Atatürk ve sinema

Yayın Tarihi : 30 Ekim 2012
10806
Sinemanın önemini 1920'li yıllarda gören Atatürk, "Sinema öyle bir keşiftir ki, bir gün gelecek dünya medeniyetinin cephesini değiştireceği görülecektir" demişti.


Büyük Ata her konuda olduğu gibi ileriyi gören üstün zekasıyla, sinemanın da ileride toplumu büyük ölçüde etkileyecek bir buluş olduğunu, daha o günlerde keşfetmişti. Onun bu konudaki düşünceleri aşağıdaki sözlerinde açıkça belirmektedir:

«Sinema öyle bir keşiftir ki, bir gün gelecek barutun, elektriğin ve kıtaların keşfinden çok, dünya medeniyetinin cephesini değiştireceği görülecektir. Sinema, dünyanın en uzak köşesinde oturan insanların birbirlerini tanımalarını sevmelerini temin edecektir. Sinema, insanlar arasındaki görünüş ve düşünüş farklılıklarını silecek, insanlık idealinin tahakkukuna en büyük yardımı yapacaktır. Sinemaya layık olduğu yeri vermeliyiz.»

**********

Kurtuluş Savaşı bitmek üzeredir. Mustafa Kemal, 1922'de İstiklal Savaşı sırasında çekilen filmlerin birleştirilip bir dökümanter film yapılmasını ister. O karışık günlerde dahi bu büyük savaşa dair elde bir belge kalması gerektiğini düşünmektedir. Büyük insan, o günlerde horlanan sinemaya verdiği değeri bu davranışlarıyla belli etmekte, bunca işinin arasında hazırlanan filmle de her fırsatta ilgilenmektedir.

İstiklal Savaşı'nı konu alan ve bugün elimizde bulunan tek belge film o günlerde hazırlanır. Atatürk, 1933'te İran Şahı Rıza Pehlevi'nin Türkiye'yi ziyaretinde bu filmi Dolmabahçe Sarayı'nda seyreder. Zamanın Akademiler Kumandanı Ali Fuat Erdem'e filmin daha da genişletilmesini emreder. Çalışmalar yapılır, «İstiklal» adı verilen dökümanter daha detaylı olarak yeniden hazırlanır.

Ata, 1937'de bir gün filmin bitip, bitmediğini sorar. «Size ait sahnelerin ekserisi hareketsiz resimlerden olduğu için tamamlanamadı» cevabını alınca şöyle der:

- «Ben hayattayım. Milli Mücadele'ye ait bütün evrakım, kılıcım, çizmem halihazırda mevcut olduğuna göre, çağırdığınız anda bana düşen vazife ve görevi yapmadım mı? Böyle bir teklif karşısında kalsam memnuniyetle kabul eder, bir artist gibi filmde rol alır, hatıraları canlandırırdım. Bu milli bir vazifedir. Çünkü Türk gençliğine bu mücadelenin kazanıldığını canlı olarak ispat etmek, hatıra bırakmak bu filmle mümkün olacaktır.»

Atatürk'ün bu arzusu ne yazık ki, gerçekleşmemiş ve Kurtuluş Savaşı'na ait daha sonraları yapılan bütün çalışmalara rağmen, elde eksik bir montaj filminden başka bir şey kalmamıştır.

«Sinemanın keşfi yanında tarihte devirler açan olaylar bir hiç mesabesindedir» diyen Büyük Atatürk gerçekten gerektiği zaman kamera karşısına çıkmaktan çekinmemiştir. Türkiye'nin en eski film operatörlerinden Cezmi Ar'ın o günlere alt bir hatırasında bu açıkça ortaya
çıkıyor:

- «İzmit'te Gazi'nin de katıldığı bir resmi geçidi filme almaya gitmiştik. Gazi Paşa'nın da filmini çekmek istiyordum. Korkarak haber gönderdim. Arzumu kabul etmti. 'Çekinmeyin. Sinema sanatının icabatı neyse söyleyin hemen tatbik edelim' dedi.

Bunun üzerine Paşa'nın çeşitli açılardan filmini çektim. Fotojenikti. Kamera karşısında rahatlıkla hareket ediyordu. Bittikten sonra etrafındakilere şöyle dediğini duydum: 'İleride bugünü görmeyenlere bir ibret hatırası olur bu resmi geçit'. Büyük önder işte böylesine ileri
görüşlü bir insandı.»

1934'te Sergey Yutkeviç ve Lev Oskaroviç'in birlikte çevirdikleri «Ankara, Türkiye'nin Kalbidir» adlı filmden çok memnun kalan Atatürk 1937'de «Montaj Film» türünün kurucusu ve en usta sanatçısı Esther Shaup'la Kurtuluş Savaşı'na ait filmin tamamlanması konusunda işbirliği yapmayı düşünmüştü. Hatta bunun için Atatürk aynı yıl Münir Hayri Egeli ile müşterek bir senaryo hazırlamıştı. «Ben Bir İnkilap Çocuğuyum» adını verdikleri senaryoyu Münir Hayri filme alacak ve Atatürk kamera karşısına çıkacaktı. Fakat hastalığı onun bu düşüncelerinin gerçekleşmesini önledi. Ata, Kurtuluş Savaşı'nı gösteren filmde kamera karşısına çıkamadan aramızdan ayrıldı.

(Ses Dergisi -27 Ekim 1973)