstanbul’a gelmiş ve limanda demirli bulunan bir gemide kendisini bekleyen arkadaşlarına katılmıştı. O günlerde Mel Ferrer'e eşi Audrey'nin nerede olduğunu soranlara aktör, «Karım da İstanbul'a gelmeyi çok istiyordu, ama İsviçre'de hastalandığı için gelemedi» demişti...

Mel Ferrer'in İstanbul'u ziyaretinden Audrey'in İstanbul'a varışına kadar geçen süre içinde ünlü çiftin müşterek hayatı sayısız fırtınalarla çalkalanmış, bütün dünya gazetelerinde karı-kocanın ayrılmaya karar verdiğini belirten haberler yayımlamıştı. Arkasından da gerek Audrey Hepburn, gerek Mel Ferrer ile ilgili çeşitli dedikodular bütün dünyaya yayılmıştı. Bu arada Audrey Hepburn, yirmi yıllık meslek hayatının en parlak devresine girmiş, başarılı bir oyuncu olarak her zamankinden daha fazladikkati çekmeye başlamıştı. İsviçre'de muhteşem bir şato yavrusunda oğluyla yalnız yaşayan Audrey Hepburn çeşitli film çalışmaları için Avrupa başkentlerini dolaşmış, geçen yıl da «Karanlığa Kadar Bekle» isimli filmdeki başarılı oyunu için Oscar adayı gösterilmişti.

Bir zamanlar yılda ancak bir tek film çevirebilen yıldız, 1968 kışında aldığı cazip tekliflere dayanamayarak bir filmi tamamlar tamamlamaz hemen yenisi için hazırlığa başlamıştı. İstanbul'a gelmeden bir süre önce de Roma'da ünlü modaevlerini dolaşıp yeni çevireceği filmde giyeceği kıyafetleri tespit etmişti.

Audrey Hepburn ve Doris Brynner, Sultanahmet Camisi'nde çıplak ayakla dolaştı.Bu işi tamamladıktan sonra da kısa bir tatili hakettiğine inanmış ve aile dostu Yul Brynner'in eşi Doris Brynner'in de dahil bulunduğu bir grupla birlikte geziye çıkmıştı.

39 yaşındaki Audrey Hepburn, uzun boylu, incecik, zarif bir genç kadın. Yüz ifadesi, vücudunun inceliği ve çocuksu tavırları, onun yaşını göstermesine mani oluyor. Kocaman güneş gözlüklerini gözlerinden hiç eksik etmemesi, Audrey'in tanınmasını hayli güçleştiriyor.

Fakat bir bakıma bu gözlükler, yıldızın çok da işine yaradı diyebiliriz. Zira, İstanbullu hayranları onu görür görmez tanıyamadılar, dolayısıyla ünlü yıldız, hayranlarının tezahüratından bunalmadan rahatça şehri gezebildi. Ancak gazetecilerin peşini bırakmaması Audrey'in İstanbul'daki 24 saatine biraz gölge düşürdü.

Yeşilköy'de uçaktan indiği zaman, «İstanbul'a bol bol yüzmek için geldim» demişti. Fakat şehrimizde geçirdiği 24 saat içinde denize girmeyi bir kenara bırakın, ayağını bile suya sokamadı. 24 saatin 12 saatini müzeleri, tarihi yerleri gezmekle, üç-dört saatini yemek yemekle, geri kalanını da Bahama bandıralı Calinos yatında uyuyarak geçirdi.

Audrey'in misafir kaldığı yat, Mario Torlanio adında bir İtalyan iş adamına aitti. Yattaki misafirler arasında ise eski İtalyan kralının yeğeni olduğu belirtilen bir kont ve Yul Brynner'in eşi Doris Brynner dikkati çekiyordu. Yıldız, şehrimize gelişinin sebeplerini bize şöyle açıkladı: «Bu, benim İstanbul'a ikinci gelişim. İlkinde İstanbul'da pek az kaldım. Geçen yıl kocam İstanbul'a uğramıştı. Tatilimi burada geçirmemi o tavsiye etti.»

Audrey Hepburn, Calinos yatında daldığı uykudan ancak öğleye doğru uyandı. Saat 12:15'te de Dolmabahçe'den karaya çıktı. Üzerinde gayet sade uzun kollu, mini etekli beyaz üzerine mavi puvantiye bir elbise, ayaklarında, bale pabuçlarını andıran mavi trapezler vardı. Çantası beyazdı. Elbisesiyle uyuşan bir şifon eşarbı vardı. Kemikleri teker teker sayılabilen yüzünü, koskocaman bir güneş gözlüğü örtüyordu.

Audrey Hepburn, Süleymanıye Camisi'nin önünde...Yıldız, yanındakilerle birlikte doğruca yabancıların «Mavi Cami» adiyle tanıdıkları Sultanahmet Camii'ne geldi. Caminin kapısında herkes gibi o da 'patik'lerini dışarda bıraktı, içeriye yalınayak girdi. Audrey, büyüklerinin yanından kaçmak için fırsat kollayan ve bir türlü söz dinlemeyen yaramaz çocuklar gibi sekerek oradan oraya koşuyor, her fırsatta arkadaşlarının yanından ayrılıp caminin bir başka köşesine gidiyordu.

Her şeyi yakından görmek, her şeyi öğrenmek isteyişiyle de bilgiye susamış bir çocuktan farksızdı. Sultanahmet Camii'nden sonra Süleymaniye Camii'ne gidildi. Tesadüf bu ya, Audrey ile arkadaşlarının Süleymaniye Camii'ne geldikleri saatlerde caminin içinde bir film çevriliyordu. Kamera karşısında çalışırken, rahatsız edilmenin ne demek olduğunu gayet iyi bilen yıldız, camiyi çok beğenmekle beraber, meslektaşlarını rahatsız etmemek için geziyi kısa kesti.

İstanbul, en sıcak günlerinden birini yaşıyordu. Gerçi caminin içi serindi, ama dışarısı alev alev yanan bir çöl gibiydi. Audrey ve arkadaşları caminin hemen karşısındaki kahveye gidip birer buzlu gazoz içtiler. Ünlü yıldız şişeyi ağzına dayayıp buz gibi gazozu içtikten sonra, kervan tekrar yola dizildi. Audrey Hepburn, Topkapı Sarayı'nı ve Kapalıçarşı'yı görmek için sabırsızlanıyordu.

Audrey Hepburn, Topkapı Sarayı'nda en fazla porselen ve hazine dairesiyle ilgilendi. Züccaciye dükkanlarının önünde kesesine ve zevkine uygun takım seçmeye çalışan ev hanımlarının dikkati ve merakı içinde Osmanlı saraylarının sofralarını süsleyen porselen eşyaya baktı da baktı.

Ünlü yıldızı, Topkapı Sarayı'nda büyüleyen aşyalardan biri de Şah İsmail'in tahtı oldu. Yıldız, salonun ortasında durmakta olan geniş tahtı görünce hemen yanına gitti. Gözlüğünü çıkarıp dikkatle inceledi. Şah İsmail ve tahtı hakkında rehberden bilgi aldıktan sonra hükmünü verdi:

- «Bu tahtın sahibi her halde çok şişman bir adammış. Buraya benim gibi yirmi kişi daha oturabilir...» Sinemanın tüy sıklet yıldızı Audrey, 43 kilo ağırlığı, 1.68 boyuyla, gerçekten Şah İsmail'in geniş tahtı için pek küçük kalıyordu.

Süleymaniye'deki bir kafeteryada dinlenen Audrey Hepburn'e çevredeki vatandaşlar büyük ilgi gösterdi.Sıra Ayasofya Müzesi'ne gelmişti. Yıldız bir ara müzenin ses yayma durumunu anlamak için hafif bir sesle İtalyanca bir şarkı mırıldanmaya başladı. Sesi, günümüzün şarkıcılarını aratmayacak kadar tatlı ve tesirliydi. Ayasofya Müzesi'nde özellikle kadın ziyaretçilerin ilgisini çeken dilek sütunu, Audrey'i pek ilgilendirmedi. Etrafındakiler sütundaki dilek deliğine parmağını sokup bir dilekte bulunup bulunmayacağını sordukları zaman, Audrey omuzlarını silkti, «Benim isteklerimin hepsi yerine geldi. Şimdilik başka hiçbir isteğim de yok. Zaten olsa da, parmağımı deliğe sokacağıma, isteklerimi gerçekleştirmek için kolları sıvayıp kendi metodlarımla bu işi başarmaya çalışırım.»

Çocukluk hayallerini, genç kızlık isteklerini ve mesleki ihtiraslarını gerçekleştirdiğini ifade eden yıldız, bu defa da, karnını doyurmak isteğini gerçekleştirmek için «Pandeli» lokantasına gitti. 43 kiloluk yıldız, boğazına bir hayli düşkün. Istakoz, siyah havyar, levrek, sigara böreğinden ibaret yemeğini yeyip buzlu birasını içtikten sonra, bir porsiyon da cevizli baklavayı bu yaz sıcağında hiç şikayet etmeden yiyebildi. Baklavayı pek beğenmişti. Garsondan bir porsiyon baklava daha isteyip onu da afiyetle silip süpürdü.

Audrey Hepburn ve beraberindekiler son olarak Kapalıçarşı'yı gezdi.Müzeleri, camileri gezdikten sonra, lezzetli bir yemek yemek, Audrey ve arkadaşlarının çok hoşuna gitmişti, ama iş hesabı ödemeye gelince yüzler asıldı, kaşlar çatıldı. Garson 675 liralık bir hesap pusulası çıkarmıştı. Audrey ve Doris Brynner'in yanındaki erkekler hesabı ödeme konusunda birbirleriyle tartışmaya giriştiler. Neticede lokantaya hesabın ancak 550 elli lirasının ödeneceği bildirildi.

Yemekten sonra doğruca Kapalıçarşı'ya gittiler. Audrey, kuyumcu dükkanlarının vitrinlerini dikkatle seyretti. Onu gören de binlerce liralık mücevher almaya hazırlandığını zannederdi, ama Kapalıçarşı'dan dönerken yıldız sadece 80 dolarlık (800 liralık) alışveriş yapmıştı.

Sevimli yıldızın İstanbul gezisinde bir dakika olsun peşinden ayrılmamıştık. Eşi Mel Ferrer'den gerçekten ayrılıp ayrılmadığını sorduğumuz zaman o çocuksu yüz sinirli bir havaya büründü. Koyu renkli camların altında iri gözlerinin kısıldığını farkettik. Yıldız, sorumuzu cevapsız bırakmayı tercih etmişti. Fakat daha sonra sevdiği aktörlerden söz ederken, önce «Mel Ferrer» demeyi ihmal etmedi. Audrey'in yüzü gene aydınlanmış, eski neşesine kavuşmuştu. Yıldızın beğendiği diğer aktörler ise Yul Brynner, Kirk Douglas ve Peter Ustinov'du. Yeniler hakkında kesin bir bilgisi olmadığını söylüyor. Bir filmin başarılı olmasının, artistlerden ziyade rejisöre bağlı olduğu kanısında. Filmlerde söz ederken, İngiliz, Fransız, İtalyan, Alman diye bir ayırım yapmak istemiyor. Filmleri iyi, ya da kötü filmler diye ayırmanın daha doğru olacağını söylüyor.

Sinemanın ünlü yıldızı Audrey Hepburn, fazla konuşmayı sevmiyor. Düşüncelerini daha ziyade hareketleriyle anlatmak istiyor. Genellikle mütevazı, neşeli, harekatli, fakat içine kapanık bir insan olduğunu söyleyebiliriz.

(Yazı: Azize Bergin - Ses Dergisi - 27 Temmuz 1968)