Davut Sulari, Erzincan'dan İstanbul'a atla geldi

Yayın Tarihi : 16 Ocak 2016
2389
Türkiye'nin en önemli halk ozanlarından biri olan Davut Sulari, 3 bin 580 kilometrelik yolu, atıyla 4,5 ayda tamamladı.

 

17 Ocak 1985'te kaybettiğimiz Aşık Davut Sulari'nin, ölüm yıldönümü anısına...

* * *

Sazın sapına sarıldığımız yıllardaydı (1955), günün sevilen deyişi "Kız Senin Derdinden Derbeder Oldum", bizim de kanımıza girmişti. Sabah akşam çalar söyler, anamızı babamızı bıktırırdık. Önceleri "Öküzüm Torbadan Düştü", "Gördün mü?" örneği bir "çerez" türkü sanıyorduk. Sonradan halk müziği denizinin ortasında kaybolunca, "deyişlerin", halk ezgileri içerisinde özel bir yeri olduğunu, "Kız Senin Derdinden Derbeder Oldum"un Aşık Davut Sulari'nin duygu ve düşüncelerini yansıttığını öğrendik. Kuşkusuz yeteneğimizin sınırlılığına bakmadan da Davut Sulari'ye öykündük.

Aşık Davut Sulari, çok sayıda bilinen türkünün bestecisi ve derleyicisidir.Erzincanlı Davut Sulari, geçtiğimiz hafta 3 bin 580 kilometre yol tepip, İstanbul'a geldi. "Sulari'nin gelişi olay mı?" diyeceksiniz belki ama, gerçekten olay. Bakın dinleyin, Aşık nasıl gerçekleştirmiş bu yolculuğu:

- "Tam dört buçuk ay önce kar gibi beyaz atımla yola çıktım. Erzincan'dan buraya gelene kadar da 8 il, 52 ilçe ve 150 köyden geçtim. Her köyde durup, atımı suladım, yemledim, sazımı çaldım, dinledim, dinlettim. Ben bu ülkenin bu milletin bir aşığı olduğum için, halkla benin aramda bir duygu alışverişi vardır. Bir yöreden aldığım duygu ve düşünceleri, aşıklık geleneğine uyarak ilden ile, köyden köye taşıdım. Erzincan'dan buraya kadar at sırtında gelmemin nedeni, bir geleneğin sürdürülmesinden başka amaç taşımıyor. Sazım sırtımda 1949 yılından bu yana Anadolu'yu kanş karış geziyor, hem ülkemi hem de insanlarını yakından tanımaya, ondan etkilenmeye, bazen de onu etkilemeye çalışıyorum."

Biliyorsunuz, aşıklık geleneğinde bir "düşünüp" söyleyenler bir de "irticalen" söyleyenler var.  Davut Sulari hem düşünüp hem de anında söyleyen aşıklardan. Bazen bir güzele duygularını düşüne düşüne söylediği olur, bazen de aşıklık geleneği gereği "atışır".

(Yazı: Erol Aktı - Gong Dergisi - 14 Ocak 1981)