Artistler ve Evleri Dizisi (4) Ediz Hun

Yayın Tarihi : 12 Haziran 2012
27269
Ediz Hun, Büyükada'da annesi ve babası ile birlikte yaşadığı evde, en çok şöminenin başında kitap okumayı seviyor.


1966 yılındaki ev ziyaretlerimize Yeşilçam'ın genç yıldızı Ediz Hun ile devam ediyoruz...

**********

Geniş L seklindeki misafir salonunda ilk gözümüze çarpan, büyük pencereler ardında Marmara'nın ayaklar altına serilen ihtişamı oluyor. Değişik şekilde mavi ve yeşil koltuklar, camın önünde bir kitaplık ve odun parçalarından yapılmış kaktüs saksıları var. Koltuğun arkasında Çinli şapkalarına benzeyen bir abajur odaya ayrı bir güzellik vermiş.İnsanların giyimi kadar, evlerini döşeme tarzları da zevkleri hakkında iyi bir fikir verebilir. Bugün Ediz Hun'un annesi ile babasına ait olan Büyükada'daki evi geziyoruz. Ediz bu evle annesi babası kadar uğraştığı için, her köşede onun zevkinden birer parça bulmak mümkündür.

* * *

Büyükada'nın Maden Nevruz mevkiinde, Yakacık'tan Çamlıca'ya kadar olan manzarayı gören, 12 metre cephesi, 12 metre derinliği olan şipşirin bir dağ evi vardır. Buranın sıcak ve insana huzur veren görünüşü, önünden geçenleri «Kim bilir içinde oturanlar ne mutlu kişilerdir?» diye uzun uzun düşündürür. Burası Ediz Hun'un annesi ve babası ile birlikte yaşadığı evdir.

Bahçe kapısından içeriye girdikten sonra üç basamaklı bir platformla sokak kapısına varırsınız. Taşlarla süslenmiş üst tarafı yuvarlak sokak kapısından geçince dört köşe bir antre ile karşılaşırsınız. Bu antreye sağda iki, solda iki olmak üzere dört kapı açılır.

Salondaki şöminenin sağ yanında bir eski zaman sehpası ve duvarda yağlıboya tablolar yer alıyor.Sağdaki ilk kapının yanına büyük bir ayna ve bir portmanto konulmuştur. Bu kapıdan içeriye girerseniz Ediz'in yatak odasında bulursunuz kendinizi. Sağ tarafta bir divan ve arkasında bir kitaplık bulunur. Buradaki kitapların çoğu Almanca eserlerdir. Ediz kitap okumasını çok sever.

Divanın önünde yine iki sıra raftan meydana gelmiş bir ikinci kitaplık daha vardır. Üzerinde saksı içinde bir Noel çamı durur. Ediz'in odasının tam karşısında daha genişçe bir oda vardır, burası annesi ile babasının odasıdır.

Soldaki ikinci kapı genişçe salona açılır. Kapıdan içeriye girdiğiniz zaman geniş camlar ve ardında, bütün ihtişamı ile ayaklarınızın altına serilen Çamlıca'dan Yakacığa kadar olan bir manzara görürsünüz.

 İşte Ediz Hun'un yatak odası. Sağda bir divan, arkasında bir kitaplık üzerinde bir gece lambası var. Yatak odasını Ediz Hun kendi zevkince dösemiş.Bu misafir salonunda «Rustik» stilde taşlarla bezenmiş bir şömine var. Ediz, «Bu şöminenin başında kitap okumak bana sonsuz huzur veriyor. Burasını çok seviyorum» diyor. Evin muhtelif duvarlarında, tahtaları ustaca yakmak suretiyle meydana getirilmiş İstanbul manzaraları
yer alıyor.

Bu arada yağlıboya tablolar dikkati çekiyor. Değişik stilde mavi ve yeşil koltuklar, camların önünde yine bir kitaplık, odun parçalarından yapılmış kaktüs saksıları ve küçük su kabaklarından yapılmış insan portreleri odayı süsleyen ilgi çekici eşyalar. Her birinin üzerinde titizce çalışmanın izleri hemen göze çarpıyor.

L şeklindeki salonundan yemek odasına, oradan da arka bahçeye geçiliyor. Ediz, Avrupa şehirlerinin sembollerini taşıyan kaşıkları küçük bir vitrinde toplamış. Duvarda, Ediz'in iki dedesinin resimleri yer almış. Ortada büyük bir yemek masası duruyor. Etrafında altı sandalye var.

 Büyükada'daki şirin evin, güzel manzaralı bir verandası da var.Antrenin sonundan kaptan köprüsüne çıkan merdivenlere benzeyen basamaklardan çatı katına çıktık. Burada da iki oda var ama, daha ziyade depo ve kiler olarak kullanıyorlar.

Bahçedeki kırk tonluk bir sarnıç evin su ihtiyacını karşılıyor. Ediz Hun,  «İstanbul'da film işleri için kaldığım zamanlar, bu sakin evim gözümde tütüyor» diyor.

(Ses Dergisi - 1966)