Yarınlarını kendisi yaratan adam

Yayın Tarihi : 20 Ocak 2013
8843
1975 yılındaki ilk Eurovision macerasında "Yarınlar Bizim" şarkısı ile halk oylamasının birincisi olan Ali Rıza Binboğa'nın çocukluğu büyük yoksulluk içinde geçti.


Babasının ona, kitap, defter alacak parası yoktu. Okuduğu her türküye karşılık, arkadaşları kendisine bir defter sayfası veriyordu. Annesi, bu sayfaları dikiyor ve defter yapıyordu oğluna...

**********

Yıl 1950... Şubat'ın 26'sı... Kayseri'nin Ördekli köyünde kış, her yıl olduğu gibi yine yaman... Kar diz boyu...

(Solda: Ali Rıza Binboğa'nın doğduğu Kayseri'nin Ördekli Köyü...)

Alihan Binboğa'nın karısı Fatma, altıncı çocuğuna hamile. Kıvranıyor doğum sancılarıyla. Binboğalar'ın büyük kızı karın kalınlığına, soğuğun şiddetine aldırmadan koşuyor köyün içlerine doğru...

- "Döndü Anaaaaa, Döndü Ana... Gel hele anama bir hallar oldu!..."

Döndü Ana, köylüden birkaç kadını alıyor, koşup geliyor Binboğalar'ın evine. Baba Alihan Binboğa, beş çocuğunu alıp uzaklaşıyor evden. Ayıptır köylük yerde böyle şeyler...

Uzaklaşıyorlar uzaklaşmasına ya, toprak damın altındaki inlemeler çınlıyor kulaklarında, beşinin birden... Ve bir ağlama duyuluyor çok geçmeden. Bir ses yankılanıyor Alihan Binboğa'nın kulaklarında:

- "Alihan Emmi bir oğlun oldu!..."
Şu çileli dünyaya hoşgeldin, Ali Rıza Binboğa...

(Solda: Ali Rıza Binboğa üniversite öğrenciliği yıllarında...)

Bundan sonrasını, daha doğrusu aklının erdiği yıllardan sonrasını Binboğa'dan dinliyoruz:

- "Yokluk, yoksulluk içinde büyüdüğümü çok kereler anlattım. Ama böylesi derinine inmedim. Geçmişimden utanmıyorum, ancak geriye de dönmeyi hiç istemiyorum. Evet, tam dört yaşındaydım. Babam aldı bir akşam beni karşısına. Ocağın başında oturuyorduk. Elektrik yok köyümüzde. Ocakta yanan odunların ışığı vuruyor babamın yüzüne... Çocuğum ama konuştuklarının ne denli içten olduğunu hissediyorum yüzündeki yarı aydınlık ifadeden. Söze şöyle girdi babam:

- 'Ali Rıza, dinle oğul... Daha pek küçüksün ya, senin okuyup büyük adam olmanı istiyorum. Ben okuyamadım, ağabeyini okutmak istedim, o da okumadı. Bak köyde herkeslerin oğlu mektebe gidiyor, istiyorum ki, Alihan Binboğa'nın da mektepte oğlu var desinler!'"

- "O zamanlar kızları okula göndermiyorlardı. Bu nedenle babamın tüm umudu bendim. Ve ben dört yaşındayken, kayıtsız olarak beni okula gönderdi. Okul evimize uzaktı. Bizim memleketin kışı kötü olur. Babam o kışta kıyamette beni sırtına alır, okula götürür ve okul dönüşü yine sırtında eve getirirdi."

- "Üç yıl kayıtsız olarak devam ettim okula. Beş sınıf, tek bir oda vardı. Bu yüzden bütün sınıfın derslerini birden öğreniyordum. İlkokul birinci sınıfına kayıtlı olarak gittiğim zamanlar, beşinci sınıf bilgilerine sahip bir öğrenci idim.  Her şey iyi güzeldi de, ya yoksulluk..."

- "Kitap, defter alacak paramız yoktu. Beşinci sınıftan mezun olanlar bana kullanılmış, dolu, defterlerini veriyorlardı, yazıları silip tekrar kullanılabilecek hale getiriyordum... Bir de..." Gülümsedi Binboğa ve yıllar sonra bile unutamayacağı bu öyküsünü şöyle anlattı:

- "Teneffüslerde, büyük sınıflardaki çocuklar beni yazı tahtasının önüne çekip, 'Bir türkü söylersen sana bir defter yaprağı veririz' diyerek türkü söyletirlerdi bana. Durmadan bıkmadan söylerdim. Bununla kalmazlardı... Türkünün bitiminde bir de kafamı tahtaya vururdum. O zaman, iki defter yaprağı hak ederdim. Bu defter sayfalarını annem diker ve bana defter yapardı..."

- "Yaz aylarını çok severdim.. Çobanlık yaptığım yıllarımı ömrümün sonuna dek unutmayacağım. Çıkardım dağa bayıra... Türkülerimle çınlatırdım dört bir yanı. Çoğu geceler dönmezdim eve.Toprak üzerinde koyunların arasında uyurdum."

(Solda: Müzik, Ali Rıza Binboğa'nın yaşamında çok şeyi değiştirdi...)

İlkokulu çok iyi derece ile bitiren Ali Rıza Binboğa, daha sonra parasız yatılı öğretmen okulunu kazanmış. En güzel yılları olmuş "öğretmen okulu".
Dinliyoruz:

- "Devlet bize iki takım elbise ve ayakkabı verdi. Çok güzel yemekler çıkıyordu.. Sıcacık odamızda ders çalışıyor, karnımızı doyuruyorduk, işte bunları gördükten sonra geçmişteki günlerimin sıkıntısını daha iyi anladım.."

Ali Rıza Binboğa, daha sonra müzik öğretmeni olmak amacıyla, Ankara'ya gitmiş, müzik seminerlerine katılıp piyano öğrenmiş. Ardından Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nu bitirmiş, İstanbul Teknik Üniversitesi sınavlarına girip Elektrik Bölümü'nü kazanmış.

-"Devletin sağladığı 270 lira ile bir ay geçinmeye çalışıyordum. Bunun içinde yemek, yatmak, yol ve okul masraflarım var. Sefalet başladı yeniden. Bununla birlikte hastalıklar da başgösterdi tabii. Bu arada boş durmak istemiyordum. Dostlar Tiyatrosu'nda bir yıl tiyatro eğitimi gördüm. Devlet Opera ve Balesi'nde şan dersleri aldım. TRT çok sesli korosunun sınavına girdim ve kazandım, ancak Ankara'ya gitmem gerektiğinden geri döndüm. Bu arada "Mihriban" adlı bir plak yaptım. Okulum bitti elektrik yüksek mühendisi oldum. Oldum ya, bir de bana sorun. Ondan sonrasını zaten biliyorsunuz"

"Biliyorsunuz" diyor ve yaşamının bundan sonrasını dizelerle anlatıyordu:

"Baharım geldi, güllerim bitti, ocağım tütüyor... Yokluk, yoksulluk hiçbirinizi yıldırmasın dostlarım, Hepinizin baharı gelsin, ocağı tütsün, gülleri bitsin..."

(Şubat 1980)