İşte Naşit'in kızı Adile'nin dünyası

Yayın Tarihi : 10 Aralık 2016
6604
Sanat yaşamına 14 yaşında çocuk tiyatrosunda başlayan ve sonrasında birçok tiyatroda oynayan Adile Naşit, 1971 yılından bu yana da Yeşilçam'da tam 31 filmde rol aldı...

Adile Naşit, eşi Ziya Keskiner ile mutfakta...1944 yılında 14 yaşında bir kız vardı. Kuşaklar boyu süren bir sanatçı ailenin tek kızıydı bu genç kız. Adı, Adile Naşit... Şehir Tiyatrosu'nun çocuk bölümünde temsiller veriyor, o dönemin ünlü isimlerinden olan babası Naşit Özcan'la kantocu annesi Amelya'dan tiyatro dersleri alıyordu. Sonra uzun yıllar ağabeyi Selim Naşit'le birlikte çalıştı. 1946'da Muammer Karaca Tiyatrosu'na girdi. Ve sahne yaşamındaki gücünü, yeteneğini 16 yıl çalıştığı bu tiyatroda ortaya koydu. Ardından kendi adına bir topluluk kurdu. En son yıllar ise Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan grubuna katılarak sahne çalışmalarını burada sürdürdü. Tiyatro hayatına da yine aynı toplulukta son verdi.

Evet, Adile Naşit'in tiyatroyu bıraktığı yıllar 1975'e rastlıyor. Dev sanatçının 31 yıllık sahne hayatı, kendi isteği ve ekonomik nedenlerle son bulmuştu. Fakat büyük sanatçı için yeni bir kapı açılıyordu. Yeni bir dünyanın oyuncusu olacaktı: Sinema.

Adile Naşit boş zamanlarda hayranlarından gelen mektuplara cevap veriyor, imzalı resim isteyenleri kırmamaya çalışıyor.Tiyatro yıllarında olduğu gibi, beyazperdede de başarılı yapıtlar ortaya koyan Naşit, tiyatroyu bıraktıktan sonra kendisini iyiden iyiye sinemaya adadı. Film üstüne film çeviriyor ve komedi dalında kadınlar arasında neredeyse Yeşilçam'ın tek ismi oluyordu. Tıpkı, yıllar öncesi istanbul halkını gülmekten kırıp geçiren babası ünlü Komik-i Şehir Naşit Bey gibi.

Evet, 32 yıllık sanatçı diye söz ettik Adile Naşit'ten. Ve bu 32 yıllık sanatı boyunca, kuşaklara seslenen güçlü oyunuyla ilk kez ödül alıyordu. Sinemadandı bu ödül. Bu yıl yapılan 13. Antalya Film Festlvali'nde «İşte Hayat» filmindeki kompozisyonuyla «En Başarılı Kadın Oyuncu» seçildi. Bu ödül sanatçıya her ne kadar «İşte Hayat» filmiyle veriliyorsa da, aynı zamanda tüm sanat hayatının büyük başarısını simgeliyordu. Evet «Altın Portakal» alan Adile Naşit, sinemadaki acemilik günlerini ve görüşlerini şu sözcüklerle dile getiriyordu:

Adile Naşit'in en büyük tutkularından biri de çiçekleri...- «Sinemaya 1971 yılında 'Beyoğlu Güzeli' adlı filmle geçtim. Bu güne kadar tam 31 filmde oynadım. Sinemayı çok seviyorum. Fakat tiyatronun yeri de başka. Ben tiyatroda dünyaya gelmişim. Bu yüzden tiyatroyu da çok severim. Ancak tiyatroda maddî ve manevi birçok imkansızlıklar var. İşte bundan dolayı tiyatroyu bırakıp tamamen sinemaya geçtim. İleride imkan olursa tekrar kendi adıma bir tiyatro kurup çok iyi şeyler verebileceğime inanıyorum. Ancak şu anda sinemadaki durumum gayet iyi. Almış olduğum 'Altın Portakal' sanat için verdiğim 32 yılın bir ödülüdür. Fakat hiçbir zaman ödül alacağım diye çalışmadım. Bundan sonra da ödül alacağım diye iddialı değilim. Her sanatçı ihtiras sahibi olabilir. Fakat bu ihtirası iyiye kullanmak önemlidir bence, insan tevazuyu kaybetmediği sürece her şeyi yapabilir.»

Adile Naşit'in evinin en özel bölümü, küçük yaşta kaybettiği oğlu Ahmet Keskiner, babası Naşit Özcan ve annesi Amelya Hanım'ın fotoğraflarının bulunduğu köşe...Adile Naşit, söylediklerini hareketleriyle sanat çevrelerine kabul ettiriyor. Hiçbir zaman; «Altın Portakal aldım. En başarılı kadın oyuncu seçildim» diyerek birlikte çalıştığı kimselerden kendisini ustun görmüyor. İşte, bu tevazu içinde çalışan yılların sanatçısının daha da başarılı olmaması için hiç ir neden olmasa gerek. Biz sanatçıya şu andaki başarısını neye borçlu olduğunu sorunca, şunları söyledi:

- «Uzun yıllar tiyatroda oynamamın, sinemada bana çok büyük faydaları oldu. Fakat, asıl başarımı çevreme ve bilhassa birlikte çalıştığım yönetmen Ertem Eğilmez'e borçluyum. Bence bir oyuncunun asıl başarısını sağlayan en büyük faktörlerden biri rejidir. Şu anda Arzu Film'le mukavelem var. Birlikte oynadığım arkadaşlarla çok iyi anlaşıyoruz. Oynayacağımız filmin senaryosunu bir ekip halinde hazırlıyor ve olayı yaşadıktan sonra gerekli düzeltmeleri yapıp ondan sonra sinemaya uyguluyoruz. Bu şekilde çalışmamız hem benim, hem de diğer arkadaşların sanat gücünü artırıyor ve başarılı olmamızı sağlıyor.»

Adile Naşit, kendisi gibi oyuncu olan ağabeyi Selim Naşit ile...Sansür konusunda neler düşündüğünü sorduğumuzda da sanatçı bize şunları söylüyor:

-  «Eğer sansür bu şekilde devam ederse, hepimiz mahvolduk demektir. Her filmde art düşünce aranmamalıdır. Sansürün olması gayet tabii bir şeydir. Ancak sansürün bu şekilde işleyişi Türk sinemasına iyi şeyler getireceği yerde, sinemamızı kötü yönden etkiler.»

Biz Adile Naşit'le bunları konuşurken, kocası Ziya  Keskiner, bir köşede oturmuş dinliyordu. Ona da Adile Naşit'in ilginç yönlerinin neler olduğu sorusunu yönelttik:

-  «Adile, saflık derecesinde iyi  kalpli  bir insandır. Sevdiği insanlarla  beraber olmayı çok ister. Batıl inançları çoktur. Evine bağlı iyi bir ev kadınıdır.  Bebekleri çok sever ve devamlı olarak çocuk hasreti çeker» 

Adile Naşit'in, bir döneme damgasını vuran babası ünlü komedyen Naşit Özcan...Bu sözlerden sonra Adile Naşit'in gözleri doluyor, sanki boğazında bir şeyler düğümleniyordu. Sanatçının bu kadar duygulanıp nerdeyse ağlayacak hale gelmesine sebep, oğlu  Ahmet'ti.  Evet,  Adile Naşit ve Ziya Keskiner  çiftinin  Ahmet adlı bir oğulları vardı. Onların her şeyleri, bütün tutkuları olan... Karı koca Gönül Ülkü-Gazanfer Özcan Tiyatrosu'yla İzmir'de çalışırken, Ahmet İstanbul'da bir hastanedeydi. Adile Naşit uçakla sürekli olarak oğlunun yanına gidip geliyordu. Fakat, amansız hastalık Ahmet'in yakasını  bir türlü  bırakmamış ve üç-dört gün içinde onu alıp götürmüştü. İşte, o günden bu yana Adile Naşit'in içinde bir çocuk hasretidir, sürüp gidiyor...»

- «Oğlumu kaybettikten sonra  bende bir çocuk hasreti başladı. Birkaç defa Darülaceze'den çocuk alıp büyütmeyi düşündüysem de kısmet olmadı. Nerede bir çocuk görsem severim. Fakat içimde yine de bir buruk acı vardır» diyen Adile Naşit'in dünyası işte böyle...

(Ses Dergisi - 7 Ağustos 1976)

Bu yazıyı kaçırmayın:

Adile Naşit'in başköşesindeki dram >>