February 2008 için Arşiv

İlk yarışmanın ödülü, sadece öterdi

Thursday, 14 February 2008

TV’deki İlk Yarışma
Bilgi yarışması programları aldı başını gidiyor. 100 bin, 500 bin derken, iş 1 milyon YTL’ye kadar vardı. Biraz bilgi, biraz şansla bir anda köşeyi dönmek olası.

Türk televizyon tarihindeki ilk bilgi yarışması programı ise çok mütevazıydı. Çekimleri de, konusu da, ödülü de…

Bu programı, 1963 yılında, Maçka’daki İTÜ binasından yayın yapan İTÜ TV’de Halit Kıvanç ile Vural Tekeli hazırlar. Liselerarası bir yarışmadır. Adı “Talih Kuşu”. Bu ismin seçilme nedeni de boşuna değildir. Çünkü ödül İstanbul Serinofil Derneği’nden gelmektedir: Bir adet canlı kanarya!

Halit Kıvanç, daha sonra Alman Televizyonu’nda gördüğü bir yarışmayı Türkiye’ye getirir. Ancak bu bir bilgi yarışması değildir. Futbol topunu küçük bir delikten geçirmeyi başarmak gerekir. Mini Gol, izleyicilerin büyük beğenisini kazanmış ve yıllarca sürmüştür.

Sultan’ı sollayan spiker

Thursday, 14 February 2008

Sanat ve TV dünyasının ünlülerinin ne kadar vergi ödediği hep merak konusu olmuştur. Kendi maaşından ne kadar vergi kesildiğini bilmeyen insanlar, ışıltılı yıldızların yaşamları kadar, kazançları ve ülkeye katkıları konusunda da bilgili olmaktan keyif alır.

Bu durum bugün olduğu gibi geçmişte de böyleydi. Bu merak konusunda “nostaljik” duygularını gidermek isteyenler için, 1978′den rakamlar seçtik.

Dönemin en önemli TV yıldızları, elbetteki spikerlerdi. O zamanlar, ana haberleri evlerimize taşıyan spikerlerin en önemlisi Aytaç Kardüz‘dü. Kardüz’ün maaşı, aylık tazminat, iki ikramiye, yakacak yardımı ve fazla mesai ile tamı tamına 21 bin 448 lirayı buluyordu. Ödediği yıllık vergi ise 143 bin 188 lira 80 kuruşa ulaşıyordu. Bu başarılı hanım spikerimizi, 114 bin 501 lira 18 kuruşla Şengül Karaca ve 100 bin 464 lira ile Tendü Yılmaz izliyordu. Aynı yıl en fazla vergi ödeyen sanatçıların başında 509 bin 127 lira ile Ajda Pekkan geliyordu. 344 bin 766 lira ile Zeki Müren 2., 275 bin 325 lira ile de Emel Sayın 3. sırada yer alıyordu.

İşin ilginç yanı en çok kazanan spiker olan Aytaç Kardüz’ün, 1978 yılı vergi ödemesinde, Türk Sineması’nın “Sultan”ı Türkan Şoray‘ı sollamasıydı. Kardüz, 124 bin 372 lira ile sanatçılar listesinin 11. sırasında yer alan Sultan’dan, 18 bin 886 lira 80 kuruş daha fazla vergi ödemişti.

“N’ayır, N’olamaz”ın gerçek öyküsü

Thursday, 14 February 2008

Abdurrahman Palay

Televizyonda bazı eski Türk filmlerini izlerken, artık Yeşilçam’la özdeşleşmiş bir “kült” ile karşılaşırız sık sık. Örneğin, yakışıklı genç, deli gibi sevdiği genç kızın bir pavyonda şarkıcılık yaptığını öğrenince bağırır: “N’ayır, n’olamaz”.Sesli harflerin başındaki o gereksiz “N” harfini yaşamımıza sokan kişi, dublaj sanatçısı Abdurrahman Palay’dan başkası değildi.Kendisi de bir çok filminde, Abdurrahman Palay tarafından seslendirildiği için bir “N’ayır, n’olamaz” mağduru olan Cüneyt Arkın, bir TV programında, bu olayın, o dönemde kullanılan dublaj aletinden kaynaklandığını anlatmıştı. Ancak Abdurrahman Palay’ın 1978 tarihli bir dergiye yaptığı analiz bambaşkaydı ve bir çok ünlü aktörümüzü öfkelendirecek türdendi. Palay, kendisine sıkça sorulan bu olayın nedenini aynen şöyle anlatıyor:

“Yeşilçam’da yıllarca kalitesiz filmler yapıldı. Bu kalitesiz filmlerden, kalitesiz oyuncular para kazandılar. Bunlara karşı bir mücadele vermek gerekiyordu. Ben de, ‘Çorbada tuzum olsun’ diyerek, bu kalitesiz sanatçılara sesimi verirken, özellikle n’ayır, n’olamaz diye konuştum. Bir anlamda onları küçük düşürmek için…”

Palay, söyleşide “Sesinizi verdiğiniz bu kalitesiz sanatçılar kimlerdi?” sorusuna yanıt vermekten kaçınıyor ve “N’ayır, n’olamaz”lı filmlere bir bakmanız yeterli. 28 yıl içinde sesimi vermediğim jön kalmadı” diyor.

Kel Aliço’nun “jigolo” torunu

Thursday, 14 February 2008

Nuri Alço, 1980′li yıllardan başlayarak Yeşilçam filmlerinden hepimiz için tanıdık bir sima olmuştur. Zengin kötü adam ya da jigolo tiplemeleriyle, hafızalarda iz bırakan karakter oyuncularından biridir. Bir ara da N.A.R.O ile yani “Nuri Alço Revival Organisation (Nuri Alço Kurtuluş Örgütü)” ile gündeme gelmişti. 

Nuri Alço’nun, 1982′de TRT için yapılan Sultanhisar Destanı ile başlayan televizyon dizisi serüveni ise, bugün de ekranlarımızda farklı programlar ile sürüyor.

Nuri Alço’nun, filmlerde Ahu Tuğba‘yı en çok tuzağa düşürüp, “kötü emellerine alet eden” oyuncu olması dışında, ailesinden gelen ilginç bir başka özelliği de var. Alço, müthiş bir dedenin oğlu, soyadını da ondan alıyor. Er meydanı Kırkpınar’da tam 27 yıl boyunca başpehlivanlığı kimseye bırakmamış olan Kel Aliço, Nuri Alço’nun dedesi.

Dedesini hiç görmemiş olan Nuri Alço, babasından onun hakkında çok şey dinlemiş. 1980′lerden kalma bir dergide anlatıyor: “150 kiloluk saman balyalarını çocuk oyuncağı gibi havaya kaldırır, bir tepsi baklavayı bir oturuşta yermiş. En büyük isteği çocuklarından birinin kendisi gibi güreşçi olmasıymış. Ama ne babam, ne de amcalarım bu arzusunu yerine getirememişler. Ben ise çayırda değil beyazperdede güreşiyorum. Dedemin Sarayiçi‘nde yaptığı güreşleri, Yeşilçam’da sürdürüyorum. İnanın bu daha yorucu oluyor…”